دلوت الدلو: إذا أرسلتها، وأدليتها أي: أخرجتها، وقيل: يكون بمعنى أرسلتها (قاله أبو منصور في الشامل) ، قال تعالى: فأدلى دلوه [يوسف/ 19]، واستعير للتوصل إلى الشيء، قال الشاعر: 159- وليس الرزق عن طلب حثيث %~% ولكن ألق دلوك في الدلاء وبهذا النحو سمي الوسيلة المائح، قال الشاعر: 160- ولي مائح لم يورد الناس قبله %~% معل وأشطان الطوي كثير قال تعالى: وتدلوا بها إلى الحكام [البقرة/ 188]، والتدلي: الدنو والاسترسال، قال تعالى: ثم دنا فتدلى [النجم/ 8].
Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir
"Delevtü'd-delve": Kovayı (suya) saldığın/indirdiğin zaman (bu ifade kullanılır). "Edleytühâ" ise: Onu çıkardım demektir. Bir görüşe göre bu ("edleytühâ") de "onu saldım/indirdim" anlamına gelir (bunu Ebû Mansûr eş-Şâmil'de söylemiştir). Yüce Allah buyurdu: "Derken kovasını sarkıttı" [12:19]. (Bu kök) bir şeye ulaşmak/erişmek için istiare olarak da kullanılmıştır. Şair şöyle demiştir: 159- Rızık, ısrarlı bir arayışla (elde edilir) değildir %~% Fakat sen kovanı (öteki) kovaların arasına at. Bu tarz (kullanımdan dolayı) vesileye "el-mâih" (kuyuya inip su çeken kimse) adı verilmiştir. Şair şöyle demiştir: 160- Benim, kendisinden önce insanların (suya) getirmediği bir mâihim (su çekenim) var %~% [belirsiz: معل] ve kuyunun (et-tavî) ipleri (eştân) pek çoktur. Yüce Allah buyurdu: "...onları hâkimlere aktarmak (ulaştırmak) için..." [2:188]. Et-Tedellî ise: Yaklaşmak ve aşağı sarkmak/inmek demektir. Yüce Allah buyurdu: "Sonra yaklaştı ve (daha da) sarktı" [53:8].
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)