Tüm sureler

20.Tâhâ

طه

Mekke · 135 ayet

Okuma modu
  1. 1

    طه

    20:1

    Ta-Ha.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ta, Ha.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Tâ, Hâ,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Ta Ha

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Tâ. Hâ.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Ta. Ha.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Ṭā, Hā.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    (طه) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  2. 2

    مَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لِتَشْقَىٰٓ

    20:2

    We have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It was not to distress you [Prophet] that We sent down the Quran to you,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We have not revealed unto thee (Muhammad) this Qur'an that thou shouldst be distressed,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We have not sent down to you the Qur’ān that you be distressed

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ما أنزلنا عليك - أيها الرسول - القرآن؛ لتشقى بما لا طاقة لك به من العمل.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  3. 3

    إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَىٰ

    20:3

    But only as an admonition to those who fear (Allah),-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but as a reminder for those who hold God in awe,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)’ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But as a reminder unto him who feareth,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But only as a reminder for those who fear [Allāh] -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    لكن أنزلناه موعظة؛ ليتذكر به مَن يخاف عقاب الله، فيتقيه بأداء الفرائض واجتناب المحارم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  4. 4

    تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلْعُلَى

    20:4

    A revelation from Him Who created the earth and the heavens on high.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    a revelation from the One who created the earth and the high heaven,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)’ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    A revelation from Him Who created the earth and the high heavens,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    A revelation from He who created the earth and highest heavens,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هذا القرآن تنزيل من الله الذي خلق الأرض والسموات العلى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  5. 5

    ٱلرَّحْمَـٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ

    20:5

    (Allah) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rahman arşa hükmetmektedir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    the Lord of Mercy, established on the throne.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rahmân arşa istiva etmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The Beneficent One, Who is established on the Throne.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Most Merciful [who is] above the Throne established.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الرحمن على العرش استوى أي ارتفع وعلا استواء يليق بجلاله وعظمته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  6. 6

    لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ

    20:6

    To Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Everything in the heavens and on earth, everything between them, everything beneath the soil, belongs to Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altındaki her şey sadece O’na aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Unto Him belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth, and whatsoever is between them, and whatsoever is beneath the sod.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    To Him belongs what is in the heavens and what is on the earth and what is between them and what is under the soil.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    له ما في السموات وما في الأرض وما بينهما وما تحت الأرض، خَلْقًا ومُلْكًا وتدبيرًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  7. 7

    وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى

    20:7

    If thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Whatever you may say aloud, He knows what you keep secret and what is even more hidden.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sözü açıktan söylesen de (O) gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if thou speakest aloud, then lo! He knoweth the secret (thought) and (that which is yet) more hidden.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if you speak aloud - then indeed, He knows the secret and what is [even] more hidden.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإن تجهر - أيها الرسول - بالقول، فتعلنه أو تخفه، فإن الله لا يخفى عليه شيء، يعلم السر وما هو أخفى من السر مما تحدِّث به نفسك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  8. 8

    ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ

    20:8

    Allah! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God––there is no god but Him––the most excellent names belong to Him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler de yalnızca O’na aittir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Allah! There is no Allah save Him. His are the most beautiful names.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Allāh - there is no deity except Him. To Him belong the best names.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    الله الذي لا معبود بحق إلا هو، له وحده الأسماء الكاملة في الحسن.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  9. 9

    وَهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ

    20:9

    Has the story of Moses reached thee?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Has the story of Moses come to you [Prophet]?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Musa’nın haberi sana ulaştı (değil) mi?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Hath there come unto thee the story of Moses?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And has the story of Moses reached you? -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهل أتاك - أيها الرسول - خبر موسى بن عمران عليه السلام؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  10. 10

    إِذْ رَءَا نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًى

    20:10

    Behold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He saw a fire and said to his people, ‘Stay here––I can see a fire. Maybe I can bring you a flaming brand from it or find some guidance there.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine, “(Siz burada) bekleyin! Bir ateş gördüm. Umarım ki ondan size bir kor (bir tutam ateş parçası) getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When he saw a fire and said unto his folk: Lo! Wait! I see a fire afar off. Peradventure I may bring you a brand therefrom or may find guidance at the fire.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When he saw a fire and said to his family, "Stay here; indeed, I have perceived a fire; perhaps I can bring you a torch or find at the fire some guidance."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    حين رأى في الليل نارًا موقدة فقال لأهله: انتظروا لقد أبصرت نارًا، لعلي أجيئكم منها بشعلة تستدفئون بها، وتوقدون بها نارًا أخرى، أو أجد عندها هاديًا يدلنا على الطريق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  11. 11

    فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَـٰمُوسَىٰٓ

    20:11

    But when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When he came to the fire, he was summoned, ‘Moses!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Oraya ulaştığında (tarafımızdan)

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when he reached it, he was called by name: O Moses!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And when he came to it, he was called, "O Moses,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما أتى موسى تلك النار ناداه الله: يا موسى، إني أنا ربك فاخلع نعليك، إنك الآن بوادي "طوى" الذي باركته، وذلك استعدادًا لمناجاة ربه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  12. 12

    إِنِّىٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخْلَعْ نَعْلَيْكَ ۖ إِنَّكَ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

    20:12

    "Verily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I am your Lord. Take off your shoes: you are in the sacred valley of Tuwa.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Ey Musa! Şüphesiz ki ben -evet ben- senin Rabbin’im! Hemen ayakkabılarını çıkar! Şüphesiz ki sen (iki kez) kutsanmış Tuvâ Vadi(si’n)desin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I, even I, am thy Lord, So take off thy shoes, for lo! thou art in the holy valley of Tuwa.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I am your Lord, so remove your sandals. Indeed, you are in the blessed valley of Ṭuwā.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلما أتى موسى تلك النار ناداه الله: يا موسى، إني أنا ربك فاخلع نعليك، إنك الآن بوادي "طوى" الذي باركته، وذلك استعدادًا لمناجاة ربه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  13. 13

    وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ

    20:13

    "I have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I have chosen you, so listen to what is being revealed.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Seni (elçi olarak) ben seçtim. vahyedilmekte olanı dinle!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I have chosen thee, so hearken unto that which is inspired.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And I have chosen you, so listen to what is revealed [to you].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإني اخترتك يا موسى لرسالتي، فاستمع لما يوحى إليك مني.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  14. 14

    إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ

    20:14

    "Verily, I am Allah: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I am God; there is no god but Me. So worship Me and keep up the prayer so that you remember Me.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ben -evet ben- Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni hatırlamak için namaz kıl!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! I, even I, am Allah, There is no Allah save Me. So serve Me and establish worship for My remembrance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, I am Allāh. There is no deity except Me, so worship Me and establish prayer for My remembrance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنني أنا الله لا معبود بحق إلا أنا، لا شريك لي، فاعبدني وحدي، وأقم الصلاة لتذكرني فيها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  15. 15

    إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ

    20:15

    "Verily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The Hour is coming––though I choose to keep it hidden––for each soul to be rewarded for its labour.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O (Son) Saat mutlaka gelecektir. Herkese, peşinde koştuğu şeyin karşılığı verilsin diye neredeyse onu (kendimden bile) gizleyeceğim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! the Hour is surely coming. But I will to keep it hidden, that every soul may be rewarded for that which it striveth (to achieve).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, the Hour is coming - I almost conceal it - so that every soul may be recompensed according to that for which it strives.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن الساعة التي يُبعث فيها الناس آتية لا بد من وقوعها، أكاد أخفيها من نفسي، فكيف يعلمها أحد من المخلوقين؛ لكي تُجزى كل نفس بما عملت في الدنيا من خير أو شر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  16. 16

    فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ

    20:16

    "Therefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish!"..

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do not let anyone who does not believe in it and follows his own desires distract you from it, and so bring you to ruin.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona inanmayıp arzusuna uyanlar sakın seni ondan (Son Saat’e inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor, let not him turn thee aside from (the thought of) it who believeth not therein but followeth his own desire, lest thou perish.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So do not let one avert you from it who does not believe in it and follows his desire, for you [then] would perish.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فلا يصرفنَّك - يا موسى - عن الإيمان بها والاستعداد لها مَن لا يصدق بوقوعها ولا يعمل لها، واتبع هوى نفسه، فكذَّب بها، فتهلك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  17. 17

    وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَـٰمُوسَىٰ

    20:17

    "And what is that in the right hand, O Moses?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey Musa! Sağ elindeki nedir?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Moses, what is that in your right hand?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey Musa, şu sağ elindeki nedir, bilir misin?” (diye sorulmuştu).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And what is that in thy right hand, O Moses?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And what is that in your right hand, O Moses?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وما هذه التي في يمينك يا موسى؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  18. 18

    قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ

    20:18

    He said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa dedi: "O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘It is my staff,’ he said, ‘I lean on it; restrain my sheep with it; I also have other uses for it.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa) “O benim asamdır; ona dayanır, onunla davarlarıma yaprak silkelerim. Benim ona başka ihtiyaçlarım da vardır.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: This is my staff whereon I lean, and wherewith I bear down branches for my sheep, and wherein I find other uses.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "It is my staff; I lean upon it, and I bring down leaves for my sheep and I have therein other uses."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: هي عصاي أعتمد عليها في المشي، وأهزُّ بها الشجر؛ لترعى غنمي ما يتساقط من ورقه، ولي فيها منافع أخرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  19. 19

    قَالَ أَلْقِهَا يَـٰمُوسَىٰ

    20:19

    (Allah) said, "Throw it, O Moses!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God said, ‘Throw it down, Moses.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) “Onu (yere) at ey Musa!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Cast it down, O Moses!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "Throw it down, O Moses."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى: ألق عصاك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  20. 20

    فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَىٰ

    20:20

    He threw it, and behold! It was a snake, active in motion.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He threw it down and- lo and behold!- it became a fast-moving snake.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa da) hemen onu yere atmıştı. Bir de ne görsün, o (asa) yılan olmuş sürünüyor.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So he cast it down, and lo! it was a serpent, gliding.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So he threw it down, and thereupon it was a snake, moving swiftly.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فألقاها موسى على الأرض، فانقلبت بإذن الله حية تسعى، فرأى موسى أمرًا عظيمًا وولى هاربًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  21. 21

    قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ ۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ

    20:21

    (Allah) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition"..

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah buyurdu ki: "Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘Pick it up without fear: We shall turn it back into its former state.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle demişti: “Onu al ve korkma! Biz onu eski hâline çevireceğiz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Grasp it and fear not. We shall return it to its former state.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "Seize it and fear not; We will return it to its former condition.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى: خذ الحية، ولا تَخَفْ منها، سوف نعيدها عصًا كما كانت في حالتها الأولى. واضمم يدك إلى جنبك تحت العَضُد تخرج بيضاء كالثلج من غير برص؛ لتكون لك علامة أخرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  22. 22

    وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ

    20:22

    "Now draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Now place your hand under your armpit and it will come out white, though unharmed: that is another sign.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    "Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır” (demişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And thrust thy hand within thine armpit, it will come forth white without hurt. (That will be) another token.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And draw in your hand to your side; it will come out white without disease - another sign,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى: خذ الحية، ولا تَخَفْ منها، سوف نعيدها عصًا كما كانت في حالتها الأولى. واضمم يدك إلى جنبك تحت العَضُد تخرج بيضاء كالثلج من غير برص؛ لتكون لك علامة أخرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  23. 23

    لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَـٰتِنَا ٱلْكُبْرَى

    20:23

    "In order that We may show thee (two) of our Greater Signs.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We do this to show you some of Our greatest signs.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    "Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır” (demişti).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That We may show thee (some) of Our greater portents,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That We may show you [some] of Our greater signs.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فعلنا ذلك؛ لكي نريك - يا موسى - من أدلتنا الكبرى ما يدلُّ على قدرتنا، وعظيم سلطاننا، وصحة رسالتك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  24. 24

    ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

    20:24

    "Go thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Firavun'a git, çünkü o hakikaten azdı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Go to Pharaoh, for he has truly become a tyrant.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah şöyle demişti): “Firavun’a git! O iyice azdı.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Go thou unto Pharaoh! Lo! he hath transgressed (the bounds).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Go to Pharaoh. Indeed, he has transgressed [i.e., tyrannized]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اذهب - يا موسى - إلى فرعون؛ إنه قد تجاوز قدره وتمرَّد على ربه، فادعه إلى توحيد الله وعبادته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  25. 25

    قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى

    20:25

    (Moses) said: "O my Lord! expand me my breast;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘Lord, lift up my heart

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa ise) şöyle dua etmişti: “Rabbim! Benim için yüreğime genişlik ver!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Moses) said: My Lord! relieve my mind

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "My Lord, expand [i.e., relax] for me my breast [with assurance]

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  26. 26

    وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى

    20:26

    "Ease my task for me;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşimi kolaylaştır,

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and ease my task for me.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşimi bana kolaylaştır!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And ease my task for me;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And ease for me my task

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  27. 27

    وَٱحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِى

    20:27

    "And remove the impediment from my speech,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Dilimden düğümü çöz

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Untie my tongue,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And loose a knot from my tongue,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And untie the knot from my tongue

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  28. 28

    يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى

    20:28

    "So they may understand what I say:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki, sözümü iyi anlasınlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so that they may understand my words,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That they may understand my saying.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That they may understand my speech.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  29. 29

    وَٱجْعَل لِّى وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِى

    20:29

    "And give me a Minister from my family,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir de bana ailemden bir vezir ver.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and give me a helper from my family,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bana ailemden kardeşim Harun’u vezir (yardımcı) görevlendir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Appoint for me a henchman from my folk,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And appoint for me a minister [i.e., assistant] from my family -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  30. 30

    هَـٰرُونَ أَخِى

    20:30

    "Aaron, my brother;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kardeşim Harun'u (ver).

