عقر الحوض والدار وغيرهما: أصلها ويقال: له: عقر، و# قيل: (ما غزي قوم في عقر دارهم قط إلا ذلوا) ، وقيل للقصر: عقرة. وعقرته أصبت: عقره، أي: أصله، نحو، رأسته، ومنه: عقرت النخل: قطعته من أصله، وعقرت البعير: نحرته، وعقرت ظهر البعير فانعقر، قال: فعقروها فقال تمتعوا في داركم [هود/ 65]، وقال تعالى: فتعاطى فعقر [القمر/ 29]، ومنه استعير: سرج معقر، وكلب عقور، ورجل عاقر، وامرأة عاقر: لا تلد، كأنها تعقر ماء الفحل. قال: وكانت امرأتي عاقرا [مريم/ 5]، وامرأتي عاقر [آل عمران/ 40]، وقد عقرت، والعقر: آخر الولد. وبيضة العقر كذلك، والعقار: الخمر لكونه كالعاقر للعقل، والمعاقرة: إدمان شربه، وقولهم للقطعة من الغنم: عقر فتشبيه بالقصر، فقولهم: رفع فلان عقيرته، أي: صوته فذلك لما روي أن رجلا عقر رجله فرفع صوته ، فصار ذلك مستعارا للصوت، والعقاقير: أخلاط الأدوية، الواحد: عقار.
Exdore translation — not part of the source
Bir havuzun, bir evin ve benzerlerinin عقر'i: onların aslı/temelidir; buna عقر (akr) denir. Şöyle denilmiştir: (Bir topluluk kendi yurtlarının عقر'inde -en iç yerinde- baskına uğradıysa mutlaka zelil düşmüştür). Köşke/saraya عقرة (akra) denir. عقرته sözü, onun عقر'ine yani aslına/köküne isabet ettim demektir; رأسته (başına vurdum) gibi. Bundan: عقرت النخل, hurma ağacını kökünden kestim; وعقرت البعير, deveyi boğazladım; وعقرت ظهر البعير فانعقر, devenin sırtını yaraladım da yaralandı. Yüce Allah şöyle dedi: فعقروها فقال تمتعوا في داركم [11:65] (Onu boğazladılar, o da: Yurdunuzda yararlanın, dedi). Yine: فتعاطى فعقر [54:29] (Derken uzanıp onu boğazladı). Bundan istiare yoluyla: سرج معقر (yara açan eyer), كلب عقور (ısırıcı köpek). رجل عاقر ve امرأة عاقر: doğurmayan (kısır); sanki erkeğin suyunu (dölünü) yok eder gibidir. Allah şöyle dedi: وكانت امرأتي عاقرا [19:5] (Karım da kısırdı), وامرأتي عاقر [3:40] (Karım kısır). قد عقرت: kısırlaştı. العقر (ukr): son çocuk. بيضة العقر de böyledir. العقار (ukâr): şarap; çünkü o, aklı kesip yok eden gibidir. المعاقرة: onu içmeye düşkünlük. Bir sürü koyun parçasına عقر (ukr) demeleri ise köşke (kasr) benzetmedir. رفع فلان عقيرته (falan عقيرته'sini yükseltti), yani sesini yükseltti demelerine gelince: rivayet edildiğine göre bir adamın bacağı yaralanmış (عقر) da sesini yükseltmiştir; bu yüzden bu ifade ses için istiare olmuştur. العقاقير: karışık ilaçlar; tekili عقار (akkâr).
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)