الصوم في الأصل: الإمساك عن الفعل مطعما كان، أو كلاما، أو مشيا، ولذلك قيل للفرس الممسك عن السير، أو العلف: صائم. قال الشاعر: 290- خيل صيام وأخرى غير صائمة وقيل للريح الراكدة: صوم، ولاستواء النهار: صوم، تصورا لوقوف الشمس في كبد السماء، ولذلك قيل: قام قائم الظهيرة. ومصام الفرس، ومصامته: موقفه. والصوم في الشرع: إمساك المكلف بالنية من الخيط الأبيض إلى الخيط الأسود عن تناول الأطيبين، والاستمناء والاستقاء، وقوله: إني نذرت للرحمن صوما [مريم/ 26]، فقد قيل: عني به الإمساك عن الكلام بدلالة قوله تعالى: فلن أكلم اليوم إنسيا [مريم/ 26].
Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir
es-Savm (oruç) aslında: Bir fiilden kendini tutmaktır; ister yemek olsun, ister konuşma, ister yürüme. Bu sebeple yürümekten yahut yemden kendini tutan ata "sâim (oruçlu)" denmiştir. Şair şöyle demiştir: 290- Bir kısım atlar oruçlu (duran), diğerleri oruçlu değil Durgun rüzgâra da "savm" denmiştir. Gündüzün ortalanmasına (istivâ vaktine) de, güneşin göğün tam ortasında durduğu tasavvur edilerek "savm" denmiştir. Bundan dolayı "kâme kāimu'z-zahîre (öğle vakti dikildi)" denir. Atın "masâm"ı ve "masâmet"i: Durduğu yerdir. Şeriatte savm: Mükellefin, niyetle birlikte, beyaz iplikten siyah ipliğe kadar iki lezzetliyi (yeme-içme ile cinsel ilişkiyi) almaktan, istimnâdan ve kasten kusmaktan kendini tutmasıdır. "Ben Rahmân'a bir savm (oruç) adadım" [19:26] âyeti hakkında ise şöyle denmiştir: Bununla konuşmaktan kendini tutmak kastedilmiştir; buna delil de Yüce Allah'ın "Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" [19:26] sözüdür.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)