← Sure 34

34:42

فَٱلْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَّفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Kelime kelime

فَٱلْيَوْمَ
o gün
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
يَوْمَİsimeril، mansûb (akuzatif)
لَا
gücü yetmez
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَمْلِكُ
engel olabilir
Fiil
Kök: ملك
Dilbilgisi (i'rab)
يَمْلِكُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بَعْضُكُمْ
birinizin
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْضُİsimeril، merfû (nominatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
لِبَعْضٍ
diğerine
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
بَعْضٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
نَّفْعًا
bir fayda vermeye
İsim
Kök: نفع
Dilbilgisi (i'rab)
نَّفْعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَلَا
ve (yetmez)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
ضَرًّا
zarar vermeğe
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
ضَرًّاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَنَقُولُ
biz deriz
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
نَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
لِلَّذِينَ
kimselere
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
Fiil
Kök: ظلم
Dilbilgisi (i'rab)
ظَلَمُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ذُوقُوا۟
tadın
Fiil
Kök: ذوق
Dilbilgisi (i'rab)
ذُوقُFiilemir، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَذَابَ
azabını
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلنَّارِ
ateş
İsim
Kök: نور
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّارِİsimdişil، mecrûr (genitif)
ٱلَّتِى
olduğunuz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّتِىİsimism-i mevsûl، dişil tekil
كُنتُم
iseniz
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
بِهَا
onu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هَاİsimzamir، 3. tekil dişil
تُكَذِّبُونَ
yalanlamakta
Fiil
Kök: كذب
Dilbilgisi (i'rab)
تُكَذِّبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril

Meal

TR

Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize ne fayda ve ne de zarar verebilirsiniz" deriz.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İşte o gün birbirinize ne bir menfaate, ne de bir zarara sahip olabilirsiniz. Ve biz o zulmedenlere: "Tadın bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Bugün birbirinize yarar da zarar da vermeye gücünüz yetmez. Haksızlık edenlere “(Dünyada) yalanlamış olduğunuz ateş azabını tadın!” diyeceğiz. Sebe'

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

So on that Day no power shall they have over each other, for profit or harm: and We shall say to the wrong-doers, "Taste ye the Penalty of the Fire,- the which ye were wont to deny!"

A. Yusuf Alipublic-domain

‘So today neither of you has any power to benefit or harm the other,’ We shall tell the evildoers, ‘Taste the torment of the fire which you called a lie.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

That day ye will possess no use nor hurt one for another. And We shall say unto those who did wrong: Taste the doom of the Fire which ye used to deny.

M. Pickthallpublic-domain

But today [i.e., the Day of Judgement] you do not hold for one another [the power of] benefit or harm, and We will say to those who wronged, "Taste the punishment of the Fire, which you used to deny."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ففي يوم الحشر لا يملك المعبودون للعابدين نفعًا ولا ضرًّا، ونقول للذين ظلموا أنفسهم بالشرك والمعاصي: ذوقوا عذاب النار التي كنتم بها تكذبون.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution