السفع: الأخذ بسفعة الفرس، أي: سواد ناصيته، قال الله تعالى: لنسفعا بالناصية [العلق/ 15]، وباعتبار السواد قيل للأثافي: سفع، وبه سفعة غضب، اعتبارا بما يعلو من اللون الدخاني وجه من اشتد به الغضب، وقيل للصقر: أسفع، لما به من لمع السواد، وامرأة سفعاء اللون.
Exdore translation — not part of the source
es-Sef': atın "süf'a"sından, yani perçeminin siyahlığından tutmaktır. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Andolsun onu perçeminden yakalayıp çekeceğiz (le-nesfe'an bi'n-nâsıyeti)" [96:15]. Siyahlık göz önünde bulundurularak ocak taşlarına (üzerine tencere konan taşlara) "süf'" denildi. Kişide "süf'atü gadab" (öfke karalığı) bulunur; bu, öfkesi şiddetlenen kimsenin yüzünü kaplayan dumansı rengin göz önünde bulundurulmasıyladır. Doğana (şahine) "esfa'" denildi; bu, onda bulunan siyahlık parıltısı sebebiyledir. "İmraetün sef'âü'l-levn" (rengi karamsı/esmer kadın) da denir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)