الكفء: في المنزلة والقدر، ومنه: الكفاء لشقة تنصح بالأخرى، فيجلل بها مؤخر البيت. يقال: فلان كفء لفلان في المناكحة، أو في المحاربة، ونحو ذلك. قال تعالى: ولم يكن له كفوا أحد [الإخلاص/ 4] ومنه: المكافأة. أي: المساواة والمقابلة في الفعل، وفلان كفؤ لك في المضادة، والإكفاء: قلب الشيء كأنه إزالة المساواة، ومنه: الإكفاء في الشعر ، ومكفأ الوجه، أي: كاسد اللون وكفيئه، ويقال لنتاج الإبل ليست تامة: كفأة ، وجعل فلان إبله كفأتين: إذا لقح كل سنة قطعة منها.
Exdore translation — not part of the source
el-Küf': Mertebe ve kıymet bakımından (denk olan). Bundan türer: el-kifâ', bir (kumaş) parçasının diğerine dikilip eklenmesidir; onunla çadırın arka kısmı örtülür. "Falan kişi, evlilikte (nikâhta) ya da savaşta veya buna benzer konularda falana denktir (küf')" denir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Hiçbir şey O'na denk (küfüv) olmamıştır" [112:4]. Bundan da el-mükâfee gelir; yani fiilde eşitlik ve karşılıklılık demektir. "Falan, husumette (karşıtlıkta) sana denktir" (denir). el-İkfâ': Bir şeyi ters çevirmek; sanki denkliği (eşitliği) gidermek gibidir. Bundan da şiirdeki el-ikfâ' (kafiye kusuru) gelir. "Mükfeü'l-vech": Yüzünün rengi solmuş, rengi donuk (kesat) kimse; "kefîuhu" da (aynı anlamdadır). Tam (olgun) olmayan deve dölüne "kef'e" denir. "Falan, develerini iki kef'e (bölük) yaptı" denir; bu, her yıl onların bir kısmını aşılattığı (dölettiği) zaman söylenir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)