← Sure 71

71:7

وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا

Kelime kelime

وَإِنِّى
ve elbette ben
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
إِنِّEdatmansûb (akuzatif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil
كُلَّمَا
her nezaman
İsim
Kök: كلل
Dilbilgisi (i'rab)
كُلَّمَاİsimzaman zarfı
دَعَوْتُهُمْ
onları da'vet ettimse
Fiil
Kök: دعو
Dilbilgisi (i'rab)
دَعَوْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لِتَغْفِرَ
bağışlaman için
Fiil
Kök: غفر
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
تَغْفِرَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
لَهُمْ
onları
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
جَعَلُوٓا۟
koydular
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
جَعَلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَصَٰبِعَهُمْ
parmaklarını
İsim
Kök: صبع
Dilbilgisi (i'rab)
أَصَٰبِعَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِىٓ
kulaklarına
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىٓEdatharf-i cer (edat)
ءَاذَانِهِمْ
kulaklarına
İsim
Kök: أذن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَاذَانِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَٱسْتَغْشَوْا۟
ve başlarına çektiler
Fiil
Kök: غشو
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱسْتَغْشَFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وْا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ثِيَابَهُمْ
örtülerini
İsim
Kök: ثوب
Dilbilgisi (i'rab)
ثِيَابَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَأَصَرُّوا۟
ve direttiler
Fiil
Kök: صرر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَصَرُّFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَٱسْتَكْبَرُوا۟
ve böbürlendiler
Fiil
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱسْتَكْبَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ٱسْتِكْبَارًا
kibirle
İsim
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱسْتِكْبَارًاİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."

Diyanet İşleriall-rights-reserved

"Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

"And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance.

A. Yusuf Alipublic-domain

every time I call them, so that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, cover their heads with their garments, persist in their rejection, and grow more insolent and arrogant.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And lo! whenever I call unto them that Thou mayst pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.

M. Pickthallpublic-domain

And indeed, every time I invited them that You may forgive them, they put their fingers in their ears, covered themselves with their garments, persisted, and were arrogant with [great] arrogance.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

قال نوح: رب إني دعوت قومي إلى الإيمان بك وطاعتك في الليل والنهار، فلم يزدهم دعائي لهم إلى الإيمان إلا هربًا وإعراضًا عنه، وإني كلما دعوتهم إلى الإيمان بك؛ ليكون سببًا في غفرانك ذنوبهم، وضعوا أصابعهم في آذانهم؛ كي لا يسمعوا دعوة الحق، وتغطَّوا بثيابهم؛ كي لا يروني، وأقاموا على كفرهم، واستكبروا عن قَبول الإيمان استكبارًا شديدًا، ثم إني دعوتهم إلى الإيمان ظاهرًا علنًا في غير خفاء، ثم إني أعلنت لهم الدعوة بصوت مرتفع في حال، وأسررت بها بصوت خفيٍّ في حال أخرى، فقلت لقومي: سلوا ربكم غفران ذنوبكم، وتوبوا إليه من كفركم، إنه تعالى كان غفارًا لمن تاب من عباده ورجع إليه.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?