← Sure 34

34:3

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَأْتِينَا ٱلسَّاعَةُ ۖ قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّى لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ ۖ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَآ أَصْغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرُ إِلَّا فِى كِتَـٰبٍ مُّبِينٍ

Kelime kelime

وَقَالَ
ve dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَا
bize gelmez
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
تَأْتِينَا
gelmesini
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
تَأْتِيFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
İsim
Kök: سوع
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّاعَةُİsimdişil، merfû (nominatif)
قُلْ
de ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قُلْFiilemir، 2. tekil eril
بَلَىٰ
hayır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بَلَىٰEdatcevap (evet)
وَرَبِّى
Rabbim hakkı için
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
رَبِّİsimeril، merfû (nominatif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil
لَتَأْتِيَنَّكُمْ
o mutlaka size gelecektir
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
تَأْتِيَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
نَّEdattekit، son ek
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَٰلِمِ
bilen
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عَٰلِمِİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، mecrûr (genitif)
ٱلْغَيْبِ
gaybı
İsim
Kök: غيب
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
غَيْبِİsimeril، mecrûr (genitif)
لَا
gizli kalmaz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَعْزُبُ
gizli
Fiil
Kök: عزب
Dilbilgisi (i'rab)
يَعْزُبُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
عَنْهُ
O'ndan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنْEdatharf-i cer (edat)
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
مِثْقَالُ
ağırlığınca
İsim
Kök: ثقل
Dilbilgisi (i'rab)
مِثْقَالُİsimeril، merfû (nominatif)
ذَرَّةٍ
zerre
İsim
Kök: ذرر
Dilbilgisi (i'rab)
ذَرَّةٍİsimdişil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
فِى
olan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
göklerde
İsim
Kök: سمو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّمَٰوَٰتِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
وَلَا
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
فِى
olan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْأَرْضِ
yerde
İsim
Kök: أرض
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَرْضِİsimdişil، mecrûr (genitif)
وَلَآ
ve yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَآEdatolumsuzluk
أَصْغَرُ
küçük
İsim
Kök: صغر
Dilbilgisi (i'rab)
أَصْغَرُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
مِن
bundan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
ذَٰلِكَ
bu
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
وَلَآ
ve yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَآEdatolumsuzluk
أَكْبَرُ
büyük
İsim
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
أَكْبَرُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
إِلَّا
ki olmasın
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
فِى
bir Kitapta
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
كِتَٰبٍ
bir Kitabı
İsim
Kök: كتب
Dilbilgisi (i'rab)
كِتَٰبٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مُّبِينٍ
apaçık
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
مُّبِينٍİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)

Meal

TR

İnkar edenler: "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil; görülmeyeni bilen Rabbim'e and olsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitap'tadır."

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Kâfir olanlar, “O (Son) Saat bize gelmeyecektir!” demişlerdi. De ki: “Hayır! Gaybı (bilinemeyeni) bilenRabbime yemin olsun ki o (Son Saat) mutlaka size gelecektir.” Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki apaçık bir kitapta (ilahi kanunda) bulunmasın. Sebe'

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

The Unbelievers say, "Never to us will come the Hour": Say, "Nay! but most surely, by my Lord, it will come upon you;- by Him Who knows the unseen,- from Whom is not hidden the least little atom in the heavens or on earth: Nor is there anything less than that, or greater, but is in the Record Perspicuous:

A. Yusuf Alipublic-domain

Still, the disbelievers say, ‘The Last Hour will never come upon us.’ Say, ‘Yes, by my Lord, [it will], by Him who knows the unseen! Not even the weight of a speck of dust in the heavens or earth escapes His knowledge, nor anything smaller or greater. It is all recorded in a clear Record

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Those who disbelieve say: The Hour will never come unto us. Say: Nay, by my Lord, but it is coming unto you surely. (He is) the Knower of the Unseen. Not an atom's weight, or less than that or greater, escapeth Him in the heavens or in the earth, but it is in a clear Record,

M. Pickthallpublic-domain

But those who disbelieve say, "The Hour will not come to us." Say, "Yes, by my Lord, it will surely come to you. [Allāh is] the Knower of the unseen." Not absent from Him is an atom's weight within the heavens or within the earth or [what is] smaller than that or greater, except that it is in a clear register -

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وقال الكافرون المنكرون للبعث: لا تأتينا القيامة، قل لهم -أيها الرسول-: بلى وربي لتأتينَّكم، ولكن لا يعلم وقت مجيئها أحد سوى الله علام الغيوب، الذي لا يغيب عنه وزن نملة صغيرة في السموات والأرض، ولا أصغر من ذلك ولا أكبر إلا هو مسطور في كتاب واضح، وهو اللوح المحفوظ؛ ليثيب الذين صدَّقوا بالله، واتَّبَعوا رسوله، وعملوا الصالحات. أولئك لهم مغفرة لذنوبهم ورزق كريم، وهو الجنة.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?