← Sure 46

46:35

فَٱصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْعَزْمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ ۚ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍۭ ۚ بَلَـٰغٌ ۚ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ

Kelime kelime

فَٱصْبِرْ
o halde sabret
Fiil
Kök: صبر
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱصْبِرْFiilemir، 2. tekil eril
كَمَا
gibi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاEdatmasdar bağlacı
صَبَرَ
sabrettikleri
Fiil
Kök: صبر
Dilbilgisi (i'rab)
صَبَرَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
أُو۟لُوا۟
sahibi
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أُو۟لُوا۟İsimeril çoğul، merfû (nominatif)
ٱلْعَزْمِ
azim (ve irade)
İsim
Kök: عزم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَزْمِİsimeril، mecrûr (genitif)
مِنَ
elçilerin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنَEdatharf-i cer (edat)
ٱلرُّسُلِ
elçiler
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رُّسُلِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
وَلَا
ve asla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
تَسْتَعْجِل
acele etme
Fiil
Kök: عجل
Dilbilgisi (i'rab)
تَسْتَعْجِلFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
لَّهُمْ
onlar için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
كَأَنَّهُمْ
onlar gibi olurlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
كَأَنَّEdatmansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَوْمَ
gün
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
يَوْمَİsimeril، mansûb (akuzatif)
يَرَوْنَ
gördükleri
Fiil
Kök: رأي
Dilbilgisi (i'rab)
يَرَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وْنَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَا
şeyi (azabı)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
يُوعَدُونَ
tehdit edildikleri
Fiil
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
يُوعَدُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، meçhul (edilgen)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَمْ
(sanki) yaşamamışlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَمْEdatolumsuzluk
يَلْبَثُوٓا۟
kaldıklarını
Fiil
Kök: لبث
Dilbilgisi (i'rab)
يَلْبَثُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِلَّا
dışında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
سَاعَةً
bir sa'at
İsim
Kök: سوع
Dilbilgisi (i'rab)
سَاعَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّن
gündüzden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
نَّهَارٍۭ
gündüzün
İsim
Kök: نهر
Dilbilgisi (i'rab)
نَّهَارٍۭİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
بَلَٰغٌ
(bu) bir duyurudur
İsim
Kök: بلغ
Dilbilgisi (i'rab)
بَلَٰغٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
فَهَلْ
helak mı edilecektir?
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
هَلْEdatsoru
يُهْلَكُ
helak edilir
Fiil
Kök: هلك
Dilbilgisi (i'rab)
يُهْلَكُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
إِلَّا
başkası
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
ٱلْقَوْمُ
topluluktan
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قَوْمُİsimeril، merfû (nominatif)
ٱلْفَٰسِقُونَ
yoldan çıkmış
İsim
Kök: فسق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
فَٰسِقُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)

Meal

TR

Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Elçilerden kararlılık sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret! Onlar (inkârcılar) hakkında acele etme! Vadedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanacaklar. (Bu), bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluktan başkası helak edilir mi hiç!

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Therefore patiently persevere, as did (all) messengers of inflexible purpose; and be in no haste about the (Unbelievers). On the Day that they see the (Punishment) promised them, (it will be) as if they had not tarried more than an hour in a single day. (Thine but) to proclaim the Message: but shall any be destroyed except those who transgress?

A. Yusuf Alipublic-domain

Be steadfast [Muhammad], like those messengers of firm resolve. Do not seek to hasten the punishment for the disbelievers: on the Day they see what they had been warned about, it will seem to them that they lingered no more than a single hour of a single day [in this life]. This is a warning. Shall any be destroyed except the defiant?

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Then have patience (O Muhammad) even as the stout of heart among the messengers (of old) had patience, and seek not to hasten on (the doom) for them. On the day when they see that which they are promised (it will seem to them) as though they had tarried but an hour of daylight. A clear message. Shall any be destroyed save evil-living folk?

M. Pickthallpublic-domain

So be patient, [O Muḥammad], as were those of determination among the messengers and do not be impatient for them. It will be - on the Day they see that which they are promised - as though they had not remained [in the world] except an hour of a day. [This is] notification. And will [any] be destroyed except the defiantly disobedient people?

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فاصبر -أيها الرسول- على ما أصابك مِن أذى قومك المكذبين لك، كما صبر أولو العزم من الرسل من قبلك- وهم، على المشهور: نوح وإبراهيم وموسى وعيسى وأنت منهم- ولا تستعجل لقومك العذاب؛ فحين يقع ويرونه كأنهم لم يمكثوا في الدنيا إلا ساعة من نهار، هذا بلاغ لهم ولغيرهم. ولا يُهْلَكُ بعذاب الله إلا القوم الخارجون عن أمره وطاعته.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?