← Sure 20

20:58

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًا سُوًى

Kelime kelime

فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdattekit، ön ek
نَأْتِيَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
نَّEdattekit، son ek
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
بِسِحْرٍ
bir büyü
İsim
Kök: سحر
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
سِحْرٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
مِّثْلِİsimeril، mecrûr (genitif)
هِۦİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
فَٱجْعَلْ
tayin et
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱجْعَلْFiilemir، 2. tekil eril
بَيْنَنَا
bizimle
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
وَبَيْنَكَ
sizin aranızda
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مَوْعِدًا
buluşma zamanı
İsim
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
مَوْعِدًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
لَّا
asla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّاEdatolumsuzluk
نُخْلِفُهُۥ
caymayacağımız
Fiil
Kök: خلف
Dilbilgisi (i'rab)
نُخْلِفُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
نَحْنُ
bizim
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
نَحْنُİsimzamir، 1. çoğul
وَلَآ
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَآEdatolumsuzluk
أَنتَ
senin
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتَİsimzamir، 2. tekil eril
مَكَانًا
bir yer olsun
İsim
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
مَكَانًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
سُوًى
uygun
İsim
Kök: سوي
Dilbilgisi (i'rab)
سُوًىİsimmansûb (akuzatif)، sıfat

Meal

TR

And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

"O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Biz de sana, aynen onun gibi bir büyü yapacağız. Seninle bizim aramızda, senin de bizim de muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla!"

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

"But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances."

A. Yusuf Alipublic-domain

We will confront you with sorcery to match your own: make an appointment between us which neither of us will fail to keep, in a mutually agreeable place.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

But we surely can produce for thee magic the like thereof; so appoint a tryst between us and you, which neither we nor thou shall fail to keep, at a place convenient (to us both).

M. Pickthallpublic-domain

Then we will surely bring you magic like it, so make between us and you an appointment, which we will not fail to keep and neither will you, in a place assigned."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فسوف نأتيك بسحر مثل سحرك، فاجعل بيننا وبينك موعدًا محددًا، لا نخلفه نحن ولا تخلفه أنت، في مكان مستوٍ معتدل بيننا وبينك.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution