القصر: خلاف الطول، وهما من الأسماء المتضايفة التي تعتبر بغيرها، وقصرت كذا: في إثر غانية رمتك بسهمها أمن آل مية رائح أو مغتد %~% عجلان ذا زاد وغير مزود جعلته قصيرا، والتقصير: اسم للتضجيع، وقصرت كذا: ضممت بعضه إلى بعض، ومنه سمي القصر، وجمعه: قصور. قال تعالى: وقصر مشيد [الحج/ 45]، ويجعل لك قصورا [الفرقان/ 10]، إنها ترمي بشرر كالقصر [المرسلات/ 32]، وقيل: القصر أصول الشجر، الواحدة قصرة، مثل: جمرة وجمر، وتشبيهها بالقصر كتشبيه ذلك في قوله: كأنه جمالات صفر [المرسلات/ 33]، وقصرته جعلته: في قصر، ومنه قوله تعالى: حور مقصورات في الخيام [الرحمن/ 72]، وقصر الصلاة: جعلها قصيرة بترك بعض أركانها ترخيصا. قال: فليس عليكم جناح أن تقصروا من الصلاة [النساء/ 101] وقصرت اللقحة على فرسي: حبست درها عليه، وقصر السهم عن الهدف، أي: لم يبلغه، وامرأة قاصرة الطرف: لا تمد طرفها إلى ما لا يجوز. قال تعالى: فيهن قاصرات الطرف [الرحمن/ 56]. وقصر شعره: جز بعضه، قال: محلقين رؤسكم ومقصرين [الفتح/ 27]، وقصر في كذا، أي: توانى، وقصر عنه لم: ينله، وأقصر عنه: كف مع القدرة عليه، واقتصر على كذا: اكتفى بالشيء القصير منه، أي: القليل، وأقصرت الشاة: أسنت حتى قصر أطراف أسنانها، وأقصرت المرأة: ولدت أولادا قصارا، والتقصار: قلادة قصيرة، والقوصرة معروفة .
Exdore translation — not part of the source
el-Kasr (kısalık): Uzunluğun zıddıdır. Bu ikisi, ancak başkasına göre değerlendirilen, birbirine bağıntılı (mütedâyif) isimlerdendir. "Kasartü kezâ" (şunu kısalttım): Sana okuyla vuran bir güzelin ardından Meyye ailesinden akşam yola çıkan ya da sabah giden biri mi? %~% Aceleci; kimi azıklı, kimi azıksız. — yani onu kısa yaptım. et-Taksîr: Gevşek davranıp işi savsaklamanın (tadcî') adıdır. "Kasartü kezâ": Bir kısmını diğerine kattım, topladım. Köşk (kasr) de bundan dolayı bu adı almıştır; çoğulu "kusûr"dur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ve yüksek/sağlam bir köşk" [22:45]; "Sana köşkler yapar" [25:10]; "O, köşk gibi kıvılcımlar saçar" [77:32]. Şöyle de denilmiştir: el-Kasr, ağaç kütükleridir; tekili "kasra"dır; "cemre" ve "cemr" gibi. Bunun köşke benzetilmesi, şu ayetteki benzetme gibidir: "Sanki o, sarı develerdir" [77:33]. "Kasartuhu": Onu bir köşke koydum. Yüce Allah'ın şu sözü de bundandır: "Çadırlarda alıkonulmuş huriler" [55:72]. "Kasru's-salât" (namazı kısaltmak): Bir ruhsat olarak bazı rükünlerini terk ederek onu kısa kılmaktır. Allah şöyle buyurmuştur: "Namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur" [4:101]. "Kasartu'l-lakhate alâ ferasî": Sağmal devenin sütünü atım için sakladım/ona tahsis ettim. "Kasara's-sehmu ani'l-hedef": Ok hedefe ulaşmadı. "İmraetun kâsıratu't-tarf": Bakışını caiz olmayana uzatmayan kadın. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onlarda, bakışlarını kısan (sınırlayan) kadınlar vardır" [55:56]. "Kassara şa'rahu": Saçının bir kısmını kesti. Allah şöyle buyurmuştur: "Başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak" [48:27]. "Kassara fî kezâ": Bir işte gevşek davrandı, ağırdan aldı. "Kasura anhu": Ona ulaşamadı. "Aksara anhu": Gücü yettiği hâlde ondan vazgeçti, el çekti. "İktasara alâ kezâ": Onun kısa, yani az olanıyla yetindi. "Aksarati'ş-şâtu": Koyun, dişlerinin uçları kısalacak kadar yaşlandı. "Aksarati'l-mer'etu": Kadın kısa boylu çocuklar doğurdu. et-Tıksâr: Kısa gerdanlık. el-Kavsara ise bilinen (bir şey)dir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)