يقال: رجل هيمان، وهائم: شديد العطش، وهام على وجهه: ذهب، وجمعه: هيم، قال تعالى: فشاربون شرب الهيم [الواقعة/ 55] والهيام: داء يأخذ الإبل من العطش، ويضرب به المثل فيمن اشتد به العشق، قال: ألم تر أنهم في كل واد يهيمون [الشعراء/ 225] أي: في كل نوع من الكلام يغلون في المدح والذم، وسائر الأنواع المختلفات، ومنه: الهائم على وجهه المخالف للقصد الذاهب على وجهه، وهام: ذهب في الأرض، واشتد عشقه، وعطش، والهيم: الإبل العطاش، وكذلك الرمال تبتلع الماء، والهيام من الرمل: اليابس، كأن به عطشا.
Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir
Şöyle denir: "Recülün heymân" ve "hâim" = çok susamış adam. "Hâme alâ vechihî" = (belli bir yön gözetmeksizin) öylece gitti/başıboş gitti. Çoğulu "hîm"dir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Susamış develerin (hîm) içişi gibi içeceksiniz." [56:55] el-Hüyâm: develeri susuzluktan yakalayan bir hastalıktır; aşkı şiddetlenen kimse için de bununla mesel (misal) verilir. Buyurdu: "Görmez misin, onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar (yehîmûn)." [26:225] yani: her tür sözde — övgüde, yergide ve diğer çeşitli türlerde — aşırıya kaçarlar. Bundan (türer): "yüzü üzere hâim olan" (el-hâim alâ vechihî), yani doğru maksattan/yönden sapmış, öylece başıboş giden kimse. "Hâme" = yeryüzünde (başıboş) gitti; aşkı şiddetlendi; ve susadı. el-Hîm: susamış develer. Aynı şekilde suyu yutan kumlar (için de kullanılır). Kumdan olan "el-hüyâm": kuru (kum); sanki onda bir susuzluk varmış gibi.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)