← Sure 12

12:19

وَجَآءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا۟ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَىٰ دَلْوَهُۥ ۖ قَالَ يَـٰبُشْرَىٰ هَـٰذَا غُلَـٰمٌ ۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَـٰعَةً ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

Kelime kelime

وَجَآءَتْ
ve geldi
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
جَآءَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
سَيَّارَةٌ
bir kervan
İsim
Kök: سير
Dilbilgisi (i'rab)
سَيَّارَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
فَأَرْسَلُوا۟
gönderdiler
Fiil
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَرْسَلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَارِدَهُمْ
sucularını
İsim
Kök: ورد
Dilbilgisi (i'rab)
وَارِدَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَأَدْلَىٰ
sarkıttı
Fiil
Kök: دلو
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَدْلَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
دَلْوَهُۥ
kovasını
İsim
Kök: دلو
Dilbilgisi (i'rab)
دَلْوَİsimeril، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
قَالَ
dedi ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
يَٰبُشْرَىٰ
Ey! müjde!
İsim
Kök: بشر
Dilbilgisi (i'rab)
يَٰEdatnidâ، ön ek
بُشْرَىٰİsimdişil، merfû (nominatif)
هَٰذَا
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
غُلَٰمٌ
bir oğlan!
İsim
Kök: غلم
Dilbilgisi (i'rab)
غُلَٰمٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
وَأَسَرُّوهُ
ve onu sakladılar
Fiil
Kök: سرر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَسَرُّFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
بِضَٰعَةً
ticaret için
İsim
Kök: بضع
Dilbilgisi (i'rab)
بِضَٰعَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
عَلِيمٌۢ
biliyordu
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عَلِيمٌۢİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
بِمَا
şeyleri
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
يَعْمَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya saldı, "Müjde! İşte bir oğlan" dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, "Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!" dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Bir kervan gelmiş, sucularını (kuyuya) göndermişlerdi; o da kovasını (kuyuya) salmıştı. (Yusuf’u görünce) “Aa, müjde! İşte bir erkek çocuk!” demişti. Onu sermaye (bir ticaret malı) olarak saklamışlardı. Allah onların yaptıklarını bilendir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Then there came a caravan of travellers: they sent their water-carrier (for water), and he let down his bucket (into the well)... He said: "Ah there! Good news! Here is a (fine) young man!" So they concealed him as a treasure! But Allah knoweth well all that they do!

A. Yusuf Alipublic-domain

Some travellers came by. They sent someone to draw water and he let down his bucket. ‘Good news!’ he exclaimed. ‘Here is a boy!’ They hid him like a piece of merchandise- God was well aware of what they did-

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And there came a caravan, and they sent their waterdrawer. He let down his pail (into the pit). He said: Good luck! Here is a youth. And they hid him as a treasure, and Allah was Aware of what they did.

M. Pickthallpublic-domain

And there came a company of travelers; then they sent their water drawer, and he let down his bucket. He said, "Good news! Here is a boy." And they concealed him, [taking him] as merchandise; and Allāh was Knowing of what they did.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وجاءت جماعة من المسافرين، فأرسلوا مَن يطلب لهم الماء، فلما أرسل دلوه في البئر تعلَّق بها يوسف، فقال واردهم: يا بشراي هذا غلام نفيس، وأخفى الواردُ وأصحابه يوسفَ من بقية المسافرين فلم يظهروه لهم، وقالوا: إن هذه بضاعة استبضعناها، والله عليم بما يعملونه بيوسف.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?