← Sure 16

16:61

وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَـٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةً ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

Kelime kelime

وَلَوْ
ve eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَوْEdatşart
يُؤَاخِذُ
cezalandırsaydı
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
يُؤَاخِذُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
ٱلنَّاسَ
insanları
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّاسَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
بِظُلْمِهِم
yaptıkları (her) haksızlıkla
İsim
Kök: ظلم
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ظُلْمِİsimeril، mecrûr (genitif)
هِمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّا
bırakmazdı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَّاEdatolumsuzluk
تَرَكَ
geriye bıraktıkları
Fiil
Kök: ترك
Dilbilgisi (i'rab)
تَرَكَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
عَلَيْهَا
üzerinde (yeryüzünde)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
مِن
hiçbir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
دَآبَّةٍ
canlı
İsim
Kök: دبب
Dilbilgisi (i'rab)
دَآبَّةٍİsimdişil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
وَلَٰكِن
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَٰكِنEdatAMD
يُؤَخِّرُهُمْ
onları erteler
Fiil
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
يُؤَخِّرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَىٰٓEdatharf-i cer (edat)
أَجَلٍ
bir süreye
İsim
Kök: أجل
Dilbilgisi (i'rab)
أَجَلٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مُّسَمًّى
takdir edilen
İsim
Kök: سمو
Dilbilgisi (i'rab)
مُّسَمًّىİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
فَإِذَا
zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
جَآءَ
geldiği
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
أَجَلُهُمْ
süreleri
İsim
Kök: أجل
Dilbilgisi (i'rab)
أَجَلُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَا
asla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalmazlar
Fiil
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْتَـْٔخِرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
سَاعَةً
bir sa'at (dahi)
İsim
Kök: سوع
Dilbilgisi (i'rab)
سَاعَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَلَا
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
يَسْتَقْدِمُونَ
ileri geçerler
Fiil
Kök: قدم
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْتَقْدِمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde kımıldayan tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları, belli bir vakte kadar erteler. Müddetleri (ecelleri) geldiği zaman, onu ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Allah insanları haksızlıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi, onun üzerinde (yeryüzünde) hiçbir canlı (insan) bırakmazdı. Ancak, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor. Ecelleri geldiği (süreleri dolduğu) zaman artık ne bir saat (bir an) geri kalır ne de ileri giderler.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

If Allah were to punish men for their wrong-doing, He would not leave, on the (earth), a single living creature: but He gives them respite for a stated Term: When their Term expires, they would not be able to delay (the punishment) for a single hour, just as they would not be able to anticipate it (for a single hour).

A. Yusuf Alipublic-domain

If God took people to task for the evil they do, He would not leave one living creature on earth, but He reprieves them until an appointed time: when their time comes they cannot delay it for a moment nor can they bring it forward.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

If Allah were to take mankind to task for their wrong-doing, he would not leave hereon a living creature, but He reprieveth them to an appointed term, and when their term cometh they cannot put (it) off an hour nor (yet) advance (it).

M. Pickthallpublic-domain

And if Allāh were to impose blame on the people for their wrongdoing, He would not have left upon it [i.e., the earth] any creature, but He defers them for a specified term. And when their term has come, they will not remain behind an hour, nor will they precede [it].

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولو يؤاخذ الله الناس بكفرهم وافترائهم ما ترك على الأرض مَن يتحرَّك، ولكن يبقيهم إلى وقت محدد هو نهاية آجالهم، فإذا جاء أجلهم لا يتأخرون عنه وقتًا يسيرًا، ولا يتقدمون.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?