← Sure 39

39:47

وَلَوْ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦ مِن سُوٓءِ ٱلْعَذَابِ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ وَبَدَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مَا لَمْ يَكُونُوا۟ يَحْتَسِبُونَ

Kelime kelime

وَلَوْ
ve eğer olsaydı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَوْEdatşart
أَنَّ
ve eğer olsaydı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنَّEdatmansûb (akuzatif)
لِلَّذِينَ
zulmedenlerin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
Fiil
Kök: ظلم
Dilbilgisi (i'rab)
ظَلَمُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَا
bulunanların
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
فِى
yeryüzünde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْأَرْضِ
yerin
İsim
Kök: أرض
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَرْضِİsimdişil، mecrûr (genitif)
جَمِيعًا
tümü
İsim
Kök: جمع
Dilbilgisi (i'rab)
جَمِيعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَمِثْلَهُۥ
ve bir misli daha
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مِثْلَİsimeril، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
مَعَهُۥ
onunla beraber
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَعَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
لَٱفْتَدَوْا۟
mutlaka fidye verirlerdi
Fiil
Kök: فدي
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
ٱفْتَدَFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وْا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِهِۦ
onu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
مِن
kötü-dan (kurtulmak için)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
سُوٓءِ
kötü
İsim
Kök: سوأ
Dilbilgisi (i'rab)
سُوٓءِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱلْعَذَابِ
azabın
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَذَابِİsimeril، mecrûr (genitif)
يَوْمَ
günü
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
يَوْمَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلْقِيَٰمَةِ
kıyamet
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قِيَٰمَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَبَدَا
ve karşılarına çıkmıştır
Fiil
Kök: بدو
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بَدَاFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لَهُم
onların
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمİsimzamir، 3. çoğul eril
مِّنَ
Allahtan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَEdatharf-i cer (edat)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
مَا
şeyler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
لَمْ
hiç
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَمْEdatolumsuzluk
يَكُونُوا۟
hesabetmedikleri
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
يَكُونُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَحْتَسِبُونَ
hesaba katıldı
Fiil
Kök: حسب
Dilbilgisi (i'rab)
يَحْتَسِبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olmuş olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilmez. Allah katından onlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Eğer bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı da beraber o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için onu mutlaka feda ederlerdi. Ancak ne var ki, hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Yeryüzünde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir benzeri daha o zalimlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın kötülüğünden (kurtulmak için) elbette onu fidye verirlerdi (feda ederlerdi). (O gün) onlar için, Allah tarafından hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmış (olacak)tır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Even if the wrong-doers had all that there is on earth, and as much more, (in vain) would they offer it for ransom from the pain of the Penalty on the Day of Judgment: but something will confront them from Allah, which they could never have counted upon!

A. Yusuf Alipublic-domain

If the evildoers possessed the earth’s assets twice over they would offer them to ransom themselves from the terrible suffering on the Day of Resurrection: God will show them something they had not reckoned with,

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And though those who do wrong possess all that is in the earth, and therewith as much again, they verily will seek to ransom themselves therewith on the Day of Resurrection from the awful doom; and there will appear unto them, from their Lord, that wherewith they never reckoned.

M. Pickthallpublic-domain

And if those who did wrong had all that is in the earth entirely and the like of it with it, they would [attempt to] ransom themselves thereby from the worst of the punishment on the Day of Resurrection. And there will appear to them from Allāh that which they had not taken into account.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولو أن لهؤلاء المشركين بالله ما في الأرض جميعا مِن مال وذخائر، ومثله معه مضاعفًا، لَبذلوه يوم القيامة؛ ليفتدوا به من سوء العذاب، ولو بذلوا وافتدوا به ما قُبِل منهم، ولا أغنى عنهم من عذاب الله شيئًا، وظهر لهم يومئذٍ من أمر الله وعذابه ما لم يكونوا يحتسبون في الدنيا أنه نازل بهم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?