← Sure 8

8:72

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَهَاجَرُوا۟ وَجَـٰهَدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَوا۟ وَّنَصَرُوٓا۟ أُو۟لَـٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ ۚ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَلَمْ يُهَاجِرُوا۟ مَا لَكُم مِّن وَلَـٰيَتِهِم مِّن شَىْءٍ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا۟ ۚ وَإِنِ ٱسْتَنصَرُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ فَعَلَيْكُمُ ٱلنَّصْرُ إِلَّا عَلَىٰ قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Kelime kelime

إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱلَّذِينَ
onlar ki
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
inandılar
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
Fiil
Kök: هجر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
هَاجَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَجَٰهَدُوا۟
ve savaştılar
Fiil
Kök: جهد
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
جَٰهَدُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
İsim
Kök: مول
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
أَمْوَٰلِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyla
İsim
Kök: نفس
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَنفُسِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِى
yolunda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
سَبِيلِ
Allah
İsim
Kök: سبل
Dilbilgisi (i'rab)
سَبِيلِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱللَّهِ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَاوَوا۟
barındırdılar
Fiil
Kök: أوي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَاوَFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
Fiil
Kök: نصر
Dilbilgisi (i'rab)
وَّEdatatıf bağlacı، ön ek
نَصَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أُو۟لَٰٓئِكَ
işte onlar
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أُو۟لَٰٓئِİsimism-i işaret، harf-i cer (edat)
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْضُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَوْلِيَآءُ
velisidir
İsim
Kök: ولي
Dilbilgisi (i'rab)
أَوْلِيَآءُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
بَعْضٍ
bir kısmının
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْضٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَلَمْ
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَمْEdatolumsuzluk
يُهَاجِرُوا۟
hicret etmeyenler
Fiil
Kök: هجر
Dilbilgisi (i'rab)
يُهَاجِرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَا
yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَاEdatolumsuzluk
لَكُم
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمİsimzamir، 2. çoğul eril
مِّن
onların velayetinden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
وَلَٰيَتِهِم
velilik (koruyuculuk)
İsim
Kök: ولي
Dilbilgisi (i'rab)
وَلَٰيَتِİsimdişil، mecrûr (genitif)
هِمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّن
bir şey
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
شَىْءٍ
şeyi
İsim
Kök: شيأ
Dilbilgisi (i'rab)
شَىْءٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
حَتَّىٰ
kadar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰEdatharf-i cer (edat)
يُهَاجِرُوا۟
onlar hicret edinceye
Fiil
Kök: هجر
Dilbilgisi (i'rab)
يُهَاجِرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَإِنِ
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِنِEdatşart
ٱسْتَنصَرُوكُمْ
yardım isterlerse
Fiil
Kök: نصر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱسْتَنصَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِى
dinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلدِّينِ
ceza
İsim
Kök: دين
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
دِّينِİsimeril، mecrûr (genitif)
فَعَلَيْكُمُ
sizin üzerinize borçtur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمُİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
ٱلنَّصْرُ
yardım etmeniz
İsim
Kök: نصر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّصْرُİsimeril، merfû (nominatif)
إِلَّا
yalnız olmaz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdatistisnâ (illâ)
عَلَىٰ
karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
قَوْمٍۭ
bir topluma
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
قَوْمٍۭİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
بَيْنَكُمْ
aranızda
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَبَيْنَهُم
ve aralarında
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّيثَٰقٌ
andlaşma bulunan
İsim
Kök: وثق
Dilbilgisi (i'rab)
مِّيثَٰقٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
وَٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
بِمَا
yaptıklarınızı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
تَعْمَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
بَصِيرٌ
görmektedir
İsim
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
بَصِيرٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)

Meal

TR

Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Gerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Şüphesiz ki iman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden (fedakârlık yapan muhacir)ler ve (onları) barındırıp yardım edenler (ensar) var ya, işte onlar birbirlerinin dostudur. İman edip hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların sahiplenilip korunmalarıyla ilgili hiçbir sorumluluk yoktur. Onlar din hakkında sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir toplum aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapmakta olduğunuz her şeyi görendir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Those who believed, and adopted exile, and fought for the Faith, with their property and their persons, in the cause of Allah, as well as those who gave (them) asylum and aid,- these are (all) friends and protectors, one of another. As to those who believed but came not into exile, ye owe no duty of protection to them until they come into exile; but if they seek your aid in religion, it is your duty to help them, except against a people with whom ye have a treaty of mutual alliance. And (remember) Allah seeth all that ye do.

A. Yusuf Alipublic-domain

Those who believed and emigrated [to Medina] and struggled for God’s cause with their possessions and persons, and those who gave refuge and help, are all allies of one another. As for those who believed but did not emigrate, you are not responsible for their protection until they have done so. But if they seek help from you against persecution, it is your duty to assist them, except against people with whom you have a treaty: God sees all that you do.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Lo! those who believed and left their homes and strove with their wealth and their lives for the cause of Allah, and those who took them in and helped them: these are protecting friends one of another. And those who believed but did not leave their homes, ye have no duty to protect them till they leave their homes; but if they seek help from you in the matter of religion then it is your duty to help (them) except against a folk between whom and you there is a treaty. Allah is Seer of what ye do.

M. Pickthallpublic-domain

Indeed, those who have believed and emigrated and fought with their wealth and lives in the cause of Allāh and those who gave shelter and aided - they are allies of one another. But those who believed and did not emigrate - for you there is no support of them until they emigrate. And if they seek help of you for the religion, then you must help, except against a people between yourselves and whom is a treaty. And Allāh is Seeing of what you do.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

إن الذين صدَّقوا الله، ورسوله وعملوا بشرعه، وهاجروا إلى دار الإسلام، أو بلد يتمكنون فيه من عبادة ربهم، وجاهدوا في سبيل الله بالمال والنفس، والذين أنزلوا المهاجرين في دورهم، وواسوهم بأموالهم، ونصروا دين الله، أولئك بعضهم نصراء بعض. أما الذين آمنوا ولم يهاجروا من دار الكفر فلستم مكلفين بحمايتهم ونصرتهم حتى يهاجروا، وإن وقع عليهم ظلم من الكفار فطلبوا نصرتكم فاستجيبوا لهم، إلا على قوم بينكم وبينهم عهد مؤكد لم ينقضوه. والله بصير بأعمالكم، بجزي كلا على قدر نيته وعمله.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?