الصلب: الشديد، وباعتبار الصلابة والشدة سمي الظهر صلبا. قال تعالى: يخرج من بين الصلب والترائب [الطارق/ 7]، وقوله: وحلائل أبنائكم الذين من أصلابكم [النساء/ 23]، تنبيه أن الولد جزء من الأب، وعلى نحوه نبه قول الشاعر: 283- وإنما أولادنا بيننا %~% أكبادنا تمشي على الأرض وقال الشاعر: 284- في صلب مثل العنان المؤدم والصلب والاصطلاب: استخراج الودك من العظم، والصلب الذي هو تعليق الإنسان للقتل، قيل: هو شد صلبه على خشب، وقيل: إنما هو من صلب الودك. قال تعالى: وما قتلوه وما صلبوه [النساء/ 157]، ولأصلبنكم أجمعين [الشعراء/ 49]، ولأصلبنكم في جذوع النخل [طه/ 71]، أن يقتلوا أو يصلبوا [المائدة/ 33]، والصليب: أصله الخشب الذي يصلب عليه، والصليب: الذي يتقرب به النصارى، هو لكونه على هيئة الخشب الذي زعموا أنه صلب عليه عيسى (عليه السلام)، وثوب مصلب، أي: عليه آثار الصليب، والصالب من الحمى: ما يكسر الصلب، أو ما يخرج الودك بالعرق، وصلبت السنان: حددته، والصلبية: حجارة المسن.
Exdore translation — not part of the source
es-Sulb: sert, katı olan. Sertlik ve katılık göz önünde bulundurularak sırta "sulb" (bel kemiği) adı verilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Sulb (bel) ile terâib (göğüs kemikleri) arasından çıkar" [86:7]. Ve şu sözü: "sulblerinizden gelen öz oğullarınızın eşleri" [4:23]; bu, çocuğun babanın bir parçası olduğuna dikkat çekmektir. Buna benzer şekilde şairin şu sözü de buna işaret eder: 283- Çocuklarımız aramızda ancak %~% yerde yürüyen ciğerlerimizdir. Şair (bir başka yerde) dedi ki: 284- Tabaklanmış (yumuşatılmış) kayış gibi bir sulb (bel) içinde. es-Salb ve el-ıstılâb: kemikten iç yağını (vedek) çıkarmaktır. Öldürmek için insanın asılması olan es-salb ise; denildi ki: onun belini (sulbünü) bir tahtaya bağlamaktır, denildi ki: bu ancak yağ çıkarma (salbü'l-vedek) anlamından gelir. Yüce Allah buyurdu: "Onu öldürmediler ve asmadılar (salb etmediler)" [4:157], "Hepinizi mutlaka asacağım (salb edeceğim)" [26:49], "Sizi mutlaka hurma kütüklerine asacağım" [20:71], "öldürülmeleri veya asılmaları (salb edilmeleri)" [5:33]. es-Salîb (haç): aslı, üzerinde asma (salb) yapılan tahtadır. es-Salîb: Hristiyanların kendisiyle (Allah'a) yakınlaşmaya çalıştıkları şeydir; bu, onun, İsa'nın (aleyhisselam) üzerinde asıldığını iddia ettikleri tahtanın biçiminde olması sebebiyledir. "Sevbün musallab" (haç işlemeli elbise), yani üzerinde haç izleri bulunan elbise. Hummadan "es-sâlib": beli (sulbü) kıran, yahut terle iç yağını (vedek) çıkaran (humma türü). "Salebtü's-sinân": mızrak ucunu bileledim, keskinleştirdim. es-Sulbiyye: bileği taşı (kılıç bileme taşı).
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)