← Sure 2

2:145

وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَّا تَبِعُوا۟ قِبْلَتَكَ ۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ ۚ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ ۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ ۙ إِنَّكَ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

Kelime kelime

وَلَئِنْ
ve eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdattekit، ön ek
ئِنْEdatşart
أَتَيْتَ
sen getirsen
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
أَتَيْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
ٱلَّذِينَ
kimselere
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
أُوتُوا۟
verilen
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
أُوتُFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ٱلْكِتَٰبَ
Kitap
İsim
Kök: كتب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كِتَٰبَİsimeril، mansûb (akuzatif)
بِكُلِّ
her türlü
İsim
Kök: كلل
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُلِّİsimeril، mecrûr (genitif)
ءَايَةٍ
ayeti
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَايَةٍİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مَّا
değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَّاEdatolumsuzluk
تَبِعُوا۟
uyacak
Fiil
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
تَبِعُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
قِبْلَتَكَ
senin kıblene
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قِبْلَتَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَمَآ
ve değilsin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَآEdatolumsuzluk
أَنتَ
sen (de)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتَİsimzamir، 2. tekil eril
بِتَابِعٍ
uyacak
İsim
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
تَابِعٍİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
قِبْلَتَهُمْ
onların kıblesine
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قِبْلَتَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَمَا
ve değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
بَعْضُهُم
onların bazısı
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْضُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِتَابِعٍ
uymazlar
İsim
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
تَابِعٍİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
قِبْلَةَ
kıblesine
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قِبْلَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
بَعْضٍ
diğerlerinin
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْضٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
وَلَئِنِ
ve eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
ئِنِEdatşart
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
Fiil
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
ٱتَّبَعْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
İsim
Kök: هوي
Dilbilgisi (i'rab)
أَهْوَآءَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّنۢ
sonraden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنۢEdatharf-i cer (edat)
بَعْدِ
sonra
İsim
Kök: بعد
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْدِİsimmecrûr (genitif)
مَا
şey(den)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
جَآءَكَ
sana gelen
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مِنَ
ilimden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنَEdatharf-i cer (edat)
ٱلْعِلْمِ
ilim
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عِلْمِİsimeril، mecrûr (genitif)
إِنَّكَ
şüphesiz sen
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
إِذًا
o takdirde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِذًاEdatcevap (evet)
لَّمِنَ
zalimlerden (olursun)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّEdattekit، ön ek
مِنَEdatharf-i cer (edat)
ٱلظَّٰلِمِينَ
zalimler
İsim
Kök: ظلم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ظَّٰلِمِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)

Meal

TR

Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursun.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlara her türlü delili getirsen de onlar kıblene dönmezler. Sen onların kıblesine asla uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Even if thou wert to bring to the people of the Book all the Signs (together), they would not follow Thy Qibla; nor art thou going to follow their Qibla; nor indeed will they follow each other's Qibla. If thou after the knowledge hath reached thee, Wert to follow their (vain) desires,-then wert thou Indeed (clearly) in the wrong.

A. Yusuf Alipublic-domain

Yet even if you brought every proof to those who were given the Scripture, they would not follow your prayer direction, nor will you follow theirs, nor indeed will any of them follow one another’s direction. If you [Prophet] were to follow their desires, after the knowledge brought to you, you would be doing wrong.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And even if thou broughtest unto those who have received the Scripture all kinds of portents, they would not follow thy qiblah, nor canst thou be a follower of their qiblah; nor are some of them followers of the qiblah of others. And if thou shouldst follow their desires after the knowledge which hath come unto thee, then surely wert thou of the evil-doers.

M. Pickthallpublic-domain

And if you brought to those who were given the Scripture every sign, they would not follow your qiblah. Nor will you be a follower of their qiblah. Nor would they be followers of one another's qiblah. So if you were to follow their desires after what has come to you of knowledge, indeed, you would then be among the wrongdoers.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولئن جئت -أيها الرسول- الذين أُعطوا التوراة والإنجيل بكل حجة وبرهان على أن توجُّهك إلى الكعبة في الصلاة هو الحق من عند الله، ما تبعوا قبلتك عنادًا واستكبارًا، وما أنت بتابع قبلتهم مرة أخرى، وما بعضهم بتابع قبلة بعض. ولئن اتبعت أهواءهم في شأن القبلة وغيرها بعد ما جاءك من العلم بأنك على الحق وهم على الباطل، إنك حينئذ لمن الظالمين لأنفسهم. وهذا خطاب لجميع الأمة وهو تهديد ووعيد لمن يتبع أهواء المخالفين لشريعة الإسلام.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?