← Sure 29

29:38

وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَـٰكِنِهِمْ ۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَعْمَـٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُوا۟ مُسْتَبْصِرِينَ

Kelime kelime

وَعَادًا
ve Ad'ı
İsim
Kök: عود
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
عَادًاİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ثَمُودَا۟İsimözel isim، mansûb (akuzatif)
وَقَد
ve gerçekten
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
قَدEdattahkik (kad)
تَّبَيَّنَ
bu belli olmaktadır
Fiil
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
تَّبَيَّنَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لَكُم
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمİsimzamir، 2. çoğul eril
مِّن
oturdukları yerlerden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
مَّسَٰكِنِهِمْ
konutlarından
İsim
Kök: سكن
Dilbilgisi (i'rab)
مَّسَٰكِنِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَزَيَّنَ
ve süsledi
Fiil
Kök: زين
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
زَيَّنَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لَهُمُ
onlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمُİsimzamir، 3. çoğul eril
ٱلشَّيْطَٰنُ
şeytan
İsim
Kök: شطن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
شَّيْطَٰنُİsimözel isim، eril، merfû (nominatif)
أَعْمَٰلَهُمْ
yaptıkları işlerini
İsim
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
أَعْمَٰلَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَصَدَّهُمْ
ve onları çıkardı
Fiil
Kök: صدد
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
صَدَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
عَنِ
yoldan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنِEdatharf-i cer (edat)
ٱلسَّبِيلِ
yoldan
İsim
Kök: سبل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّبِيلِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَكَانُوا۟
ve oldular
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
كَانُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مُسْتَبْصِرِينَ
görenlerden
İsim
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
مُسْتَبْصِرِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ad ve Semud'u da (helak ediverdik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Âd ve Semûd’u da (helak etmiştik). Sizin için, (onların durumu) oturdukları yerler(in kalıntıların)dan anlaşılmaktadır. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. (Oysa) bakıp görebilecek durumdaydılar.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

(Remember also) the 'Ad and the Thamud (people): clearly will appear to you from (the traces) of their buildings (their fate): the Evil One made their deeds alluring to them, and kept them back from the Path, though they were gifted with intelligence and skill.

A. Yusuf Alipublic-domain

[Remember] the tribes of 'Ad and Thamud: their history is made clear to you by [what is left of] their dwelling places. Satan made their foul deeds seem alluring to them and barred them from the right way, though they were capable of seeing.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And (the tribes of) A'ad and Thamud! (Their fate) is manifest unto you from their (ruined and deserted) dwellings. Satan made their deeds seem fair unto them and so debarred them from the Way, though they were keen observers.

M. Pickthallpublic-domain

And [We destroyed] ʿAad and Thamūd, and it has become clear to you from their [ruined] dwellings. And Satan had made pleasing to them their deeds and averted them from the path, and they were endowed with perception.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وأهلكنا عادًا وثمود، وقد تبين لكم من مساكنهم خَرابُها وخلاؤها منهم، وحلول نقمتنا بهم جميعًا، وحسَّن لهم الشيطان أعمالهم القبيحة، فصدَّهم عن سبيل الله وعن طريق الإيمان به وبرسله، وكانوا مستبصرين في كفرهم وضلالهم، معجبين به، يحسبون أنهم على هدى وصواب، بينما هم في الضلال غارقون.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?