الصرم: القطيعة، والصريمة: إحكام الأمر وإبرامه، والصريم: قطعة منصرمة عن الرمل. قال تعالى: فأصبحت كالصريم [القلم/ 20]، قيل: أصبحت كالأشجار الصريمة، أي: المصروم حملها، وقيل: كالليل، لأن الليل يقال له: الصريم، أي: صارت سوداء كالليل لاحتراقها، قال: إذ أقسموا ليصرمنها مصبحين [القلم/ 17]، أي: يجتنونها ويتناولونها، فتنادوا مصبحين أن اغدوا على حرثكم إن كنتم صارمين [القلم/ 21- 22]. والصارم: الماضي، وناقة مصرومة: كأنها قطع ثديها، فلا يخرج لبنها حتى يقوى. وتصرمت السنة. وانصرم الشيء: انقطع، وأصرم: ساءت حاله.
Exdore translation — not part of the source
es-Sarm: Kesip koparmak, ilişkiyi kesmek (kat'iyye). es-Sarîme: Bir işi sağlamlaştırmak ve kesin karara bağlamak. es-Sarîm: Kumdan kopmuş/ayrılmış parça. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Böylece (bahçe) sarîm gibi oluverdi" [68:20]. Şöyle denmiştir: Meyvesi devşirilmiş (masrûm) ağaçlar gibi oldu, yani ürünü toplanıp koparılmış (durumda). Bir görüşe göre de: Gece gibi (oldu); çünkü geceye de "sarîm" denir, yani yanıp kavrulduğu için gece gibi kapkara oluverdi. (Allah) şöyle buyurdu: "Hani sabah olunca onu mutlaka devşireceklerine (le-yasrimunnehâ) yemin etmişlerdi" [68:17], yani meyvesini toplayıp alacaklarına. "Derken sabaha çıkarlarken birbirlerine şöyle seslendiler: Eğer devşirecekseniz (sârimîn) erkenden ekininize/bahçenize gidin" [68:21, 68:22]. es-Sârim: Keskin/kesip geçen. Nâka masrûme: Sanki memesi kesilmiş de sütü güçleninceye kadar gelmeyen deve. "Tesarrameti's-sene": Yıl sona erdi/tükendi. "Ansarame'ş-şey'": Bir şey kesildi/koptu. "Asrama": Hâli kötüleşti.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)