← Sure 33

33:22

وَلَمَّا رَءَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْأَحْزَابَ قَالُوا۟ هَـٰذَا مَا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَصَدَقَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ ۚ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّآ إِيمَـٰنًا وَتَسْلِيمًا

Kelime kelime

وَلَمَّا
zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَمَّاİsimzaman zarfı
رَءَا
gördükleri
Fiil
Kök: رأي
Dilbilgisi (i'rab)
رَءَاFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُؤْمِنُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)
ٱلْأَحْزَابَ
(düşman) orduları
İsim
Kök: حزب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَحْزَابَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
قَالُوا۟
dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
هَٰذَا
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
مَا
bize va'dettiğidir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
وَعَدَنَا
bize va'dettiğini
Fiil
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَعَدَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱللَّهُ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
وَرَسُولُهُۥ
ve Resulünün
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
رَسُولُİsimeril، merfû (nominatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَصَدَقَ
ve doğrudur
Fiil
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
صَدَقَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
وَرَسُولُهُۥ
ve Resulü
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
رَسُولُİsimeril، merfû (nominatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَمَا
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
زَادَهُمْ
artırmadı
Fiil
Kök: زيد
Dilbilgisi (i'rab)
زَادَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِلَّآ
başka bir şey
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّآEdathasr (sınırlama)
إِيمَٰنًا
imanlarını
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
إِيمَٰنًاİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَتَسْلِيمًا
ve teslimiyetlerini
İsim
Kök: سلم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
تَسْلِيمًاİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: "İşte bu, Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir; Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetlerini artırdı.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Müminler, ahzabı (düşman birliklerini) gördükleri zaman: "İşte bu, Allah'ın ve Resulü'nün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söyledi." dediler. Bu onların imanını ve teslimiyetini artırmaktan başka bir şey yapmadı.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Müminler (düşman) birliklerini gördüklerinde “İşte bu, Allah ve Elçisinin bize vadettiğidir! Allah ve Elçisi doğru söylemiştir.” demişlerdi. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını artırmıştı.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

When the Believers saw the Confederate forces, they said: "This is what Allah and his Messenger had promised us, and Allah and His Messenger told us what was true." And it only added to their faith and their zeal in obedience.

A. Yusuf Alipublic-domain

When the believers saw the joint forces, they said, ‘This is what God and His Messenger promised us: the promise of God and His Messenger is true,’ and this only served to increase their faith and submission to God.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when the true believers saw the clans, they said: This is that which Allah and His messenger promised us. Allah and His messenger are true. It did but confirm them in their faith and resignation.

M. Pickthallpublic-domain

And when the believers saw the companies, they said, "This is what Allāh and His Messenger had promised us, and Allāh and His Messenger spoke the truth." And it increased them only in faith and acceptance.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولمَّا شاهد المؤمنون الأحزاب الذين تحزَّبوا حول "المدينة" وأحاطوا بها، تذكروا أن موعد النصر قد قرب، فقالوا: هذا ما وعدنا الله ورسوله، من الابتلاء والمحنة والنصر، فأنجز الله وعده، وصدق رسوله فيما بشَّر به، وما زادهم النظر إلى الأحزاب إلا إيمانًا بالله وتسليمًا لقضائه وانقيادًا لأمره.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?