← Sure 7

7:95

ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَـٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Kelime kelime

ثُمَّ
sonra
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
ثُمَّEdatatıf bağlacı
بَدَّلْنَا
değiştirip getirdik
Fiil
Kök: بدل
Dilbilgisi (i'rab)
بَدَّلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مَكَانَ
yerine
İsim
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
مَكَانَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلسَّيِّئَةِ
kötülüğü
İsim
Kök: سوأ
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّيِّئَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
ٱلْحَسَنَةَ
iyilik
İsim
Kök: حسن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَسَنَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
حَتَّىٰ
ta ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰEdatibtidâ
عَفَوا۟
çoğaldılar
Fiil
Kök: عفو
Dilbilgisi (i'rab)
عَفَFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَّقَالُوا۟
ve dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَّEdatatıf bağlacı، ön ek
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
قَدْ
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
قَدْEdattahkik (kad)
مَسَّ
dokunmuştu
Fiil
Kök: مسس
Dilbilgisi (i'rab)
مَسَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ءَابَآءَنَا
atalarımıza
İsim
Kök: أبو
Dilbilgisi (i'rab)
ءَابَآءَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱلضَّرَّآءُ
darlık
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ضَّرَّآءُİsimdişil، merfû (nominatif)
وَٱلسَّرَّآءُ
ve sevinç
İsim
Kök: سرر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّرَّآءُİsimeril، merfû (nominatif)
فَأَخَذْنَٰهُم
biz de onları yakaladık
Fiil
Kök: أخذ
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَخَذْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بَغْتَةً
ansızın
İsim
Kök: بغت
Dilbilgisi (i'rab)
بَغْتَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَهُمْ
ve onlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdathâl (durum) vâvı، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
لَا
değillerdi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَشْعُرُونَ
farkında
Fiil
Kök: شعر
Dilbilgisi (i'rab)
يَشْعُرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Bir süre) sonra kötülüğü iyilikle değiştirmiştik de (onlar) refah içinde yaşamışlardı. (Ancak): “Atalarımıza da elbette böyle sıkıntılar ve sevinç (vesileleri) gelmişti.” dediler. Biz de onları, hiç farkına varmadıkları bir şekilde ansızın yakalamış (cezalandırmış)tık.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Then We changed their suffering into prosperity, until they grew and multiplied, and began to say: "Our fathers (too) were touched by suffering and affluence"... Behold! We called them to account of a sudden, while they realised not (their peril).

A. Yusuf Alipublic-domain

and then We changed their hardship into prosperity, until they multiplied. But then they said, ‘Hardship and affluence also befell our forefathers,’ and so We took them suddenly, unawares.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Then changed We the evil plight for good till they grew affluent and said: Tribulation and distress did touch our fathers. Then We seized them unawares, when they perceived not.

M. Pickthallpublic-domain

Then We exchanged in place of the bad [condition], good, until they increased [and prospered] and said, "Our fathers [also] were touched with hardship and ease." So We seized them suddenly while they did not perceive.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ثم بدَّلنا الحالة الطيبة الأولى مكان الحالة السيئة، فأصبحوا في عافية في أبدانهم، وسَعَة ورخاء في أموالهم؛ إمهالا لهم، ولعلهم يشكرون، فلم يُفِد معهم كل ذلك، ولم يعتبروا ولم ينتهوا عمَّا هم فيه، وقالوا: هذه عادة الدهر في أهله، يوم خير ويوم شر، وهو ما جرى لآبائنا من قبل، فأخذناهم بالعذاب فجأة وهم آمنون، لا يخطر لهم الهلاك على بال.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?