قوله تعالى: أغنى وأقنى [النجم/ 48] أي: أعطى ما فيه الغنى وما فيه القنية، أي: المال المدخر، وقيل: «أقنى»: أرضى. وتحقيق ذلك أنه جعل له قنية من الرضا والطاعة، وذلك أعظم الغناءين، وجمع القنية: قنيات، وقنيت كذا واقتنيته ومنه: 374- قنيت حيائي عفة وتكرما قنو القنو: العذق، وتثنيته: قنوان، وجمعه قنوان . قال تعالى: قنوان دانية [الأنعام/ 99] والقناة تشبه القنو في كونهما غصنين، وأما القناة التي يجري فيها الماء فإنما قيل ذلك تشبيها بالقناة في الخط والامتداد، وقيل: أصله من قنيت الشيء: ادخرته، لأن القناة مدخرة للماء، وقيل: هو من قولهم قاناه، أي: خالطه، قال الشاعر: أعائش ما لأهلك لا أراهم %~% يضيعون الهجان مع المضيع وبايعت ليلى بالخلاء، ولم يكن إذا قل مالي أو نكبت بنكبة 375- كبكر المقاناة البياض بصفرة وأما القنا الذي هو الاحديداب في الأنف فتشبيه في الهيئة بالقنا. يقال: رجل أقنى، وامرأة قنواء.
Exdore translation — not part of the source
Yüce Allah'ın "zengin etti ve servet/mal verdi" [53:48] sözü, yani: içinde zenginlik bulunanı ve içinde kunye (mal edinme) bulunanı verdi demektir; yani biriktirilip saklanan malı. Şöyle de denilmiştir: "aknâ (أقنى)": razı etti (hoşnut kıldı) demektir. Bunun tahkiki (asıl açıklaması) şudur: Ona rıza ve itaatten bir kunye (servet) kıldı; bu da iki zenginliğin en büyüğüdür. el-Kunye'nin (القنية) çoğulu: kunyât (قنيات). "Şunu edindim/biriktirdim" anlamında "قنيت كذا" ve "اقتنيته" denir. Bundan (şu beyit gelir): 374- Hayâ duygumu iffet ve kerem olarak edindim (biriktirdim). قنو el-Kınv (القنو): hurma salkımıdır. İkili (tesniyesi): kınvân (قنوان), çoğulu da: kınvân (قنوان). Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "sarkmış salkımlar" [6:99]. el-Kanât (القناة / kamış-mızrak) el-kınv'e (salkıma) benzer; çünkü her ikisi de birer daldır. İçinde su akan el-kanât (kanal, su yolu) ise, çizgi ve uzanış bakımından el-kanât'a (mızrağa) benzetildiği için böyle adlandırılmıştır. Şöyle de denilmiştir: Aslı, "bir şeyi biriktirdim (sakladım)" anlamındaki "قنيت الشيء" sözündendir; çünkü kanal (kanât), su için bir biriktirme yeridir. Şöyle de denilmiştir: Bu kelime, onların "قاناه" yani "ona karıştı (ortak oldu)" sözündendir. Şair şöyle demiştir: Ey Âişe, ne oluyor ailene, onları görmüyorum %~% soylu (asîl) deveyi, malı çarçur edenle birlikte ziyan ederken Leylâ ile tenha bir yerde sözleştim; olmadı ki malım azaldığında yahut bir felakete uğradığımda 375- Beyazın sarıyla karıştırıldığı (el-mukânât) bir bikr (ilk/taze renk) gibi Burundaki kamburluk (kartal burunluluk) anlamına gelen el-kanâ (القنا) ise, biçim bakımından el-kanâ'ya (mızrağa) benzetmedir. "Kemerli burunlu adam" için "racül aknâ (رجل أقنى)", (kemerli burunlu) kadın için "imraetün kanvâ' (امرأة قنواء)" denir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)