← Kök sözlüğü
وجب

düştüğünde

1 geçiş

QAC kelime glossʼlarından türetilmiş temsili anlam

1
Geçiş
1
Lemma
1
Biçim
1
Sure

Klasik sözlük

وجب

الوجوب: الثبوت. والواجب يقال على أوجه: الأول: في مقابلة الممكن، وهو الحاصل الذي إذا قدر كونه مرتفعا حصل منه محال. نحو: وجود الواحد مع وجود الاثنين، فإنه محال أن يرتفع الواحد مع حصول الاثنين. الثاني: يقال في الذي إذا لم يفعل يستحق به اللوم، وذلك ضربان: واجب من جهة العقل، كوجوب معرفة الوحدانية، ومعرفة النبوة. وواجب من جهة الشرع كوجوب العبادات الموظفة. ووجبت الشمس: إذا غابت، كقولهم: سقطت ووقعت، ومنه قوله تعالى: فإذا وجبت جنوبها [الحج/ 36] ووجب القلب وجيبا. كل ذلك اعتبار بتصور الوقوع فيه، ويقال في كله: أوجب. وعبر بالموجبات عن الكبائر التي أوجب الله عليها النار. وقال بعضهم: الواجب يقال على وجهين: أحدهما: أن يراد به اللازم الوجوب، فإنه لا يصح أن لا يكون موجودا، كقولنا في الله جل جلاله: واجب وجوده. والثاني: الواجب بمعنى أن حقه أن يوجد. وقول الفقهاء: الواجب: ما إذا لم يفعله يستحق العقاب ، وذلك وصف له بشيء عارض له لا بصفة لازمة له، ويجري مجرى من يقول: الإنسان الذي إذا مشى مشى برجلين منتصب القامة.

Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir

Vücûb (الوجوب): sabit olmak, sübût demektir. "Vâcib" (الواجب) ise çeşitli anlamlarda kullanılır: Birincisi: Mümkinin karşıtı olarak (kullanılır). O, var olan/gerçekleşmiş öyle bir şeydir ki, ortadan kalktığı farz edildiğinde bundan bir imkânsızlık (muhal) doğar. Örneğin: ikinin varlığıyla birlikte birin varlığı; zira ikinin varlığı gerçekleşmişken birin ortadan kalkması imkânsızdır. İkincisi: Yapılmadığı takdirde kınamayı (levm) hak ettiren şey hakkında kullanılır. Bu da iki türlüdür: Akıl yönünden vâcib olan; tevhidin (birlik) bilinmesinin ve nübüvvetin bilinmesinin vâcib olması gibi. Bir de şeriat yönünden vâcib olan; belirlenip tayin edilmiş ibadetlerin vâcib olması gibi. "Güneş vecebe etti (وجبت الشمس)" denir: battığı zaman; "düştü, kayboldu" dedikleri gibi. Yüce Allah'ın şu sözü de bundandır: "Yanları yere düştüğünde (fe-izâ vecebet cunûbuhâ)" [22:36]. "Kalp vecebe etti, vecîben (çarptı, çarpıntı yaptı)" da denir. Bütün bunlar, onda vukuun (düşme/gerçekleşme) tasavvur edilmesi itibarıyladır. Hepsinde "evcebe (أوجب)" da denir. "Mûcibât (الموجبات)" ile de, Allah'ın kendilerine ateşi vâcib kıldığı büyük günahlar (kebâir) kastedilmiştir. Bazıları ise şöyle demiştir: Vâcib iki anlamda kullanılır: Biri: Kendisiyle, varlığı zorunlu (lâzimü'l-vücûb) olan kastedilir; zira onun mevcut olmaması doğru/mümkün değildir. Celâli yüce olan Allah hakkında "vücûdu vâcibdir (varlığı zorunludur)" dememiz gibi. İkincisi: Var olması gereken, hakkı var olmak olan anlamında vâcib. Fakihlerin, "vâcib: kişi onu yapmadığında cezayı hak ettiği şeydir" sözüne gelince; bu, onu kendisine ârız olan (sonradan ilişen) bir şeyle nitelemektir, kendisine lâzım olan (ayrılmaz) bir sıfatla değil. Bu da "insan, yürüdüğünde iki ayak üzerinde ve dik kâmetle yürüyen (canlıdır)" diyen kimsenin sözü konumundadır.

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)

Râgıb el-İsfahânî (ö. 502/1108), Müfredâtu Elfâzi'l-Kur'ân. Eser kamu malıdır; metin Safvân Adnân ed-Dâvûdî tahkiki üzerinden OpenITI korpusundan alınmıştır. Bu bir tefsir değil, kelime/kök çalışmasıdır.

Kök ailesi · 1

Bu kökten türeyen sözlük biçimleri (lemma), sıklığa göre

وَجَبَتْFiildüştüğünde1

Türevler · 1

وَجَبَتْ
düştüğünde
1

Geçişler