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    my brother Aaron-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bana ailemden kardeşim Harun’u vezir (yardımcı) görevlendir!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Aaron, my brother.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Aaron, my brother.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  31. 31

    ٱشْدُدْ بِهِۦٓ أَزْرِى

    20:31

    "Add to my strength through him,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onunla arkamı kuvvetlendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    augment my strength through him.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onunla arkamı güçlendir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Confirm my strength with him

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Increase through him my strength

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  32. 32

    وَأَشْرِكْهُ فِىٓ أَمْرِى

    20:32

    "And make him share my task:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Elçilik) işimde onu bana ortak et.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Let him share my task

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onu işime ortak (destekçi) kıl.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And let him share my task,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And let him share my task

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  33. 33

    كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا

    20:33

    "That we may celebrate Thy praise without stint,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ki seni çok tesbih edelim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so that we can glorify You much

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Bu sayede seni çok tesbih edelim (yüceltelim).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That we may glorify Thee much

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That we may exalt You much

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  34. 34

    وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا

    20:34

    "And remember Thee without stint:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Seni çok analım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and remember You often:

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Seni çok analım!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And much remember Thee.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And remember You much.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  35. 35

    إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا

    20:35

    "For Thou art He that (ever) regardeth us."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    You are always watching over us.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki sen bizi görensin.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! Thou art ever Seeing us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, You are of us ever Seeing."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق؛ ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة؛ كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  36. 36

    قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَـٰمُوسَىٰ

    20:36

    (Allah) said: "Granted is thy prayer, O Moses!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah buyurdu: "Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God said, ‘Moses, your request is granted.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle demişti: “Ey Musa! İstediklerin sana elbette verildi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Thou art granted thy request, O Moses.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "You have been granted your request, O Moses.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله: قد أعطيتك كل ما سألت يا موسى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  37. 37

    وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ

    20:37

    "And indeed We conferred a favour on thee another time (before).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "And olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Indeed We showed you favour before.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And indeed, another time, already We have shown thee favour,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had already conferred favor upon you another time,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أنعمنا عليك - يا موسى - قبل هذه النعمة نعمة أخرى، حين كنت رضيعًا، فأنجيناك مِن بطش فرعون.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  38. 38

    إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ

    20:38

    "Behold! We sent to thy mother, by inspiration, the message:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik:

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We inspired your mother, saying,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani annene vahyedilecek şeyi şöyle vahyetmiştik (bildirmiştik):

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When we inspired in thy mother that which is inspired,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    When We inspired to your mother what We inspired,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وذلك حين ألهمْنا أمَّك: أن ضعي ابنك موسى بعد ولادته في التابوت، ثم اطرحيه في النيل، فسوف يلقيه النيل على الساحل، فيأخذه فرعون عدوي وعدوه. وألقيت عليك محبة مني فصرت بذلك محبوبًا بين العباد، ولِتربى على عيني وفي حفظي. وفي الآية إثبات صفة العين لله - سبحانه وتعالى - كما يليق بجلاله وكماله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  39. 39

    أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّى وَعَدُوٌّ لَّهُۥ ۚ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ

    20:39

    "'Throw (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Onu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa!)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    “Put your child into the chest, then place him in the river. Let the river wash him on to its bank, and he will be taken in by an enemy of Mine and his.” I showered you with My love and planned that you should be reared under My watchful eye.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    “Onu (Musa’yı) sandığa koy ve onu nehre bırak! Nehir onu kıyıya bıraksın; benim de onun da düşmanı olan biri onu alsın!” Sana tarafımdan bir sevgi vermiştim; böylece gözetimimde yetiştirilesin diye (böyle yapmıştık).

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Saying: Throw him into the ark, and throw it into the river, then the river shall throw it on to the bank, and there an enemy to Me and an enemy to him shall take him. And I endued thee with love from Me that thou mightest be trained according to My will,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Saying], 'Cast him into the chest and cast it into the river, and the river will throw it onto the bank; there will take him an enemy to Me and an enemy to him.' And I bestowed upon you love from Me that you would be brought up under My eye [i.e., observation and care].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وذلك حين ألهمْنا أمَّك: أن ضعي ابنك موسى بعد ولادته في التابوت، ثم اطرحيه في النيل، فسوف يلقيه النيل على الساحل، فيأخذه فرعون عدوي وعدوه. وألقيت عليك محبة مني فصرت بذلك محبوبًا بين العباد، ولِتربى على عيني وفي حفظي. وفي الآية إثبات صفة العين لله - سبحانه وتعالى - كما يليق بجلاله وكماله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  40. 40

    إِذْ تَمْشِىٓ أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ مَن يَكْفُلُهُۥ ۖ فَرَجَعْنَـٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ ۚ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَـٰكَ مِنَ ٱلْغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونًا ۚ فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَىٰ قَدَرٍ يَـٰمُوسَىٰ

    20:40

    "Behold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hani kız kardeşin (Firavun'un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Your sister went out, saying, “I will tell you someone who will nurse him,” then We returned you to your mother so that she could rejoice and not grieve. Later you killed a man, but We saved you from distress and tried you with other tests. You stayed among the people of Midian for years, then you came here as I ordained.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani kız kardeşin (ablan, Firavun ailesine) gidip, “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece, gözü aydın olsun ve (artık) üzülmesin diye seni annene geri vermiştik. (Gençken) birini öldürmüştün; seni endişeden kurtarmıştık; böylece seni iyiden iyiye denemiştik. (Bu nedenle), Medyen halkı arasında senelerce kalmıştın. Ey Musa! Sonra da bir plana göre (bu makama) gelmiştin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    When thy sister went and said: Shall I show you one who will nurse him? and we restored thee to thy mother that her eyes might be refreshed and might not sorrow. And thou didst kill a man and We delivered thee from great distress, and tried thee with a heavy trial. And thou didst tarry years among the folk of Midian. Then camest thou (hither) by (My) providence, O Moses,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [And We favored you] when your sister went and said, 'Shall I direct you to someone who will be responsible for him?' So We restored you to your mother that she might be content and not grieve. And you killed someone, but We saved you from retaliation and tried you with a [severe] trial. And you remained [some] years among the people of Madyan. Then you came [here] at the decreed time, O Moses.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومننَّا عليك حين تمشي أختك تتبعك ثم تقول لمن أخذوك: هل أدلكم على من يكفُله، ويرضعه لكم؟ فرددناك إلى أمِّك بعد ما صرتَ في أيدي فرعون؛ كي تطيب نفسها بسلامتك من الغرق والقتل، ولا تحزن على فَقْدك، وقتلت الرجل القبطي خطأ فنجيناك من غَمِّ فِعْلك وخوف القتل، وابتليناك ابتلاء، فخرجت خائفًا إلى أهل "مدين"، فمكثت سنين فيهم، ثم جئت من "مدين" في الموعد الذي قدَّرناه لإرسالك مجيئًا موافقًا لقدر الله وإرادته، والأمر كله لله تبارك وتعالى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  41. 41

    وَٱصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى

    20:41

    "And I have prepared thee for Myself (for service)"..

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Seni kendim için ayırdım.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ben, seni kendime (peygamber) seçtim.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    I have chosen you for Myself.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ben seni kendim için seçmiştim.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And I have attached thee to Myself.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And I produced you for Myself.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأنعمتُ عليك - يا موسى - هذه النعم اجتباء مني لك، واختيارًا لرسالتي، والبلاغ عني، والقيام بأمري ونهيي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  42. 42

    ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَـٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى

    20:42

    "Go, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Go, you and your brother, with My signs, and make sure that you remember Me.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sen ve kardeşin (Harun) delillerimle gidin! Beni anmada (öğütlerim konusunda) gevşek davranmayın!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Go, thou and thy brother, with My tokens, and be not faint in remembrance of Me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Go, you and your brother, with My signs and do not slacken in My remembrance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اذهب - يا موسى - أنت وأخوك هارون بآياتي الدالة على ألوهيتي وكمال قدرتي وصدق رسالتك، ولا تَضْعُفا عن مداومة ذكري. اذهبا معًا إلى فرعون؛ إنه قد جاوز الحد في الكفر والظلم، فقولا له قولا لطيفًا؛ لعله يتذكر أو يخاف ربه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  43. 43

    ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

    20:43

    "Go, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun'a gidin, çünkü o gerçekten azdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Go, both of you, to Pharaoh, for he has exceeded all bounds.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Firavun’a gidin; şüphesiz ki o iyice azdı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Go, both of you, unto Pharaoh. Lo! he hath transgressed (the bounds).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Go, both of you, to Pharaoh. Indeed, he has transgressed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اذهب - يا موسى - أنت وأخوك هارون بآياتي الدالة على ألوهيتي وكمال قدرتي وصدق رسالتك، ولا تَضْعُفا عن مداومة ذكري. اذهبا معًا إلى فرعون؛ إنه قد جاوز الحد في الكفر والظلم، فقولا له قولا لطيفًا؛ لعله يتذكر أو يخاف ربه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  44. 44

    فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ

    20:44

    "But speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (Allah)."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Speak to him gently so that he may take heed, or show respect.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona yumuşak söz söyleyin; umulur ki (gerçeği) hatırlar veya saygı duyar!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And speak unto him a gentle word, that peradventure he may heed or fear.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And speak to him with gentle speech that perhaps he may be reminded or fear [Allāh]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    اذهب - يا موسى - أنت وأخوك هارون بآياتي الدالة على ألوهيتي وكمال قدرتي وصدق رسالتك، ولا تَضْعُفا عن مداومة ذكري. اذهبا معًا إلى فرعون؛ إنه قد جاوز الحد في الكفر والظلم، فقولا له قولا لطيفًا؛ لعله يتذكر أو يخاف ربه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  45. 45

    قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ

    20:45

    They (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Lord, we fear he will do us great harm or exceed all bounds.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa ve Harun) “Rabbimiz! Doğrusu, onun bize kötülük yapmasından veya iyice azmasından endişe ediyoruz.” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Our Lord! Lo! we fear that he may be beforehand with us or that he may play the tyrant.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Our Lord, indeed we are afraid that he will hasten [punishment] against us or that he will transgress."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى وهارون: ربنا إننا نخاف أن يعاجلنا بالعقوبة، أو أن يتمرد على الحق فلا يقبله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  46. 46

    قَالَ لَا تَخَافَآ ۖ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ

    20:46

    He said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘Do not be afraid, I am with you both, hearing and seeing everything.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah ise şöyle) demişti: “Korkmayın, elbette ben sizinle beraberim, duyuyor ve görüyorum.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Fear not. Lo! I am with you twain, Hearing and Seeing.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "Fear not. Indeed, I am with you both; I hear and I see.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى وهارون: لا تخافا من فرعون؛ فإنني معكما أسمع كلامكما وأرى أفعالكما، فاذهبا إليه وقولا له: إننا رسولان إليك من ربك أن أطلق بني إسرائيل، ولا تكلِّفهم ما لا يطيقون من الأعمال، قد أتيناك بدلالة معجزة من ربك تدل على صدقنا في دعوتنا، والسلامة من عذاب الله تعالى لمن اتبع هداه. إن ربك قد أوحى إلينا أن عذابه على مَن كذَّب وأعرض عن دعوته وشريعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  47. 47

    فَأْتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَـٰكَ بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكَ ۖ وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلْهُدَىٰٓ

    20:47

    "So go ye both to him, and say, 'Verily we are messengers sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Go and tell him, “We are your Lord’s mes-sengers, so send the Children of Israel with us and do not oppress them. We have brought you a sign from your Lord. Peace be upon whoever follows the right guidance;

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ona (Firavun’a) gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder; onlara eziyet etme! Elbette biz sana Rabbinden bir delil ile geldik. Selam (esenlik), rehbere (vahye) uyanlara olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So go ye unto him and say: Lo! we are two messengers of thy Lord. So let the children of Israel go with us, and torment them not. We bring thee a token from thy Lord. And peace will be for him who followeth right guidance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So go to him and say, 'Indeed, we are messengers of your Lord, so send with us the Children of Israel and do not torment them. We have come to you with a sign from your Lord. And peace will be upon he who follows the guidance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى وهارون: لا تخافا من فرعون؛ فإنني معكما أسمع كلامكما وأرى أفعالكما، فاذهبا إليه وقولا له: إننا رسولان إليك من ربك أن أطلق بني إسرائيل، ولا تكلِّفهم ما لا يطيقون من الأعمال، قد أتيناك بدلالة معجزة من ربك تدل على صدقنا في دعوتنا، والسلامة من عذاب الله تعالى لمن اتبع هداه. إن ربك قد أوحى إلينا أن عذابه على مَن كذَّب وأعرض عن دعوته وشريعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  48. 48

    إِنَّا قَدْ أُوحِىَ إِلَيْنَآ أَنَّ ٱلْعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    20:48

    "'Verily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away.'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Bize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    it has been revealed to us that punishment falls on whoever rejects the truth and turns his back on it.”’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Azabın, (gerçeği) yalanlayıp yüz çevirenlere (uygulanacağı) elbette bize vahyolunmuştur.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! it hath been revealed unto us that the doom will be for him who denieth and turneth away.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it has been revealed to us that the punishment will be upon whoever denies and turns away.'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى وهارون: لا تخافا من فرعون؛ فإنني معكما أسمع كلامكما وأرى أفعالكما، فاذهبا إليه وقولا له: إننا رسولان إليك من ربك أن أطلق بني إسرائيل، ولا تكلِّفهم ما لا يطيقون من الأعمال، قد أتيناك بدلالة معجزة من ربك تدل على صدقنا في دعوتنا، والسلامة من عذاب الله تعالى لمن اتبع هداه. إن ربك قد أوحى إلينا أن عذابه على مَن كذَّب وأعرض عن دعوته وشريعته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  49. 49

    قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَـٰمُوسَىٰ

    20:49

    (When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Pharaoh] said, ‘Moses, who is this Lord of yours?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Firavun) “Ey Musa! Rabbiniz de kimmiş?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: Who then is the Lord of you twain, O Moses?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Pharaoh] said, "So who is the Lord of you two, O Moses?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال فرعون لهما: فمَن ربكما يا موسى؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  50. 50

    قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِىٓ أَعْطَىٰ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ

    20:50

    He said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘Our Lord is He who gave everything its form, then gave it guidance.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa da) “Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren sonra da (yaratılışa uygun) yol gösterendir.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Our Lord is He Who gave unto everything its nature, then guided it aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "Our Lord is He who gave each thing its form and then guided [it]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال له موسى: ربنا الذي أعطى كل شيء خَلْقَه اللائق به على حسن صنعه، ثم هدى كل مخلوق إلى الانتفاع بما خلقه الله له.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  51. 51

    قَالَ فَمَا بَالُ ٱلْقُرُونِ ٱلْأُولَىٰ

    20:51

    (Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun: "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘What about former generations?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Firavun) “(Peki) önceki nesillerin hali ne olacak?” diye sormuştu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: What then is the state of the generations of old?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Pharaoh] said, "Then what is the case of the former generations?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال فرعون لموسى: فما شأن الأمم السابقة؟ وما خبر القرون الماضية، فقد سبقونا إلى الإنكار والكفر؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  52. 52

    قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَـٰبٍ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى

    20:52

    He replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘My Lord alone has knowledge of them, all in a record; my Lord does not err or forget.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa ise) şöyle demişti: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: The knowledge thereof is with my Lord in a Record. My Lord neither erreth nor forgetteth,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "The knowledge thereof is with my Lord in a record. My Lord neither errs nor forgets."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى لفرعون: عِلْمُ تلك القرون فيما فَعَلَت من ذلك عند ربي في اللوح المحفوظ، ولا عِلْمَ لي به، لا يضل ربي في أفعاله وأحكامه، ولا ينسى شيئًا ممَّا علمه منها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  53. 53

    ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّىٰ

    20:53

    "He Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    It was He who spread out the earth for you and traced routes in it. He sent down water from the sky. With that water We bring forth every kind of plant,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) yeri sizin için beşik yapan, onda sizin için yollar açan ve gökten de su indirendir. O (su) saye(sin)de çeşitli bitkilerden de çiftler çıkarmıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Who hath appointed the earth as a bed and hath threaded roads for you therein and hath sent down water from the sky and thereby We have brought forth divers kinds of vegetation,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [It is He] who has made for you the earth as a bed [spread out] and inserted therein for you roadways and sent down from the sky, rain and produced thereby categories of various plants.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    هو الذي جعل لكم الأرض ميسَّرة للانتفاع بها، وجعل لكم فيها طرقًا كثيرة، وأنزل من السماء مطرًا، فأخرج به أنواعًا مختلفة من النبات.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  54. 54

    كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ

    20:54

    Eat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so eat, and graze your cattle. There are truly signs in all this for people of understand-ing.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yiyin; hayvanlarınızı otlatın! Şüphesiz ki bunda (kötülüklerden) engelleyen akıl sahipleri için deliller vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): Eat ye and feed your cattle. Lo! herein verily are portents for men of thought.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Eat [therefrom] and pasture your livestock. Indeed in that are signs for those of intelligence.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كلوا - أيها الناس - من طيبات ما أنبتنا لكم، وارعوا حيواناتكم وبهائمكم. إن في كل ما ذُكر لَعلامات على قدرة الله، ودعوة لوحدانيته وإفراده بالعبادة، لذوي العقول السليمة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  55. 55

    ۞ مِنْهَا خَلَقْنَـٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ

    20:55

    From the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    From the earth We created you, into it We shall return you, and from it We shall raise you a second time.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizi topraktan yarattık; sizi yine oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi oradan çıkaracağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thereof We created you, and thereunto We return you, and thence We bring you forth a second time.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From it [i.e., the earth] We created you, and into it We will return you, and from it We will extract you another time.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    من الأرض خَلَقْناكم - أيها الناس -، وفيها نعيدكم بعد الموت، ومنها نخرجكم أحياء مرة أخرى للحساب والجزاء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  56. 56

    وَلَقَدْ أَرَيْنَـٰهُ ءَايَـٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ

    20:56

    And We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    And olsun ki, biz, Firavun'a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We showed Pharaoh all Our signs, but he denied them and refused [to change].

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki ona (Firavun’a) bütün delillerimizi göstermiştik; o ise yalanlamış ve yüz çevirmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And We verily did show him all Our tokens, but he denied them and refused.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We certainly showed him [i.e., Pharaoh] Our signs - all of them - but he denied and refused.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أرينا فرعون أدلتنا وحججنا جميعها، الدالة على ألوهيتنا وقدرتنا وصِدْقِ رسالة موسى فكذَّب بها، وامتنع عن قَبول الحق.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  57. 57

    قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَـٰمُوسَىٰ

    20:57

    He said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Firavun Musa'ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘Have you come to drive us from our land with your sorcery, Moses?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Firavun) demişti ki: “Ey Musa! Yaptığın büyü ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Hast come to drive us out from our land by thy magic, O Moses?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "Have you come to us to drive us out of our land with your magic, O Moses?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال فرعون: هل جئتنا - يا موسى - لتخرجنا من ديارنا بسحرك هذا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  58. 58

    فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًا سُوًى

    20:58

    "But we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We will confront you with sorcery to match your own: make an appointment between us which neither of us will fail to keep, in a mutually agreeable place.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz de sana, aynen onun gibi bir büyü yapacağız. Seninle bizim aramızda, senin de bizim de muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla!"

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But we surely can produce for thee magic the like thereof; so appoint a tryst between us and you, which neither we nor thou shall fail to keep, at a place convenient (to us both).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then we will surely bring you magic like it, so make between us and you an appointment, which we will not fail to keep and neither will you, in a place assigned."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فسوف نأتيك بسحر مثل سحرك، فاجعل بيننا وبينك موعدًا محددًا، لا نخلفه نحن ولا تخلفه أنت، في مكان مستوٍ معتدل بيننا وبينك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  59. 59

    قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحًى

    20:59

    Moses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa: "Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘Your meeting will be on the day of the feast, so let the people be assembled when the sun has risen high.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa) şöyle demişti: “Buluşma zamanınız, süs (bayram) günü yani insanların toplanacağı kuşluk vaktidir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Moses) said: Your tryst shall be the day of the feast, and let the people assemble when the sun hath risen high.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "Your appointment is on the day of the festival when the people assemble at mid-morning."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى لفرعون: موعدكم للاجتماع يوم العيد، حين يتزيَّن الناس، ويجتمعون من كل فج وناحية وقت الضحى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  60. 60

    فَتَوَلَّىٰ فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ

    20:60

    So Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Pharaoh withdrew and gathered his resources, then he returned.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bunun üzerine Firavun) dönüp gitmiş, hilesini toplamış, sonra da (buluşma yerine) gelmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then Pharaoh went and gathered his strength, then came (to the appointed tryst).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So Pharaoh went away, put together his plan, and then came [to Moses].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأدبر فرعون معرضًا عما أتاه به موسى من الحق، فجمع سحرته، ثم جاء بعد ذلك لموعد الاجتماع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  61. 61

    قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ

    20:61

    Moses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against Allah, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydur mayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said to them, ‘Beware, do not invent lies against God or He will destroy you with His punishment. Whoever invents lies will fail.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Musa onlara şöyle demişti: “Yazıklar olsun size! Allah’a iftira etmeyin! Yoksa O da bir azap ile kökünüzü kazır! (Allah’a) iftira edenler elbette kaybedenlerdir.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Moses said unto them: Woe unto you! Invent not a lie against Allah, lest He extirpate you by some punishment. He who lieth faileth miserably.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Moses said to them [i.e., the magicians summoned by Pharaoh], "Woe to you! Do not invent a lie against Allāh or He will exterminate you with a punishment; and he has failed who invents [such falsehood]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى لسحرة فرعون يعظهم: احذروا، لا تختلقوا على الله الكذب، فيستأصلكم بعذاب مِن عنده ويُبيدكم، وقد خسر من اختلق على الله كذبًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  62. 62

    فَتَنَـٰزَعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَىٰ

    20:62

    So they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So they discussed their plan among themselves, talking secretly,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Büyücüler) durumlarını aralarında tartışmış, gizlice fısıldaşmışlardı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then they debated one with another what they must do, and they kept their counsel secret.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So they disputed over their affair among themselves and concealed their private conversation.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتجاذب السحرة أمرهم بينهم وتحادثوا سرًا، قالوا: إن موسى وهارون ساحران يريدان أن يخرجاكم من بلادكم بسحرهما، ويذهبا بطريقة السحر العظيمة التي أنتم عليها، فأحكموا كيدكم، واعزموا عليه من غير اختلاف بينكم، ثم ائتوا صفًا واحدًا، وألقوا ما في أيديكم مرة واحدة؛ لتَبْهَروا الأبصار، وتغلبوا سحر موسى وأخيه، وقد ظفر بحاجته اليوم مَن علا على صاحبه، فغلبه وقهره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  63. 63

    قَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَٰنِ لَسَـٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ

