← Kök sözlüğü
سرب

sıyrılıp

4 geçiş

QAC kelime glossʼlarından türetilmiş temsili anlam

4
Geçiş
3
Lemma
4
Biçim
4
Sure

Klasik sözlük

سرب

السرب: الذهاب في حدور، والسرب: المكان المنحدر، قال تعالى: فاتخذ سبيله في البحر سربا [الكهف/ 61]، يقال: سرب سربا وسروبا ، نحو مر مرا ومرورا، وانسرب انسرابا كذلك، لكن سرب يقال على تصور الفعل من فاعله، وانسرب على تصور الانفعال منه. وسرب الدمع: سال، وانسربت الحية إلى جحرها، وسرب الماء من السقاء، وماء سرب، وسرب: متقطر من سقائه، والسارب: الذاهب في سربه أي طريق كان، قال تعالى: ومن هو مستخف بالليل وسارب بالنهار [الرعد/ 10]، والسرب: جمع سارب، نحو: ركب وراكب، وتعورف في الإبل حتى قيل: زعرت سربه، أي: إبله. وهو آمن في سربه، أي: في نفسه، وقيل: في أهله ونسائه، فجعل السرب كناية، وقيل: اذهبي فلا أنده سربك ، في الكناية عن الطلاق، ومعناه: لا أرد إبلك الذاهبة في سربها، والسربة: قطعة من الخيل نحو العشرة إلى العشرين. والمسربة: الشعر المتدلي من الصدر، السراب: اللامع في المفازة كالماء، وذلك لانسرابه في مرأى العين، وكان السراب فيما لا حقيقة له كالشراب فيما له حقيقة، قال تعالى: كسراب بقيعة يحسبه الظمآن ماء [النور/ 39]، وقال تعالى: وسيرت الجبال فكانت سرابا [النبأ/ 20]

Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir

es-Serb: yokuş aşağı (aşağıya doğru) gitmektir. es-Serb (ayrıca): eğimli yer demektir. Yüce Allah buyurdu: '(Balık) denizde yolunu bir geçit (sıvışıp gitme) şeklinde tuttu' [18:61]. 'Sereba serben ve sürûben' denir; tıpkı 'merra merren ve mürûren' (geçti, geçme) gibi; 'insereba insirâben' de aynı şekildedir. Ancak 'sereba', fiilin failinden tasavvuru itibarıyla; 'insereba' ise ondaki edilgenliğin (infial) tasavvuru itibarıyla kullanılır. 'Seribe'd-dem'u': gözyaşı aktı. 'İnserebeti'l-hayyetü ilâ cuhrihâ': yılan yuvasına kaydı (girdi). 'Seribe'l-mâ'u mine's-sikâ'': su, kırbadan sızdı. 'Mâün seribun' ve 'serbun': kırbasından damla damla sızan su. es-Sârib: kendi yolunda giden; hangi yol olursa olsun. Yüce Allah buyurdu: 'Geceleyin gizlenen ve gündüzün açıkça yol alan kimse...' [13:10]. es-Serb, 'sârib'in çoğuludur; tıpkı 'râkib' (binici) ve 'rekb' (kafile) gibi. Bu kelime devecilikte o kadar yaygınlaştı ki 'zecertü serbehû', yani 'develerini' denildi. 'Hüve âminun fî serbihî' (o, serbi hususunda güvendedir); yani kendi canı hususunda. Ailesi ve hanımı hususunda (güvende olduğu) da söylenmiştir; böylece 'serb' kinaye kılınmıştır. Ayrıca boşamadan kinaye olarak 'İzhebî fe-lâ endehü serbeki' (Git, artık senin serbini gütmüyorum) denilmiştir; anlamı: yolunda giden develerini geri çevirmem. es-Serbe: on ilâ yirmi at kadar bir at bölüğüdür. el-Mesrübe: göğüsten sarkan kıllardır. es-Serâb (serap): çölde su gibi parıldayan şeydir; bu, onun gözün görüşünde akıp yayılması sebebiyledir. Serap, gerçekliği olmayan şey bakımından; 'şarâb' (içecek) ise gerçekliği olan şey bakımından (kullanılan bir kelimedir). Yüce Allah buyurdu: 'Düzlükteki bir serap gibi ki susayan onu su sanır' [24:39]. Yine yüce Allah buyurdu: 'Dağlar yürütülür de bir serap oluverir' [78:20].

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)

Râgıb el-İsfahânî (ö. 502/1108), Müfredâtu Elfâzi'l-Kur'ân. Eser kamu malıdır; metin Safvân Adnân ed-Dâvûdî tahkiki üzerinden OpenITI korpusundan alınmıştır. Bu bir tefsir değil, kelime/kök çalışmasıdır.

Kök ailesi · 3

Bu kökten türeyen sözlük biçimleri (lemma), sıklığa göre

سَرابİsimserap gibidir2
سارِبİsimve görünendir1
سَرَبİsimsıyrılıp1

Türevler · 4

كَسَرَابٍۭ
serap gibidir
1
وَسَارِبٌۢ
ve görünendir
1
سَرَابًا
bir serab
1
سَرَبًا
sıyrılıp
1

Geçişler