← Sure 7

7:187

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى ۖ لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَآ إِلَّا هُوَ ۚ ثَقُلَتْ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً ۗ يَسْـَٔلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Kelime kelime

يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
Fiil
Kök: سأل
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْـَٔلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
عَنِ
sa'at(in)den
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنِEdatharf-i cer (edat)
ٱلسَّاعَةِ
sa'atin
İsim
Kök: سوع
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّاعَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
أَيَّانَ
ne zaman (diye)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَيَّانَİsimsoru
مُرْسَىٰهَا
gelip çatması
İsim
Kök: رسو
Dilbilgisi (i'rab)
مُرْسَىٰİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، eril، merfû (nominatif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
قُلْ
de ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قُلْFiilemir، 2. tekil eril
إِنَّمَا
ancak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
مَاEdatkâffe (mâ)
عِلْمُهَا
onun bilgisi
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عِلْمُİsimeril، merfû (nominatif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
عِندَ
yanındadır
İsim
Kök: عند
Dilbilgisi (i'rab)
عِندَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
رَبِّى
Rabbimin
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَبِّİsimeril، mecrûr (genitif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil
لَا
Onu açığa çıkaramaz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يُجَلِّيهَا
onu açığa çıkarabilir
Fiil
Kök: جلو
Dilbilgisi (i'rab)
يُجَلِّيFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
لِوَقْتِهَآ
tam zamanında
İsim
Kök: وقت
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
وَقْتِİsimeril، mecrûr (genitif)
هَآİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
إِلَّا
başkası
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
هُوَ
O'ndan
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هُوَİsimzamir، 3. tekil eril
ثَقُلَتْ
O ağır gelmiştir
Fiil
Kök: ثقل
Dilbilgisi (i'rab)
ثَقُلَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
فِى
göklere de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
göklerin
İsim
Kök: سمو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّمَٰوَٰتِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
وَٱلْأَرْضِ
yere de
İsim
Kök: أرض
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَرْضِİsimdişil، mecrûr (genitif)
لَا
O size gelmez
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
تَأْتِيكُمْ
size geliyor
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
تَأْتِيFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
إِلَّا
ancak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
بَغْتَةً
ansızın
İsim
Kök: بغت
Dilbilgisi (i'rab)
بَغْتَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
Fiil
Kök: سأل
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْـَٔلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
كَأَنَّكَ
sanki sen
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
كَأَنَّEdatmansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
حَفِىٌّ
biliyormuşsun
İsim
Kök: حفو
Dilbilgisi (i'rab)
حَفِىٌّİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
عَنْهَا
onu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنْEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
قُلْ
de ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قُلْFiilemir، 2. tekil eril
إِنَّمَا
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
مَاEdatkâffe (mâ)
عِلْمُهَا
onun bilgisi
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عِلْمُİsimeril، merfû (nominatif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
عِندَ
yanındadır
İsim
Kök: عند
Dilbilgisi (i'rab)
عِندَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَلَٰكِنَّ
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَٰكِنَّEdatmansûb (akuzatif)
أَكْثَرَ
çoğu
İsim
Kök: كثر
Dilbilgisi (i'rab)
أَكْثَرَİsimeril tekil، mansûb (akuzatif)
ٱلنَّاسِ
insanların
İsim
Kök: أنس
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّاسِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
لَا
bilmezler
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَعْلَمُونَ
bilen
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
يَعْلَمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Sana, o (Son) Saat’in demir atma zamanından soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi, sadece Rabbimin katındadır. Onun zamanını O’ndan başkası ortaya koyamaz. (O olay) bütün ağırlığını göklerde ve yerde hissettirecektir. (Son Saat) size ancak ve ancak ansızın gelecektir.” Sanki sen onu bilebilirmişsin gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır fakat insanların çoğu bilmez.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

They ask thee about the (final) Hour - when will be its appointed time? Say: "The knowledge thereof is with my Lord (alone): None but He can reveal as to when it will occur. Heavy were its burden through the heavens and the earth. Only, all of a sudden will it come to you." They ask thee as if thou Wert eager in search thereof: Say: "The knowledge thereof is with Allah (alone), but most men know not."

A. Yusuf Alipublic-domain

They ask you [Prophet] about the Hour, ‘When will it happen?’ Say, ‘My Lord alone has knowledge of it: He alone will reveal when its time will come, a time that is momentous in both the heavens and earth. All too suddenly it will come upon you.’ They ask you about it as if you were eager [to find out]. Say, ‘God alone has knowledge of [when it will come], though most people do not realize it.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

They ask thee of the (destined) Hour, when will it come to port. Say: Knowledge thereof is with my Lord only. He alone will manifest it at its proper time. It is heavy in the heavens and the earth. It cometh not to you save unawares. They question thee as if thou couldst be well informed thereof. Say: Knowledge thereof is with Allah only, but most of mankind know not.

M. Pickthallpublic-domain

They ask you, [O Muḥammad], about the Hour: when is its arrival? Say, "Its knowledge is only with my Lord. None will reveal its time except Him. It lays heavily upon the heavens and the earth. It will not come upon you except unexpectedly." They ask you as if you are familiar with it. Say, "Its knowledge is only with Allāh, but most of the people do not know."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

يسألك -أيها الرسول- كفار "مكة" عن الساعة متى قيامها؟ قل لهم: عِلْمُ قيامها عند الله لا يظهرها إلا هو، ثَقُلَ علمها، وخفي على أهل السموات والأرض، فلا يعلم وقت قيامها ملَك مقرَّب ولا نبي مرسل، لا تجيء الساعة إلا فجأة، يسألك هؤلاء القوم عنها كأنك حريص على العلم بها، مستقص بالسؤال عنها، قل لهم: إنما علمها عند الله الذي يعلم غيب السموات والأرض، ولكنَّ أكثر الناس لا يعلمون أن ذلك لا يعلمه إلا الله.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?