    20:63

    They said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    saying, ‘These two men are sorcerers. Their purpose is to drive you out of your land with their sorcery and put an end to your time-honoured way of life.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şöyle demişlerdi: “Bu ikisi (Musa ve Harun), büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki büyücüdür.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: Lo! these are two wizards who would drive you out from your country by their magic, and destroy your best traditions;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Indeed, these are two magicians who want to drive you out of your land with their magic and do away with your most exemplary way [i.e., religion or tradition].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتجاذب السحرة أمرهم بينهم وتحادثوا سرًا، قالوا: إن موسى وهارون ساحران يريدان أن يخرجاكم من بلادكم بسحرهما، ويذهبا بطريقة السحر العظيمة التي أنتم عليها، فأحكموا كيدكم، واعزموا عليه من غير اختلاف بينكم، ثم ائتوا صفًا واحدًا، وألقوا ما في أيديكم مرة واحدة؛ لتَبْهَروا الأبصار، وتغلبوا سحر موسى وأخيه، وقد ظفر بحاجته اليوم مَن علا على صاحبه، فغلبه وقهره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  64. 64

    فَأَجْمِعُوا۟ كَيْدَكُمْ ثُمَّ ٱئْتُوا۟ صَفًّا ۚ وَقَدْ أَفْلَحَ ٱلْيَوْمَ مَنِ ٱسْتَعْلَىٰ

    20:64

    "Therefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    So gather your resources and line up for the contest. Whoever wins today is sure to prosper.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa): “Hilenizi toplayın (yanınıza alın); sonra da saf halinde gelin! Bugün üstün gelen elbette başaracaktır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    So arrange your plan, and come in battle line. Whoso is uppermost this day will be indeed successful.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So resolve upon your plan and then come [forward] in line. And he has succeeded today who overcomes."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتجاذب السحرة أمرهم بينهم وتحادثوا سرًا، قالوا: إن موسى وهارون ساحران يريدان أن يخرجاكم من بلادكم بسحرهما، ويذهبا بطريقة السحر العظيمة التي أنتم عليها، فأحكموا كيدكم، واعزموا عليه من غير اختلاف بينكم، ثم ائتوا صفًا واحدًا، وألقوا ما في أيديكم مرة واحدة؛ لتَبْهَروا الأبصار، وتغلبوا سحر موسى وأخيه، وقد ظفر بحاجته اليوم مَن علا على صاحبه، فغلبه وقهره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  65. 65

    قَالُوا۟ يَـٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ

    20:65

    They said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘Moses, will you throw first or shall we?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Büyücüler) “Ey Musa, ya (önce asayı) sen atacaksın ya da ilk atanlar biz (mi) olalım?” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: O Moses! Either throw first, or let us be the first to throw?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "O Moses, either you throw or we will be the first to throw."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال السحرة: يا موسى إما أن تلقي عصاك أولا وإما أن نبدأ نحن فنلقي ما معنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  66. 66

    قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ

    20:66

    He said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘You throw,’ said Moses, and––lo and behold!––through their sorcery, their ropes and staffs seemed to him to be moving.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa) “Hayır, siz atın.” demişti. Bir de ne görsün, büyüleri sayesinde ipleri ve asaları gerçekten kendisine koşuyormuş gibi görünüyor.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Nay, do ye throw! Then lo! their cords and their staves, by their magic, appeared to him as though they ran.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "Rather, you throw." And suddenly their ropes and staffs seemed to him from their magic that they were moving [like snakes].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال لهم موسى: بل ألقُوا أنتم ما معكم أولا فألقَوا حبالهم وعصيَّهم، فتخيل موسى مِن قوة سحرهم أنها حيات تسعى، فشعر موسى في نفسه بالخوف.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  67. 67

    فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ

    20:67

    So Moses conceived in his mind a (sort of) fear.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses was inwardly alarmed,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Musa (o esnada) içinde bir korku hissetmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Moses conceived a fear in his mind.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he sensed within himself apprehension, did Moses.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال لهم موسى: بل ألقُوا أنتم ما معكم أولا فألقَوا حبالهم وعصيَّهم، فتخيل موسى مِن قوة سحرهم أنها حيات تسعى، فشعر موسى في نفسه بالخوف.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  68. 68

    قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ

    20:68

    We said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin) "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but We said, ‘Do not be afraid, you have the upper hand.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Biz de Musa’ya) şöyle demiştik: “Korkma! Şüphesiz ki sen galip geleceksin!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We said: Fear not! Lo! thou art the higher.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We [i.e., Allāh] said, "Fear not. Indeed, it is you who are superior.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى حينئذ: لا تَخَفْ من شيء، فإنك أنت الأعلى على هؤلاء السحرة وعلى فرعون وجنوده، وستغلبهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  69. 69

    وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَـٰحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ

    20:69

    "Throw that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Throw down what is in your right hand: it will swallow up what they have produced. They have only produced the tricks of a sorcerer, and a sorcerer will not prosper, wherever he goes.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sağ elindekini (yere) at da onların yaptıklarını yutsun! Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye gelirse gelsin (ne yaparsa yapsın) başarılı olamaz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Throw that which is in thy right hand! It will eat up that which they have made. Lo! that which they have made is but a wizard's artifice, and a wizard shall not be successful to whatever point (of skill) he may attain.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And throw what is in your right hand; it will swallow up what they have crafted. What they have crafted is but the trick of a magician, and the magician will not succeed wherever he is."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وألق عصاك التي في يمينك تبتلع حبالهم وعصيهم، فما عملوه أمامك ما هو إلا مكر ساحرٍ وتخييل سِحْرٍ، ولا يظفر الساحر بسحره أين كان.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  70. 70

    فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَـٰرُونَ وَمُوسَىٰ

    20:70

    So the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses".

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [So it was, and] the sorcerers threw themselves down in submission. ‘We believe,’ they said, ‘in the Lord of Aaron and Moses.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Büyücüler) secdeye kapanmış bir şekilde, “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then the wizards were (all) flung down prostrate, crying: We believe in the Lord of Aaron and Moses.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So the magicians fell down in prostration. They said, "We have believed in the Lord of Aaron and Moses."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فألقى موسى عصاه، فبلعت ما صنعوا، فظهر الحق وقامت الحجة عليهم. فألقى السحرة أنفسهم على الأرض ساجدين وقالوا: آمنا برب هارون وموسى، لو كان هذا سحرًا ما غُلِبْنا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  71. 71

    قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ ۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ

    20:71

    (Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Pharaoh said, ‘How dare you believe in him before I have given you permission? This must be your master, the man who taught you witchcraft. I shall certainly cut off your alternate hands and feet, then crucify you on the trunks of palm trees. You will know for certain which of us has the fiercer and more lasting punishment.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Firavun) şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). Döneklik yapmanızdan (Musa’nın dinine dönmenizden) dolayı elbette ellerinizi ve ayaklarınızı kestireceğim. Sizi elbette hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Pharaoh) said: Ye put faith in him before I give you leave. Lo! he is your chief who taught you magic. Now surely I shall cut off your hands and your feet alternately, and I shall crucify you on the trunks of palm trees, and ye shall know for certain which of us hath sterner and more lasting punishment.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Pharaoh] said, "You believed him [i.e., Moses] before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic. So I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will crucify you on the trunks of palm trees, and you will surely know which of us is more severe in [giving] punishment and more enduring."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال فرعون للسحرة: أصدَّقتم بموسى، واتبعتموه، وأقررتم له قبل أن آذن لكم بذلك؟ إن موسى لَعظيمكم الذي عَلَّمكم السحر؛ فلذلك تابعتموه، فلأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم مخالفًا بينها، يدًا من جهة ورِجْلا من الجهة الأخرى، ولأصلبنَّكم - بربط أجسادكم - على جذوع النخل، ولتعلمنَّ أيها السحرة أينا: أنا أو رب موسى أشد عذابًا من الآخر، وأدوم له؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  72. 72

    قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا ۖ فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ ۖ إِنَّمَا تَقْضِى هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ

    20:72

    They said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Signs that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘We shall never prefer you to the clear sign that has come to us, nor to Him who created us. So decide whatever you will: you can only decide matters of this present life-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Büyücüler) şöyle demişlerdi: “Bize gelen apaçık bilgilere ve bizi yoktan yaratana karşı asla seni tercih etmeyeceğiz. Yapacağını yap! Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We choose thee not above the clear proofs that have come unto us, and above Him Who created us. So decree what thou wilt decree. Thou wilt end for us only this life of the world.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "Never will we prefer you over what has come to us of clear proofs and [over] He who created us. So decree whatever you are to decree. You can only decree for this worldly life.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال السحرة لفرعون: لن نفضلك، فنطيعك، ونتبع دينك، على ما جاءنا به موسى من البينات الدالة على صدقه ووجوب متابعته وطاعة ربه، ولن نُفَضِّل ربوبيتك المزعومة على ربوبية اللهِ الذي خلقنا، فافعل ما أنت فاعل بنا، إنما سلطانك في هذه الحياة الدنيا، وما تفعله بنا، ما هو إلا عذاب منتهٍ بانتهائها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  73. 73

    إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَـٰيَـٰنَا وَمَآ أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ ٱلسِّحْرِ ۗ وَٱللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ

    20:73

    "For us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for Allah is Best and Most Abiding."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    we believe in our Lord, [hoping] He may forgive us our sins and the sorcery that you forced us to practise- God is better and more lasting.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için şüphesiz ki Rabbimize iman ettik (O'na güvendik).” Allah hayırlı olandır; (ödülü ve azabı) daha kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! we believe in our Lord, that He may forgive us our sins and the magic unto which thou didst force us. Allah is better and more lasting.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, we have believed in our Lord that He may forgive us our sins and what you compelled us [to do] of magic. And Allāh is better and more enduring."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنَّا آمنا بربنا وصدَّقْنا رسوله وعملنا بما جاء به؛ ليعفو ربُّنا عن ذنوبنا، وما أكرهتنا عليه مِن عمل السحر في معارضة موسى. والله خير لنا منك - يا فرعون - جزاء لمن أطاعه، وأبقى عذابًا لمن عصاه وخالف أمره.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  74. 74

    إِنَّهُۥ مَن يَأْتِ رَبَّهُۥ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ

    20:74

    Verily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Hell will be the reward of those who return to their Lord as evildoers: there they will stay, neither living nor dying.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, cehennem sadece onun içindir. Orada (tam olarak) ölemeyecek ve dirilemeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Lo! whoso cometh guilty unto his Lord, verily for him is hell. There he will neither die nor live.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, whoever comes to his Lord as a criminal - indeed, for him is Hell; he will neither die therein nor live.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنه من يأت ربه كافرًا به فإن له نار جهنم يُعَذَّب بها، لا يموت فيها فيستريح، ولا يحيا حياة يتلذذ بها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  75. 75

    وَمَن يَأْتِهِۦ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَـٰتُ ٱلْعُلَىٰ

    20:75

    But such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But those who return to their Lord as believers with righteous deeds will be rewarded with the highest of ranks,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim de iyi işler yapmış bir mümin olarak O’na gelirse, üstün dereceler sadece bunlar içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But whoso cometh unto Him a believer, having done good works, for such are the high stations;

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But whoever comes to Him as a believer having done righteous deeds - for those will be the highest degrees [in position]:

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن يأت ربه مؤمنًا به قد عمل الأعمال الصالحة فله المنازل العالية في جنات الإقامة الدائمة، تجري من تحت أشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا، وذلك النعيم المقيم ثواب من الله لمن طهَّر نفسه من الدنس والخبث والشرك، وعبد الله وحده فأطاعه واجتنب معاصيه، ولقي ربه لا يشرك بعبادته أحدًا من خلقه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  76. 76

    جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ

    20:76

    Gardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Gardens of lasting bliss graced with flowing streams, and there they will stay. Such is the reward of those who purify themselves.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Yani) içlerinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan durmaya değer cennetler. İşte (kötülüklerden) arınanların karşılığı budur.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Gardens of Eden underneath which rivers flow, wherein they will abide for ever. That is the reward of him who groweth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Gardens of perpetual residence beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. And that is the reward of one who purifies himself.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن يأت ربه مؤمنًا به قد عمل الأعمال الصالحة فله المنازل العالية في جنات الإقامة الدائمة، تجري من تحت أشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا، وذلك النعيم المقيم ثواب من الله لمن طهَّر نفسه من الدنس والخبث والشرك، وعبد الله وحده فأطاعه واجتنب معاصيه، ولقي ربه لا يشرك بعبادته أحدًا من خلقه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  77. 77

    وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَـٰفُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَىٰ

    20:77

    We sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Gerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We revealed to Moses, ‘Go out at night with My servants and strike a dry path for them across the sea. Have no fear of being overtaken and do not be dismayed.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki Musa’ya “Kullarımla birlikte geceleyin yola çık; yetişilmekten korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç!” diye vahyetmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We inspired Moses, saying: Take away My slaves by night and strike for them a dry path in the sea, fearing not to be overtaken, neither being afraid (of the sea).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had inspired to Moses, "Travel by night with My servants and strike for them a dry path through the sea; you will not fear being overtaken [by Pharaoh] nor be afraid [of drowning]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد أوحينا إلى موسى: أن اخرُج ليلا بعبادي من بني إسرائيل من "مصر"، فاتِّخِذْ لهم في البحر طريقًا يابسًا، لا تخاف من فرعون وجنوده أن يلحقوكم فيدركوكم، ولا تخشى في البحر غرقًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  78. 78

    فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ

    20:78

    Then Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Pharaoh pursued them with his armies and was overwhelmed by the sea.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Firavun, askerleriyle birlikte onların peşine düşmüştü. Denizde onları kuşatan şey (felaket) kendilerini kuşatmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then Pharaoh followed them with his hosts and there covered them that which did cover them of the sea.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So Pharaoh pursued them with his soldiers, and there covered them from the sea that which covered them,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأسرى موسى ببني إسرائيل، وعبر بهم طريقًا في البحر، فأتبعهم فرعون بجنوده، فغمرهم من الماء ما لا يعلم كنهه إلا الله، فغرقوا جميعًا ونجا موسى وقومه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  79. 79

    وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ

    20:79

    Pharaoh led his people astray instead of leading them aright.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Pharaoh truly led his people astray; he did not guide them.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Çünkü) Firavun, kavmini saptırmış ve (onlara) doğru yolu göstermemişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Pharaoh led his folk astray, he did not guide them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And Pharaoh led his people astray and did not guide [them].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأضلَّ فرعون قومه بما زيَّنه لهم من الكفر والتكذيب، وما سلك بهم طريق الهداية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  80. 80

    يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ قَدْ أَنجَيْنَـٰكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ

    20:80

    O ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails:

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Children of Israel, We rescued you from your enemies. We made a pledge with you on the right-hand side of the mountain. We sent down manna and quails for you,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey İsrailoğulları! Elbette sizi düşmanınızdan kurtarmıştık; Tûr’un (Sînâ Dağı’nın) sağ tarafında (oraya gelmeniz için) sizinle sözleşmiş ve size kudret helvası ile bıldırcın eti ikram etmiştik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    O Children of Israel! We delivered you from your enemy, and we made a covenant with you on the holy mountain's side, and sent down on you the manna and the quails,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    O Children of Israel, We delivered you from your enemy, and We made an appointment with you at the right side of the mount, and We sent down to you manna and quails,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يا بني إسرائيل اذكروا حين أنجيناكم مِن عدوكم فرعون، وجَعَلْنا موعدكم بجانب جبل الطور الأيمن لإنزال التوراة عليكم، ونزلنا عليكم في التيه ما تأكلونه، مما يشبه الصَّمغ طعمه كالعسل، والطير الذي يشبه السُّمَانَى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  81. 81

    كُلُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ وَلَا تَطْغَوْا۟ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى ۖ وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَىٰ

    20:81

    (Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed!

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Size verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    ‘Eat from the good things We have provided for you, but do not overstep the bounds, or My wrath will descend on you. Anyone on whom My wrath descends has truly fallen.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Size rızık olarak verdiğimiz tertemiz şeylerden yiyin; bu konuda sınırı aşmayın! Sonra gazabım size gelir. Gazabım kime gelirse elbette o yıkılıp gitmiştir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Saying): Eat of the good things wherewith We have provided you, and transgress not in respect thereof lest My wrath come upon you: and he on whom My wrath cometh, he is lost indeed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Saying], "Eat from the good things with which We have provided you and do not transgress [or oppress others] therein, lest My anger should descend upon you. And he upon whom My anger descends has certainly fallen [i.e., perished]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كلوا من رزقنا الطيب، ولا تعتدوا فيه بأن يظلم بعضكم بعضًا، فينزل بكم غضبي، ومَن ينزل به غضبي فقد هلك وخسر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  82. 82

    وَإِنِّى لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا ثُمَّ ٱهْتَدَىٰ

    20:82

    "But, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Yet I am most forgiving towards those who repent, believe, do righteous deeds, and stay on the right path.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Şüphesiz ki ben (Allah’a) yönelen, iman edip iyi iş(ler) yapan, sonra da doğru yolda olan kimseyi çok bağışlayıcıyım.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And lo! verily I am Forgiving toward him who repenteth and believeth and doeth good, and afterward walketh aright.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But indeed, I am the Perpetual Forgiver of whoever repents and believes and does righteousness and then continues in guidance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وإني لَغفار لمن تاب من ذنبه وكفره، وآمن بي وعمل الأعمال الصالحة، ثم اهتدى إلى الحق واستقام عليه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  83. 83

    ۞ وَمَآ أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَـٰمُوسَىٰ

    20:83

    (When Moses was up on the Mount, Allah said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?" (dedik.)

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [God said], ‘Moses, what has made you come ahead of your people in such haste?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ey Musa! Seni kavminden (ayrılmak üzere) acele ettiren nedir ki!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And (it was said): What hath made thee hasten from thy folk, O Moses?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh said], "And what made you hasten from your people, O Moses?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأيُّ شيء أعجلك عن قومك - يا موسى - فسبقتَهم إلى جانب الطور الأيمن، وخلَّفتَهم وراءك؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  84. 84

    قَالَ هُمْ أُو۟لَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِى وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَىٰ

    20:84

    He replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Musa: "Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and he said, ‘They are following in my footsteps. I rushed to You, Lord, to please You,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa:) “Onlar benim arkamdalar. Rabbim! Memnun olasın diye sana (gelmek için) acele ettim.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: They are close upon my track. I hastened unto Thee, my Lord, that Thou mightest be well pleased.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "They are close upon my tracks, and I hastened to You, my Lord, that You be pleased."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال: إنهم خلفي سوف يلحقون بي، وسبقتُهم إليك - يا ربي - لتزداد عني رضا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  85. 85

    قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنۢ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِىُّ

    20:85

    (Allah) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah: "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but God said, ‘We have tested your people in your absence: the Samiri has led them astray.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle buyurmuştu: “Elbette senden sonra biz kavmini imtihan etmiştik; Samiri onları yoldan çıkarmıştı.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Lo! We have tried thy folk in thine absence, and As-Samiri hath misled them.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "But indeed, We have tried your people after you [departed], and the Sāmirī has led them astray."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله لموسى: فإنا قد ابتلينا قومك بعد فراقك إياهم بعبادة العجل، وإن السامري قد أضلهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  86. 86

    فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَـٰنَ أَسِفًا ۚ قَالَ يَـٰقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا ۚ أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ ٱلْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِى

    20:86

    So Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from your Lord on you, and so ye broke your promise to me?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses returned to his people, angry and aggrieved. He said, ‘My people, did your Lord not make you a gracious promise? Was my absence too long for you? Did you want anger to fall on you from your Lord and so broke your word to me?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bunun üzerine) Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine dönmüş ve onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Size zaman mı çok uzun geldi; yoksa Rabbinizin gazabının size gelmesini mi istediniz ve bana verdiğiniz sözden döndünüz?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then Moses went back unto his folk, angry and sad. He said: O my people! Hath not your Lord promised you a fair promise? Did the time appointed then appear too long for you, or did ye wish that wrath from your Lord should come upon you, that ye broke tryst with me?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So Moses returned to his people, angry and grieved. He said, "O my people, did your Lord not make you a good promise? Then, was the time [of its fulfillment] too long for you, or did you wish that wrath from your Lord descend upon you, so you broke your promise [of obedience] to me?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فرجع موسى إلى قومه غضبان عليهم حزينًا، وقال لهم: يا قوم ألم يَعِدْكم ربكم وعدًا حسنًا بإنزال التوراة؟ أفطال عليكم العهد واستبطأتم الوعد، أم أردتم أن تفعلوا فعلا يحل عليكم بسببه غضب من ربكم، فأخلفتم موعدي وعبدتم العجل، وتركتم الالتزام بأوامري؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  87. 87

    قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَـٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ

    20:87

    They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They said, ‘We did not break our word to you deliberately. We were burdened with the weight of people’s jewellery, so we threw it [into the fire], and the Samiri did the same,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kavmi) şöyle demişti: “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Fakat o kavmin (Mısırlıların) ziynetinden birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (çıkarıp ortaya) atmıştık. Aynı şekilde Sâmirî de (kendi taşıdığı buzağı heykelini oraya) bırakmıştı.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We broke not tryst with thee of our own will, but we were laden with burdens of ornaments of the folk, then cast them (in the fire), for thus As-Samiri proposed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "We did not break our promise to you by our will, but we were made to carry burdens from the ornaments of the people [of Pharaoh], so we threw them [into the fire], and thus did the Sāmirī throw."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قالوا: يا موسى ما أخلفنا موعدك باختيارنا، ولكنَّا حُمِّلنا أثقالا مِن حليِّ قوم فرعون، فألقيناها في حفرة فيها نار بأمر السامري، فكذلك ألقى السامري ما كان معه من تربة حافر فرس جبريل عليه السلام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  88. 88

    فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ فَقَالُوا۟ هَـٰذَآ إِلَـٰهُكُمْ وَإِلَـٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ

    20:88

    "Then he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: "İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but he [used the molten jewellery to] produce an image of a calf which made a lowing sound, and they said, ‘This is your god and Moses’ god, but he has forgotten.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Samiri), onlar için (önlerine), boğuk bir sese sahip ceset şeklinde bir buzağı heykeli çıkarmıştı. (Birbirlerine) “İşte bu, sizin de Musa’nın da ilahıdır. Fakat (Musa bunu) unuttu!” demişlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then he produced for them a calf, of saffron hue, which gave forth a lowing sound. And they cried: This is your god and the god of Moses, but he hath forgotten.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And he extracted for them [the statue of] a calf which had a lowing sound, and they said, "This is your god and the god of Moses, but he forgot."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فصنع السامري لبني إسرائيل من الذهب عجلا جسدًا يخور خوار البقر، فقال المفتونون به منهم للآخرين: هذا هو إلهكم وإله موسى، نسيه وغَفَل عنه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  89. 89

    أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

    20:89

    Could they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Did they not see that [the calf] gave them no answer, that it had no power to harm or benefit them?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (O heykelin), kendilerine herhangi bir söz çevirip (söyleyemediğini), kendilerine hiçbir zarar da yarar da veremediğini görmüyorlar mı?

