Kur'an'a meal yoluyla yaklaşmak çoğumuz için ilk ve en samimi adımdır; kendi dilimizde Allah'ın sözünü anlamaya çalışmak güzel bir çabadır. Ama bu yolculukta dürüst bir şeyi baştan bilmek bizi rahatlatır: elimizdeki meal, metnin kendisi değil, bir okumadır. Bu yazı suçlamak ya da meal okumayı küçümsemek için değil; tam tersine, okuduğumuz şeyi daha bilinçli, daha huzurlu ve daha derin okuyabilmemiz için bir davettir.
Kuran ne diyor?
Kur'an, dilinin Arapça oluşunu birçok yerde bizzat vurgular ve bunu "anlama/akletme" amacına bağlar:
Şüphesiz ki akıl edesiniz diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. (12:2)
Böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. (13:37)
Dilin gündeme geldiği bir başka yerde, Kur'an'ı bir insanın öğrettiği iddiasına şu cevap verilir:
Yemin olsun ki biz onların "Onu ancak bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. İtham ettikleri şahsın dili yabancıdır. (Oysa) bu (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır. (16:103)
Ve dilin neden Arapça olduğu sorusuna dair:
Biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap'a yabancı dilden (kitap) olur mu?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır..." (41:44)
Anahtar kelime / kök
Yukarıdaki ayetlerin metninde tekrar eden iki kelime dikkat çeker: عَرَبِيّ (arabī) yani "Arapça" (12:2, 13:37, 16:103) ve 16:103'te geçen لِسَان (lisān) yani "dil/lisan". Bu, metin düzeyinde kesin bir gözlemdir: Kur'an kendi indiriliş dilini açıkça "Arapça" olarak niteler.
Ne öğreniyoruz?
(Aşağıdakiler ayetlerden çıkarılan yorum/görüştür, metnin birebir ifadesi değildir.)
Metin kendi dilini Arapça diye vurguladığına göre, başka bir dile aktarılan her metin artık "o dildeki Kur'an" değil, o ayetlerin bir çevirmen tarafından anlaşılmış hâlidir. Çevirmen kelime seçer, parantez açar, bir kökün birden çok anlamından birini öne çıkarır. Bu bir kusur değil, çevirinin tabiatıdır: her meal aynı zamanda bir yorumdur. 41:44'te Kur'an'ın "inananlar için bir rehber ve şifa" olarak tanımlanması da (görüş) anlamanın salt dilbilgisel bir aktarım değil, kalple kurulan bir ilişki olduğunu düşündürür.
Buradan pratik bir incelik çıkar: bir meal bize çok şey verir, ama "ayetin kesin ve tek anlamı budur" demez; sadece "çevirmen bunu böyle anladı" der.
Farklı okumalar
- "Sadece Arapça asıl bağlayıcıdır" okuması: Metnin kendisi Arapçadır; mealler yardımcıdır, fakat hüküm ve incelik asıl metinde aranır.
- "Meal yeterli bir kapıdır" okuması: Ayetlerin asıl maksadı anlaşılıp hayata geçsin diye indirildiğinden (12:2 "akledesiniz diye"), iyi bir meal samimi bir kul için yeterli bir başlangıç ve rehberdir.
Bu iki okuma birbirini dışlamaz; çoğu insan için ikisi birlikte yürür: mealle başla, asla daha çok yaklaş.
Dürüst sınır
- Metinde kesin olan: Kur'an kendi dilini açıkça "Arapça" diye niteler (12:2, 13:37, 16:103) ve bunu anlama/akletme amacına bağlar.
- Yorumda tartışmalı olan: "Hangi meal en doğrusu", "çeviri ne kadar bağlayıcı", "bir kökün hangi anlamı önceliklidir" gibi sorular yorum alanına girer; tek bir cevap dayatılamaz. Bu yazıda meal metinlerini M. Okuyan'ın okumasından aldık; bu da bir okumadır.
Sonuç: Meal okumak, sevgiyle açılan bir kapıdır; o kapıdan içeri girmekten çekinme. Sadece şunu hatırla: elindeki, bir çevirmenin samimi gayretiyle anladığı Kur'an'dır. Birden çok meali yan yana koymak, anlamı tek bir cümleye hapsetmemek ve mümkünse asıl metne biraz yaklaşmak, seni Allah'ın muradına daha da yakınlaştırır. Bu site de tam bu yüzden metni ve yorumu hep ayrı tutmaya çalışır. Yolun açık olsun.
Kaynak: Kur'an ayetleri (M. Okuyan meali). Metin/yorum ayrımıyla sunulur; fıkhî fetva değildir.