← Sure 39

39:49

فَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَـٰنَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَـٰهُ نِعْمَةً مِّنَّا قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلْمٍۭ ۚ بَلْ هِىَ فِتْنَةٌ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Kelime kelime

فَإِذَا
zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
مَسَّ
dokunduğu
Fiil
Kök: مسس
Dilbilgisi (i'rab)
مَسَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلْإِنسَٰنَ
insana
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
إِنسَٰنَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ضُرٌّ
bir zarar
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
ضُرٌّİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
دَعَانَا
bize du'a eder
Fiil
Kök: دعو
Dilbilgisi (i'rab)
دَعَاFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ثُمَّ
sonra
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
ثُمَّEdatatıf bağlacı
إِذَا
vakit
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
خَوَّلْنَٰهُ
ona verdiğimiz
Fiil
Kök: خول
Dilbilgisi (i'rab)
خَوَّلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
نِعْمَةً
bir ni'met
İsim
Kök: نعم
Dilbilgisi (i'rab)
نِعْمَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنَّا
bizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَّEdatharf-i cer (edat)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
قَالَ
der
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
إِنَّمَآ
elbette
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
مَآEdatkâffe (mâ)
أُوتِيتُهُۥ
bu bana verildi
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
أُوتِيFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
عَلَىٰ
sayesinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
عِلْمٍۭ
bilgi(m)
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عِلْمٍۭİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
بَلْ
hayır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بَلْEdatidrâb (bel)
هِىَ
o
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هِىَİsimzamir، 3. tekil dişil
فِتْنَةٌ
bir imtihandır
İsim
Kök: فتن
Dilbilgisi (i'rab)
فِتْنَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
وَلَٰكِنَّ
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَٰكِنَّEdatmansûb (akuzatif)
أَكْثَرَهُمْ
çokları
İsim
Kök: كثر
Dilbilgisi (i'rab)
أَكْثَرَİsimeril tekil، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَا
bilmiyorlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَعْلَمُونَ
bilen
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
يَعْلَمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimizde “Bu, bana ancak bilgi(m) sayesinde verilmiştir.” der. Hayır! O bir imtihandır fakat çoğu bilmez.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Now, when trouble touches man, he cries to Us: But when We bestow a favour upon him as from Ourselves, he says, "This has been given to me because of a certain knowledge (I have)!" Nay, but this is but a trial, but most of them understand not!

A. Yusuf Alipublic-domain

When man suffers some affliction, he cries out to Us, but when We favour him with Our blessing, he says, ‘All this has been given to me because of my knowledge’- it is only a test, though most of them do not know it.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Now when hurt toucheth a man he crieth unto Us, and afterward when We have granted him a boon from Us, he saith: Only by force of knowledge I obtained it. Nay, but it is a test. But most of them know not.

M. Pickthallpublic-domain

And when adversity touches man, he calls upon Us; then when We bestow on him a favor from Us, he says, "I have only been given it because of [my] knowledge." Rather, it is a trial, but most of them do not know.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فإذا أصاب الإنسان شدة وضُرٌّ، طلب من ربه أن يُفرِّج عنه، فإذا كشفنا عنه ما أصابه وأعطيناه نعمة منا عاد بربه كافرًا، ولفضله منكرًا، وقال: إن الذي أوتيتُه إنما هو على علم من الله أني له أهل ومستحق، بل ذلك فتنة يبتلي الله بها عباده؛ لينظر مَن يشكره ممن يكفره، ولكن أكثرهم- لجهلهم وسوء ظنهم وقولهم- لا يعلمون؛ فلذلك يعدُّون الفتنة منحة.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?