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    See they not, then, that it returneth no saying unto them and possesseth for them neither hurt nor use?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Did they not see that it could not return to them any speech [i.e., response] and that it did not possess for them any harm or benefit?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلا يرى الذين عبدوا العجل أنه لا يكلمهم ابتداء، ولا يردُّ عليهم جوابًا، ولا يقدر على دفع ضرٍّ عنهم، ولا جلب نفع لهم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  90. 90

    وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَـٰرُونُ مِن قَبْلُ يَـٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ ۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى

    20:90

    Aaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (Allah) Most Gracious; so follow me and obey my command."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    And olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Aaron did say to them, ‘My people, this calf is a test for you. Your true Lord is the Lord of Mercy, so follow me and obey my orders,’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki Harun, daha önce onlara “Ey kavmim! Siz bununla (buzağı heykeli ile) sadece imtihan edildiniz. Şüphesiz ki Rabbiniz Rahmân’dır; bana uyun ve emrime itaat edin!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And Aaron indeed had told them beforehand: O my people! Ye are but being seduced therewith, for lo! your Lord is the Beneficent, so follow me and obey my order.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And Aaron had already told them before [the return of Moses], "O my people, you are only being tested by it, and indeed, your Lord is the Most Merciful, so follow me and obey my order."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد قال هارون لبني إسرائيل من قبل رجوع موسى إليهم: يا قوم إنما اختُبرتم بهذا العجل؛ ليظهر المؤمن منكم من الكافر، وإن ربكم الرحمن لا غيره فاتبعوني فيما أدعوكم إليه من عبادة الله، وأطيعوا أمري في اتباع شرعه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  91. 91

    قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَـٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ

    20:91

    They had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: "Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but they replied, ‘We shall not give up our devotion to it until Moses returns to us.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kavmi) “Musa bize dönünceye kadar (buzağı heykeline) boyun eğmeye devam edeceğiz!” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They said: We shall by no means cease to be its votaries till Moses return unto us.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They said, "We will never cease being devoted to it [i.e., the calf] until Moses returns to us."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال عُبَّاد العجل منهم: لن نزال مقيمين على عبادة العجل حتى يرجع إلينا موسى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  92. 92

    قَالَ يَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟

    20:92

    (Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: "Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘When you realized they had gone astray, what prevented you, Aaron,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa geldiğinde) “Ey Harun! Sapkınlığa düştüklerini gördüğünde bana uyman konusunda seni engelleyen neydi? Sen de mi emrime asi oldun?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He (Moses) said: O Aaron! What held thee back when thou didst see them gone astray,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "O Aaron, what prevented you, when you saw them going astray,

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى لأخيه هارون: أيُّ شيء منعك حين رأيتهم ضلُّوا عن دينهم أن لا تتبعني، فتلحق بي وتتركهم؟ أفعصيت أمري فيما أمرتك به من خلافتي والإصلاح بعدي؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  93. 93

    أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى

    20:93

    "From following me? Didst thou then disobey my order?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    from coming after me? How could you disobey my orders?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa geldiğinde) “Ey Harun! Sapkınlığa düştüklerini gördüğünde bana uyman konusunda seni engelleyen neydi? Sen de mi emrime asi oldun?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    That thou followedst me not? Hast thou then disobeyed my order?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    From following me? Then have you disobeyed my order?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى لأخيه هارون: أيُّ شيء منعك حين رأيتهم ضلُّوا عن دينهم أن لا تتبعني، فتلحق بي وتتركهم؟ أفعصيت أمري فيما أمرتك به من خلافتي والإصلاح بعدي؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  94. 94

    قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ ۖ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى

    20:94

    (Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word!'"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Harun: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum." dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He said, ‘Son of my mother- let go of my beard and my hair!- I was afraid you would say, “You have caused division among the children of Israel and have not heeded what I said.”’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Harun) şöyle demişti: “Ey annemin oğlu! Saçıma, sakalıma yapışma! Şüphesiz ki ben senin ‘İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!’ demenden korktum.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: O son of my mother! Clutch not my beard nor my head! I feared lest thou shouldst say: Thou hast caused division among the Children of Israel, and hast not waited for my word.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Aaron] said, "O son of my mother, do not seize [me] by my beard or by my head. Indeed, I feared that you would say, 'You caused division among the Children of Israel, and you did not observe [or await] my word.'"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم أخذ موسى بلحية هارون ورأسه يجرُّه إليه، فقال له هارون: يا ابن أمي لا تمسك بلحيتي ولا بشعر رأسي، إني خفتُ - إن تركتهم ولحقت بك - أن تقول: فرَّقت بين بني إسرائيل، ولم تحفظ وصيتي بحسن رعايتهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  95. 95

    قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَـٰسَـٰمِرِىُّ

    20:95

    (Moses) said: "What then is thy case, O Samiri?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘And what was the matter with you, Samiri?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa) “Ey Samiri! Ya senin durumun (derdin) nedir?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Moses) said: And what hast thou to say, O Samiri?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "And what is your case, O Sāmirī?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى للسامري: فما شأنك يا سامري؟ وما الذي دعاك إلى ما فعلته؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  96. 96

    قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى

    20:96

    He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He replied, ‘I saw something they did not; I took in some of the teachings of the Messenger but tossed them aside: my soul prompted me to do what I did.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O da “Ben onların göremediği (bir gerçeği) gördüm. Elçinin mesajından bir kısmını aldım ve onu attım. İşte böyle, bunu nefsim bana hoş gösterdi.” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: I perceived what they perceive not, so I seized a handful from the footsteps of the messenger, and then threw it in. Thus my soul commended to me.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He said, "I saw what they did not see, so I took a handful [of dust] from the track of the messenger and threw it, and thus did my soul entice me."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال السامري: رأيت ما لم يروه - وهو جبريل عليه السلام - على فرس، وقت خروجهم من البحر وغرق فرعون وجنوده، فأخذتُ بكفي ترابا من أثر حافر فرس جبريل، فألقيته على الحليِّ الذي صنعت منه العجل، فكان عجلا جسدًا له خوار؛ بلاء وفتنة، وكذلك زيَّنت لي نفسي الأمَّارة بالسوء هذا الصنيع.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  97. 97

    قَالَ فَٱذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ ۖ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّن تُخْلَفَهُۥ ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰٓ إِلَـٰهِكَ ٱلَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا ۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِى ٱلْيَمِّ نَسْفًا

    20:97

    (Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted worshipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Moses said, ‘Get away from here! Your lot in this life is to say, “Do not touch me,” but you have an appointment from which there is no escape. Look at your god which you have kept on worshipping- we shall grind it down and scatter it into the sea.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Musa) şöyle demişti: “Çık (git)! Artık hayatın boyunca sen sadece ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir sözleşme (ceza) günü daha var. Tapmakta olduğun ilahına bir bak! Elbette onu (heykelini) yakacağız; sonra da elbette onu parçalayıp denize savuracağız!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    (Moses) said: Then go! and lo! in this life it is for thee to say: Touch me not! and lo! there is for thee a tryst thou canst not break. Now look upon thy god of which thou hast remained a votary. Verily we will burn it and will scatter its dust over the sea.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Moses] said, "Then go. And indeed, it is [decreed] for you in [this] life to say, 'No contact.' And indeed, you have an appointment [in the Hereafter] you will not fail to keep. And look at your 'god' to which you remained devoted. We will surely burn it and blow it [i.e., its ashes] into the sea with a blast.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال موسى للسامري: فاذهب فإن لك في حياتك أن تعيش منبوذًا تقول لكل أحد: لا أَمَسُّ ولا أُمَسُّ، وإن لك موعدا لعذابك وعقابك، لن يُخْلفك الله إياه، وسوف تلقاه، وانظر إلى معبودك الذي أقمت على عبادته لنُحرقنَّه بالنار، ثم لنُذرينَّه في اليمِّ تذرية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  98. 98

    إِنَّمَآ إِلَـٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا

    20:98

    But the god of you all is the One Allah: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [People], your true god is the One God- there is no god but Him- whose knowledge embraces everything.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sizin ilahınız, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kapsamıştır.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Your Allah is only Allah, than Whom there is no other Allah. He embraceth all things in His knowledge.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Your god is only Allāh, except for whom there is no deity. He has encompassed all things in knowledge."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إنما إلهكم - أيها الناس - هو الله الذي لا معبود بحق إلا هو، وسع علمه كل شيء.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  99. 99

    كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ ۚ وَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا

    20:99

    Thus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    In this way We relate to you [Prophet] stories of what happened before. We have given you a Quran from Us.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir bölümünü sana anlatıyoruz. Elbette sana tarafımızdan (gerçeği) hatırlatan (bir mesaj) verdik.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus relate We unto thee (Muhammad) some tidings of that which happened of old, and We have given thee from Our presence a reminder.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Thus, [O Muḥammad], We relate to you from the news of what has preceded. And We have certainly given you from Us a message [i.e., the Qur’ān].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    كما قصصنا عليك - أيها الرسول - أنباء موسى وفرعون وقومهما، نخبرك بأنباء السابقين لك. وقد آتيناك مِن عندنا هذا القرآن ذكرى لمن يتذكر.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  100. 100

    مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وِزْرًا

    20:100

    If any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Whoever turns away from it will bear on the Day of Resurrection a heavy burden

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ondan yüz çeviren kişi(ler), kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yükleneceklerdir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Whoso turneth away from it, he verily will bear a burden on the Day of Resurrection,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Whoever turns away from it - then indeed, he will bear on the Day of Resurrection a burden [i.e., great sin],

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    من أعرض عن هذا القرآن، ولم يصدق به، ولم يعمل بما فيه، فإنه يأتي ربه يوم القيامة يحمل إثمًا عظيمًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  101. 101

    خَـٰلِدِينَ فِيهِ ۖ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ حِمْلًا

    20:101

    They will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day,-

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür!

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and will remain under it. What a terrible burden to carry on that Day!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ondan yüz çeviren kişi(ler), kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yükleneceklerdir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür!

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Abiding under it - an evil burden for them on the Day of Resurrection,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Abiding] eternally therein, and evil it is for them on the Day of Resurrection as a load -

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    خالدين في العذاب، وساءهم ذلك الحمل الثقيل من الآثام حيث أوردهم النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  102. 102

    يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا

    20:102

    The Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When the trumpet is sounded and We gather the sinful, sightless,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün Sûr’a üflenecektir ve biz o zaman suçluları, gözleri (korkudan) donuk (dışarı fırlamış) bir hâlde toplayacağız.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    The day when the Trumpet is blown. On that day we assemble the guilty white-eyed (with terror),

    M. Pickthall · EN · public-domain

    The Day the Horn will be blown. And We will gather the criminals, that Day, blue-eyed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يوم يَنفُخ الملَكُ في "القرن" لصيحة البعث، ونسوق الكافرين ذلكم اليوم وهم زرق، تغيَّرت ألوانهم وعيونهم؛ من شدة الأحداث والأهوال.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  103. 103

    يَتَخَـٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا

    20:103

    In whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days);

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Siz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    they will murmur to one another, ‘You stayed only ten days [on earth]’-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Aralarında “Dünyada sadece on (gün) kaldınız.” diyerek fısıldaşacaklar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Murmuring among themselves: Ye have tarried but ten (days).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    They will murmur among themselves, "You remained not but ten [days in the world]."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يتهامسون بينهم، يقول بعضهم لبعض: ما لبثتم في الحياة الدنيا إلا عشرة أيام.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  104. 104

    نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا

    20:104

    We know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day!"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We know best what they say- but the more perceptive of them will say, ‘Your stay [on earth] was only a single day.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    İçlerinden yolu en iyi örnek olan (en akıllıları) “Sadece bir gün kaldınız.” dediğinde, (diğerlerinin) neler söyleyeceklerini çok iyi bileniz.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    We are Best Aware of what they utter when their best in conduct say: Ye have tarried but a day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    We are most knowing of what they say when the best of them in manner [i.e., wisdom or speech] will say, "You remained not but one day."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    نحن أعلم بما يقولون ويُسِرُّون حين يقول أعلمهم وأوفاهم عقلا ما لبثتم إلا يومًا واحدًا؛ لقِصَر مدة الدنيا في أنفسهم يوم القيامة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  105. 105

    وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا

    20:105

    They ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    They ask you [Prophet] about the mountains: say, ‘[On that Day] my Lord will blast them into dust

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sana (Son Saat’te) dağlar(ın durumun)dan soruyorlar. De ki: “Rabbim, onları şiddetli bir şekilde savuracaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    They will ask thee of the mountains (on that day). Say: My Lord will break them into scattered dust.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they ask you about the mountains, so say, "My Lord will blow them away with a blast.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ويسألك - أيها الرسول - قومك عن مصير الجبال يوم القيامة، فقل لهم: يزيلها ربِّي عن أماكنها فيجعلها هباء منبثًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  106. 106

    فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

    20:106

    "He will leave them as plains smooth and level;

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and leave a flat plain,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orayı (yerlerini) dümdüz, bomboş bırakacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And leave it as an empty plain,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And He will leave it [i.e., the earth] a level plain;

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فيترك الأرض حينئذ منبسطة مستوية ملساء لا نبات فيها، لا يرى الناظر إليها مِن استوائها مَيْلا ولا ارتفاعًا ولا انخفاضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  107. 107

    لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا

    20:107

    "Nothing crooked or curved wilt thou see in their place."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    with no peak or trough to be seen.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada hiçbir çukur ve tümsek göremeyeceksin.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Wherein thou seest neither curve nor ruggedness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    You will not see therein a depression or an elevation."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فيترك الأرض حينئذ منبسطة مستوية ملساء لا نبات فيها، لا يرى الناظر إليها مِن استوائها مَيْلا ولا ارتفاعًا ولا انخفاضًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  108. 108

    يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَـٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

    20:108

    On that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (Allah) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day, people will follow the summoner from whom there is no escape; every voice will be hushed for the Lord of Mercy; only whispers will be heard.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün insanlar yan çizemeyecekleri davetçiye uyacaklardır. Rahmân’ın (huzurunda) sesler kısılmış olacaktır. Fısıltıdan başka hiçbir şey duymayacaksın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On that day they follow the summoner who deceiveth not, and voices are hushed for the Beneficent, and thou hearest but a faint murmur.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That Day, they [i.e., everyone] will follow [the call of] the Caller [with] no deviation therefrom, and [all] voices will be stilled before the Most Merciful, so you will not hear except a whisper [of footsteps].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    في ذلك اليوم يتبع الناس صوت الداعي إلى موقف القيامة، لا محيد عن دعوة الداعي؛ لأنها حق وصدق لجميع الخلق، وسكنت الأصوات خضوعًا للرحمن، فلا تسمع منها إلا صوتًا خفيًا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  109. 109

    يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا

    20:109

    On that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (Allah) Most Gracious and whose word is acceptable to Him.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    On that Day, intercession will be useless except from those to whom the Lord of Mercy has granted permission and whose words He approves-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    O gün Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasına şefaat yarar sağlayamayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    On that day no intercession availeth save (that of) him unto whom the Beneficent hath given leave and whose word He accepteth.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    That Day, no intercession will benefit except [that of] one to whom the Most Merciful has given permission and has accepted his word.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    في ذلك اليوم لا تنفع الشفاعة أحدًا من الخلق، إلا إذا أذن الرحمن للشافع، ورضي عن المشفوع له، ولا يكون ذلك إلا للمؤمن المخلص.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  110. 110

    يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا

    20:110

    He knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    He knows what is before and behind them, though they do not comprehend Him-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah şefaat bekleyenlerin) önündekilerini de arkalarındakini de bilir. Onlar, bilgi bakımından O’nu kuşatamazlar.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He knoweth (all) that is before them and (all) that is behind them, while they cannot compass it in knowledge.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He [i.e., Allāh] knows what is [presently] before them and what will be after them, but they do not encompass it [i.e., what He knows] in knowledge.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    يعلم الله ما بين أيدي الناس مِن أمر القيامة وما خلفهم من أمر الدنيا، ولا يحيط خلقه به علمًا سبحانه وتعالى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  111. 111

    ۞ وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

    20:111

    (All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and [all] faces will be humbled before the Living, Ever Watchful One. Those burdened with evil deeds will despair,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bütün) yüzler, gerçek diri ve hayatı elinde tutan (Allah) için boyun eğmiş (olacak)tır. Zulüm (şirk) yüklenen (yüzler) ise elbette perişan olacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And faces humble themselves before the Living, the Eternal. And he who beareth (a burden of) wrongdoing is indeed a failure (on that day).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [all] faces will be humbled before the Ever-Living, the Self-Sustaining. And he will have failed who carries injustice.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وخضعت وجوه الخلائق، وذلَّت لخالقها، الذي له جميع معاني الحياة الكاملة كما يليق بجلاله الذي لا يموت، القائم على تدبير كلِّ شيء، المستغني عمَّن سواه. وقد خسر يوم القيامة مَن أشرك مع الله أحدًا من خلقه.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  112. 112

    وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

    20:112

    But he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but whoever has done righteous deeds and believed need have no fear of injustice or deprivation.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa, artık o, haksızlıktan da hakkının çiğnenmesinden de korkmayacaktır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And he who hath done some good works, being a believer, he feareth not injustice nor begrudging (of his wage).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    But he who does of righteous deeds while he is a believer - he will neither fear injustice nor deprivation.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن يعمل صالحات الأعمال وهو مؤمن بربه، فلا يخاف ظلمًا بزيادة سيئاته، ولا هضمًا بنقص حسناته.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  113. 113

    وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَـٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

    20:113

    Thus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear Allah, or that it may cause their remembrance (of Him).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We have sent the Quran down in the Arabic tongue and given all kinds of warnings in it, so that they may beware or take heed-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz o (Kur’an’ı), insanlar takvâlı (duyarlı) olsunlar veya onlar için (gerçeği) hatırlama oluştursun diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve uyarıları onda tekrar tekrar açıkladık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus we have revealed it as a Lecture in Arabic, and have displayed therein certain threats, that peradventure they may keep from evil or that it may cause them to take heed.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And thus We have sent it down as an Arabic Qur’ān and have diversified therein the warnings that perhaps they will avoid [sin] or it would cause them remembrance.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وكما رغَّبنا أهل الإيمان في صالحات الأعمال، وحذَّرنا أهل الكفر من المقام على معاصيهم وكفرهم بآياتنا، أنزلنا هذا القرآن باللسان العربي؛ ليفهموه، وفصَّلنا فيه أنواعًا من الوعيد؛ رجاء أن يتقوا ربهم، أو يُحدِث لهم هذا القرآن تذكرة، فيتعظوا، ويعتبروا.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  114. 114

    فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا

    20:114

    High above all is Allah, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    exalted be God, the one who is truly in control. [Prophet], do not rush to recite before the revelation is fully complete but say, ‘Lord, increase me in knowledge!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana onun vahyi tamamlanmadan önce Kur’an’la ilgili acele etme ve “Rabbim! İlmimi artır!” de.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then exalted be Allah, the True King! And hasten not (O Muhammad) with the Qur'an ere its revelation hath been perfected unto thee, and say: My Lord! Increase me in knowledge.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So high [above all] is Allāh, the Sovereign, the Truth. And, [O Muḥammad], do not hasten with [recitation of] the Qur’ān before its revelation is completed to you, and say, "My Lord, increase me in knowledge."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فتنزَّه الله - سبحانه - وارتفع، وتقدَّس عن كل نقص، الملك الذي قهر سلطانه كل ملك وجبار، المتصرف بكل شيء، الذي هو حق، ووعده حق، ووعيده حق، وكل شيء منه حق. ولا تعجل - أيها الرسول - بمسابقة جبريل في تَلَقِّي القرآن قبل أن يَفْرَغ منه، وقل: ربِّ زدني علمًا إلى ما علمتني.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  115. 115

    وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا

    20:115

    We had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Doğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    We also commanded Adam before you, but he forgot and We found him lacking in constancy.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yemin olsun ki biz daha önce de Âdem’e (ağaca yaklaşmaması için) ahit (emir) vermiştik de o unutmuştu; onda herhangi bir kararlılık bulamamıştık.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And verily We made a covenant of old with Adam, but he forgot, and We found no constancy in him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And We had already taken a promise from Adam before, but he forgot; and We found not in him determination.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولقد وصينا آدم مِن قَبلِ أن يأكل من الشجرة، ألا يأكل منها، وقلنا له: إن إبليس عدو لك ولزوجك، فلا يخرجنكما من الجنة، فتشقى أنت وزوجك في الدنيا، فوسوس إليه الشيطان فأطاعه، ونسي آدم الوصية، ولم نجد له قوة في العزم يحفظ بها ما أُمر به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  116. 116

    وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ

    20:116

    When We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    When We said to the angels, ‘Bow down before Adam,’ they did. But Iblis refused,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Hani meleklere “Âdem için (Allah’a) secde edin.” demiştik; onlar da hemen secde etmişlerdi. İblis hariç. O, (secde etmemekte) direnmişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And when We said unto the angels: Fall prostrate before Adam, they fell prostrate (all) save Iblis; he refused.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And [mention] when We said to the angels, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except Iblees; he refused.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    واذكر - أيها الرسول - إذ قلنا للملائكة: اسجدوا لآدم سجود تحية وإكرام، فأطاعوا، وسجدوا، لكن إبليس امتنع من السجود.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  117. 117

    فَقُلْنَا يَـٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ

    20:117

    Then We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so We said, ‘Adam, this is your enemy, yours and your wife’s: do not let him drive you out of the garden and make you miserable.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Demiştik ki: “Ey Âdem! Bu (İblis) hem senin için hem de eşin için düşmandır. Sakın sizi cennetten (bahçeden) çıkarmasın! Sonra sıkıntı çekersin.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor we said: O Adam! This is an enemy unto thee and unto thy wife, so let him not drive you both out of the Garden so that thou come to toil.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So We said, "O Adam, indeed this is an enemy to you and to your wife. Then let him not remove you from Paradise so you would suffer.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فقلنا: يا آدم إن إبليس هذا عدو لك ولزوجتك، فاحذرا منه، ولا تطيعاه بمعصيتي، فيخرجكما من الجنة، فتشقى إذا أُخرجت منها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  118. 118

    إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ

    20:118

    "There is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked,

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    "Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. "

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    In the garden you will never go hungry, feel naked,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada (cennette) acıkmayacaksın ve çıplak kalmayacaksın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    It is (vouchsafed) unto thee that thou hungerest not therein nor art naked,

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Indeed, it is [promised] for you not to be hungry therein or be unclothed.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    إن لك - يا آدم - في هذه الجنة أن تأكل فلا تجوع، وأن تَلْبَس فلا تَعْرى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  119. 119

    وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ

    20:119

    "Nor to suffer from thirst, nor from the sun's heat."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    be thirsty, or suffer the heat of the sun.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Orada susamayacaksın ve kuşluk sıcağından da etkilenmeyeceksin.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And that thou thirstest not therein nor art exposed to the sun's heat.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And indeed, you will not be thirsty therein or be hot from the sun."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وأن لك ألا تعطش في هذه الجنة ولا يصيبك حر الشمس.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  120. 120

    فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَىٰ

    20:120

    But Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    But Satan whispered to Adam, saying, ‘Adam, shall I show you the tree of immortality and power that never decays?’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Buna rağmen), şeytan ona (Âdem’e) vesvese verip “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir otoriteyi göstereyim mi?” demişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But the devil whispered to him, saying: O Adam! Shall I show thee the tree of immortality and power that wasteth not away?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then Satan whispered to him; he said, "O Adam, shall I direct you to the tree of eternity and possession that will not deteriorate?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فوسوس الشيطان لآدم وقال له: هل أدلك على شجرة، إن أكلت منها خُلِّدتَ فلم تمت، وملكت مُلْكًا لا ينقضي ولا ينقطع؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  121. 121

    فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ

    20:121

    In the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and they both ate from it. They became conscious of their nakedness and began to cover themselves with leaves from the garden. Adam disobeyed his Lord and was led astray-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Âdem ve eşi yasak ağaçtan) yemiş ve edep yerleri görünmüştü. (Ardından) bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. (Böylece) Âdem (unutarak) Rabbine karşı gelmiş (asi olmuş) ve hata yapmıştı.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then they twain ate thereof, so that their shame became apparent unto them, and they began to hide by heaping on themselves some of the leaves of the Garden. And Adam disobeyed his Lord, so went astray.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they [i.e., Adam and his wife] ate of it, and their private parts became apparent to them, and they began to fasten over themselves from the leaves of Paradise. And Adam disobeyed his Lord and erred.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فأكل آدم وحواء من الشجرة التي نهاهما الله عنها، فانكشفت لهما عوراتهما، وكانت مستورةً عن أعينهما، فأخذا ينزعان من ورق أشجار الجنة ويلصقانه عليهما؛ ليسترا ما انكشف من عوراتهما، وخالف آدم أمر ربه، فغوى بالأكل من الشجرة التي نهاه الله عن الاقتراب منها.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  122. 122

    ثُمَّ ٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ

    20:122

    But his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    later his Lord brought him close, accepted his repentance, and guided him-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Daha sonra Rabbi, onu (Âdem’i) seçkin kılmış, tevbesini (yönelmesini) kabul etmiş ve (ona) doğru yolu göstermişti.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Then his Lord chose him, and relented toward him, and guided him.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then his Lord chose him and turned to him in forgiveness and guided [him].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ثم اصطفى الله آدم، وقرَّبه، وقَبِل توبته، وهداه رشده.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  123. 123

    قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا ۖ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ

    20:123

    He said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God said, ‘Get out of the garden as each other’s enemy.’ Whoever follows My guidance, when it comes to you [people], will not go astray nor fall into misery,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle demişti: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (bahçeden) inin! Artık benden size bir hidayet geldiğinde, kim hidayetime uyarsa sapmayacak ve sıkıntı çekmeyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He said: Go down hence, both of you, one of you a foe unto the other. But when there come unto you from Me a guidance, then whoso followeth My guidance, he will not go astray nor come to grief.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] said, "Descend from it [i.e., Paradise] - all, [your descendants] being enemies to one another. And if there should come to you guidance from Me - then whoever follows My guidance will neither go astray [in the world] nor suffer [in the Hereafter].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله تعالى لآدم وحواء: اهبطا من الجنة إلى الأرض جميعًا مع إبليس، فأنتما وهو أعداء، فإن يأتكم مني هدى وبيان فمن اتبع هداي وبياني وعمل بهما فإنه يرشد في الدنيا، ويهتدي، ولا يشقى في الآخرة بعقاب الله.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  124. 124

    وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ أَعْمَىٰ

    20:124

    "But whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    but whoever turns away from it will have a life of great hardship. We shall bring him blind to the Assembly on the Day of Resurrection

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için sıkıntılı bir hayat olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak dirilteceğiz.”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    But he who turneth away from remembrance of Me, his will be a narrow life, and I shall bring him blind to the assembly on the Day of Resurrection.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And whoever turns away from My remembrance - indeed, he will have a depressed [i.e., difficult] life, and We will gather [i.e., raise] him on the Day of Resurrection blind."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ومن تولَّى عن ذكري الذي أذكِّره به فإن له في الحياة الأولى معيشة ضيِّقة شاقة -وإن ظهر أنه من أهل الفضل واليسار-، ويُضيَّق قبره عليه ويعذَّب فيه، ونحشره يوم القيامة أعمى عن الرؤية وعن الحجة.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  125. 125

    قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا

    20:125

    He will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)?"

