← Sure 11

11:49

تِلْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهَآ إِلَيْكَ ۖ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَـٰذَا ۖ فَٱصْبِرْ ۖ إِنَّ ٱلْعَـٰقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

Kelime kelime

تِلْكَ
bunlar
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
تِİsimism-i işaret، dişil tekil
لْEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
مِنْ
haberlerindendir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
أَنۢبَآءِ
haberi
İsim
Kök: نبأ
Dilbilgisi (i'rab)
أَنۢبَآءِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
ٱلْغَيْبِ
gayb
İsim
Kök: غيب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
غَيْبِİsimeril، mecrûr (genitif)
نُوحِيهَآ
vahyettiğimiz
Fiil
Kök: وحي
Dilbilgisi (i'rab)
نُوحِيFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
هَآİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
إِلَيْكَ
sana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَيْEdatharf-i cer (edat)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مَا
değildin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَاEdatolumsuzluk
كُنتَ
sen
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
تَعْلَمُهَآ
onu biliyor
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
تَعْلَمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
هَآİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
أَنتَ
(ne) sen
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتَİsimzamir، 2. tekil eril
وَلَا
ve ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
قَوْمُكَ
senin kavmin
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
قَوْمُİsimeril، merfû (nominatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مِن
önce
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلِ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلِİsimmecrûr (genitif)
هَٰذَا
bundan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
فَٱصْبِرْ
sabret
Fiil
Kök: صبر
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱصْبِرْFiilemir، 2. tekil eril
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱلْعَٰقِبَةَ
sonuç
İsim
Kök: عقب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَٰقِبَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
لِلْمُتَّقِينَ
takva sahiplerinindir
İsim
Kök: وقي
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُتَّقِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)

Meal

TR

Bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

İşte şu(nlar), sana vahyettiğimiz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Sabret! Şüphesiz ki (mutlu) son, muttakîler (duyarlı olanlar) içindir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Such are some of the stories of the unseen, which We have revealed unto thee: before this, neither thou nor thy people knew them. So persevere patiently: for the End is for those who are righteous.

A. Yusuf Alipublic-domain

These accounts are part of what was beyond your knowledge [Muhammad]. We revealed them to you. Neither you nor your people knew them before now, so be patient: the future belongs to those who are aware of God.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

This is of the tidings of the Unseen which We inspire in thee (Muhammad). Thou thyself knewest it not, nor did thy folk (know it) before this. Then have patience. Lo! the sequel is for those who ward off (evil).

M. Pickthallpublic-domain

That is from the news of the unseen which We reveal to you, [O Muḥammad]. You knew it not, neither you nor your people, before this. So be patient; indeed, the [best] outcome is for the righteous.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

تلك القصة التي قصصناها عليك -أيها الرسول- عن نوح وقومه هي من أخبار الغيب السالفة، نوحيها إليك، ما كنت تعلمها أنت ولا قومك مِن قبل هذا البيان، فاصبر على تكذيب قومك وإيذائهم لك، كما صبر الأنبياء من قبل، إن العاقبة الطيبة في الدنيا والآخرة للمتقين الذين يخشون الله.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?