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and he will say, ‘Lord, why did You bring me here blind? I was sighted before!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Bu kişi), “Rabbim! Beni neden kör olarak dirilttin? (Oysa) ben gören biriydim.” diyecektir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: My Lord! Wherefor hast Thou gathered me (hither) blind, when I was wont to see?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    He will say, "My Lord, why have you raised me blind while I was [once] seeing?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال المعرِض عن ذكر الله: ربِّ لِمَ حَشَرْتني أعمى، وقد كنت بصيرًا في الدنيا؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  126. 126

    قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَـٰتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ

    20:126

    (Allah) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Allah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    God will say, ‘This is how it is: You ignored Our revelations when they came to you, so today you will be ignored.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Allah) şöyle buyurmuş (olacak)tır: “İşte bu şekilde sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün sen de aynı şekilde unutulacaksın!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    He will say: So (it must be). Our revelations came unto thee but thou didst forget them. In like manner thou art forgotten this Day.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    [Allāh] will say, "Thus did Our signs come to you, and you forgot [i.e., disregarded] them; and thus will you this Day be forgotten."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قال الله تعالى له: حشرتك أعمى؛ لأنك أتتك آياتي البينات، فأعرضت عنها، ولم تؤمن بها، وكما تركتَها في الدنيا فكذلك اليوم تُترك في النار.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  127. 127

    وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ۚ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ

    20:127

    And thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Signs of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    This is how We reward those who go too far, and who do not believe in their Lord’s revelations. The greatest and most enduring punishment is in the Hereafter.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmamış olanları işte böyle cezalandıracağız. Ahiret azabı ise elbette daha şiddetlidir ve daha kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Thus do We reward him who is prodigal and believeth not the revelations of his Lord; and verily the doom of the Hereafter will be sterner and more lasting.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And thus do We recompense he who transgressed and did not believe in the signs of his Lord. And the punishment of the Hereafter is more severe and more enduring.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وهكذا نعاقب مَن أسرف على نفسه فعصى ربه، ولم يؤمن بآياته بعقوبات في الدنيا، ولَعذاب الآخرة المعدُّ لهم أشد ألمًا وأدوم وأثبت؛ لأنه لا ينقطع ولا ينقضي.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  128. 128

    أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ

    20:128

    Is it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Do they not draw a lesson from the many generations We destroyed before them, through whose dwelling places they now walk? There truly are signs in this for anyone with understanding!

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlara bir yol göstermedi mi? Şüphesiz ki bunda, (kötülüklerden) engelleyen akıl sahipleri için deliller vardır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Is it not a guidance for them (to know) how many a generation We destroyed before them, amid whose dwellings they walk? Lo! therein verily are signs for men of thought.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Then, has it not become clear to them how many generations We destroyed before them as they walk among their dwellings? Indeed in that are signs for those of intelligence.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    أفلم يدل قومك - أيها الرسول - على طريق الرشاد كثرة مَن أهلكنا من الأمم المكذبة قبلهم وهم يمشون في ديارهم، ويرون آثار هلاكهم؟ إن في كثرة تلك الأمم وآثار عذابهم لَعبرًا وعظاتٍ لأهل العقول الواعية.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  129. 129

    وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى

    20:129

    Had it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite).

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If it were not for a preordained Word from your Lord [Prophet], they would already have been destroyed. Their time has been set,

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Rabbinin sözü ve belirlenmiş bir süre olmasaydı (azap) kaçınılmaz olurdu.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And but for a decree that had already gone forth from thy Lord, and a term already fixed, the judgment would have been inevitable (in this world).

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if not for a word that preceded from your Lord, it [i.e., punishment] would have been an obligation [due immediately], and [if not for] a specified term [decreed].

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولولا كلمة سبقت من ربك وأجل مسمى عنده للازمهم الهلاك عاجلا، لأنهم يستحقونه؛ بسبب كفرهم.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  130. 130

    فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَمِنْ ءَانَآئِ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ

    20:130

    Therefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou mayest have (spiritual) joy.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    so [Prophet] be patient with what they say- celebrate the praise of your Lord, before the rising and setting of the sun, celebrate His praise during the night, and at the beginning and end of the day, so that you may find contentment-

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Onların söylediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir kısım saatlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et (yücelt) ki huzur bulasın.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Therefor (O Muhammad), bear with what they say, and celebrate the praise of thy Lord ere the rising of the sun and ere the going down thereof. And glorify Him some hours of the night and at the two ends of the day, that thou mayst find acceptance.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    So be patient over what they say and exalt [Allāh] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting; and during periods of the night [exalt Him] and at the ends of the day, that you may be satisfied.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    فاصبر - أيها الرسول - على ما يقوله المكذبون بك من أوصاف وأباطيل، وسبِّح بحمد ربك في صلاة الفجر قبل طلوع الشمس، وصلاة العصر قبل غروبها، وصلاة العشاء في ساعات الليل، وصلاة الظهر والمغرب أطراف النهار؛ كي تثاب على هذه الأعمال بما تَرْضى به.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  131. 131

    وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ

    20:131

    Nor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Kâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    and do not gaze longingly at what We have given some of them to enjoy, the finery of this present life: We test them through this, but the provision of your Lord is better and more lasting.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Sakın, içinde kendilerini denememiz için pek çok çifti yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem hayırlı olandır hem de daha kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And strain not thine eyes toward that which We cause some wedded pairs among them to enjoy, the flower of the life of the world, that We may try them thereby. The provision of thy Lord is better and more lasting.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [some] categories of them, [its being but] the splendor of worldly life by which We test them. And the provision of your Lord is better and more enduring.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولا تنظر إلى ما مَتَّعْنا به هؤلاء المشركين وأمثالهم من أنواع المتع، فإنها زينة زائلة في هذه الحياة الدنيا، متعناهم بها؛ لنبتليهم بها، ورزق ربك وثوابه خير لك مما متعناهم به وأدوم؛ حيث لا انقطاع له ولا نفاد.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  132. 132

    وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَٱلْعَـٰقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ

    20:132

    Enjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness.

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    Order your people to pray, and pray steadfastly yourself. We are not asking you to give Us provision;We provide for you, and the rewards of the Hereafter belong to the devout.

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Ailene (destekçilerine) ibadeti (namazı) emret! Kendin de ona sabırla devam et! Senden rızık istemiyoruz; seni de biz rızıklandırıyoruz. (Mutlu) son, takvâlı (duyarlı) olanlar içindir.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And enjoin upon thy people worship, and be constant therein. We ask not of thee a provision: We provided for thee. And the sequel is for righteousness.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And enjoin prayer upon your family [and people] and be steadfast therein. We ask you not for provision; We provide for you, and the [best] outcome is for [those of] righteousness.

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وَأْمُرْ - أيها النبي - أهلك بالصلاة، واصطبر على أدائها، لا نسألك مالا، نحن نرزقك ونعطيك. والعاقبة الصالحة في الدنيا والآخرة لأهل التقوى.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  133. 133

    وَقَالُوا۟ لَوْلَا يَأْتِينَا بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّهِۦٓ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ

    20:133

    They say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation?

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    "Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    (İnkâr edenler): "Rabbinden bize bir mucize getirse ya" dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    The disbelievers say, ‘Why does he not bring us a sign from his Lord?’ Have they not been given clear proof confirming what was in the earlier scriptures?

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    (Kâfirler) “(Muhammed) bize Rabbinden bir ayet (mucize) getirseydi ya!” dediler. “Önceki sahifelerin (kitapların) açıklaması onlara gelmedi mi?”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And they say: If only he would bring us a miracle from his Lord! Hath there not come unto them the proof of what is in the former scriptures?

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And they say, "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has there not come to them evidence of what was in the former scriptures?

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    وقال مكذبوك - أيها الرسول -: هلا تأتينا بعلامة من ربك تدلُّ على صدقك، أولم يأتهم هذا القرآن المصدق لما في الكتب السابقة من الحق؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  134. 134

    وَلَوْ أَنَّآ أَهْلَكْنَـٰهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ءَايَـٰتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَىٰ

    20:134

    And if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us a messenger, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    Eğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    If We had destroyed them through punishment before this Messenger came, they would have said, ‘Lord, if only You had sent us a messenger, we could have followed Your revelations before we suffered humiliation and disgrace!’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    Biz (Vahiy göndermeden) önce onları bir azapla helak etseydik, “Rabbimiz! Bize bir elçi göndermen gerekmez miydi ki aşağılık duruma düşmeden ve perişan (rezil) olmadan önce ayetlerine uysaydık.” derlerdi.

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    And if we had destroyed them with some punishment before it, they would assuredly have said: Our Lord! If only Thou hadst sent unto us a messenger, so that we might have followed Thy revelations before we were (thus) humbled and disgraced!

    M. Pickthall · EN · public-domain

    And if We had destroyed them with a punishment before him, they would have said, "Our Lord, why did You not send to us a messenger so we could have followed Your verses [i.e., teachings] before we were humiliated and disgraced?"

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    ولو أنَّا أهلكنا هؤلاء المكذبين بعذاب من قبل أن نرسل إليهم رسولا وننزل عليهم كتابًا لقالوا: ربنا هلا أرسلت إلينا رسولا من عندك، فنصدقه، ونتبع آياتك وشرعك، مِن قبل أن نَذلَّ ونَخزى بعذابك.

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

  135. 135

    قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَـٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِىِّ وَمَنِ ٱهْتَدَىٰ

    20:135

    Say: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance."

    A. Yusuf Ali · EN · public-domain

    De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."

    Diyanet İşleri · TR · all-rights-reserved

    De ki: "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır · TR · public-domain

    [Prophet], say, ‘We are all waiting, so you carry on waiting: you will come to learn who has followed the even path, and been rightly guided.’

    M.A.S. Abdel Haleem · EN · all-rights-reserved

    De ki: “Herkes beklemektedir; siz de bekleyin! İleride düzgün yolda olan halkı ve doğru yola ulaşanların kimler olduğunu bileceksiniz!”

    Mehmet Okuyan · TR · all-rights-reserved

    Say: Each is awaiting; so await ye! Ye will come to know who are the owners of the path of equity, and who is right.

    M. Pickthall · EN · public-domain

    Say, "Each [of us] is waiting; so wait. For you will know who are the companions of the sound path and who is guided."

    Saheeh International · EN · all-rights-reserved

    قل - أيها الرسول - لهؤلاء المشركين بالله: كل منا ومنكم منتظر دوائر الزمان، ولمن يكون النصر والفلاح، فانتظروا، فستعلمون: مَن أهل الطريق المستقيم، ومَن المهتدي للحق منا ومنكم؟

    Tafsir al-Muyassar · AR · free-distribution

Arapça metin kaynağı: Quran.com API v4 (public-domain)