← Sure 3

3:152

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥٓ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَـٰزَعْتُمْ فِى ٱلْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَ ۚ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ

Kelime kelime

وَلَقَدْ
elbette
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdattekit، ön ek
قَدْEdattahkik (kad)
صَدَقَكُمُ
size doğruladı
Fiil
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
صَدَقَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمُİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
وَعْدَهُۥٓ
(yardım) va'dini
İsim
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَعْدَİsimeril، mansûb (akuzatif)
هُۥٓİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
إِذْ
sürece
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذْİsimzaman zarfı
تَحُسُّونَهُم
onları öldürdüğünüz
Fiil
Kök: حسس
Dilbilgisi (i'rab)
تَحُسُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِإِذْنِهِۦ
kendi izniyle
İsim
Kök: أذن
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
إِذْنِİsimeril، mecrûr (genitif)
هِۦİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
حَتَّىٰٓ
nihayet
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰٓEdatibtidâ
إِذَا
nezaman ki
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
فَشِلْتُمْ
siz korktunuz
Fiil
Kök: فشل
Dilbilgisi (i'rab)
فَشِلْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَتَنَٰزَعْتُمْ
ve (birbirinizle) çekiştiniz
Fiil
Kök: نزع
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
تَنَٰزَعْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِى
hakkında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْأَمْرِ
(verilen) emir
İsim
Kök: أمر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَمْرِİsimeril، mecrûr (genitif)
وَعَصَيْتُم
ve isyan ettiniz
Fiil
Kök: عصي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
عَصَيْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مِّنۢ
sonra
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنۢEdatharf-i cer (edat)
بَعْدِ
sonra
İsim
Kök: بعد
Dilbilgisi (i'rab)
بَعْدِİsimmecrûr (genitif)
مَآ
size gösterdikten
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَآEdatmasdar bağlacı
أَرَىٰكُم
sizi görüyorum
Fiil
Kök: رأي
Dilbilgisi (i'rab)
أَرَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّا
şey(galibiyet)i
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّاİsimism-i mevsûl
تُحِبُّونَ
sevdiğiniz
Fiil
Kök: حبب
Dilbilgisi (i'rab)
تُحِبُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مِنكُم
sizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّن
kiminiz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّنİsimism-i mevsûl
يُرِيدُ
istiyordu
Fiil
Kök: رود
Dilbilgisi (i'rab)
يُرِيدُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلدُّنْيَا
dünyayı
İsim
Kök: دنو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
دُّنْيَاİsimdişil tekil، merfû (nominatif)
وَمِنكُم
ve sizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مِنEdatharf-i cer (edat)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّن
kiminiz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّنİsimism-i mevsûl
يُرِيدُ
istiyordu
Fiil
Kök: رود
Dilbilgisi (i'rab)
يُرِيدُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلْءَاخِرَةَ
ahireti
İsim
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
ءَاخِرَةَİsimdişil tekil، mansûb (akuzatif)
ثُمَّ
sonra
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
ثُمَّEdatatıf bağlacı
صَرَفَكُمْ
(Allah) geri çevirdi
Fiil
Kök: صرف
Dilbilgisi (i'rab)
صَرَفَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَنْهُمْ
onlardan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنْEdatharf-i cer (edat)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لِيَبْتَلِيَكُمْ
sizi denemek için
Fiil
Kök: بلو
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatta'lil lâmı (amaç)، ön ek
يَبْتَلِيَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلَقَدْ
andolsun ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdattekit، ön ek
قَدْEdattahkik (kad)
عَفَا
bağışladı
Fiil
Kök: عفو
Dilbilgisi (i'rab)
عَفَاFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
عَنكُمْ
sizi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنEdatharf-i cer (edat)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
ذُو
sahibidir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذُوİsimeril tekil، merfû (nominatif)
فَضْلٍ
lütuf
İsim
Kök: فضل
Dilbilgisi (i'rab)
فَضْلٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
عَلَى
karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُؤْمِنِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)

Meal

TR

And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Yemin olsun ki siz O’nun izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Sonunda gevşeklik göstermiştiniz; (Allah) size sevdiğiniz (istediğiniz) şeyi gösterdikten sonra durum hakkında birbirinizle tartışmış ve isyan etmiştiniz. Dünyayı isteyeniniz de vardı; ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra denemek için (Allah) sizi onlardan geri çevirmişti. Yemin olsun ki sizi bağışlamıştı. Allah müminlere çok lütufkârdır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Allah did indeed fulfil His promise to you when ye with His permission Were about to annihilate your enemy,-until ye flinched and fell to disputing about the order, and disobeyed it after He brought you in sight (of the booty) which ye covet. Among you are some that hanker after this world and some that desire the Hereafter. Then did He divert you from your foes in order to test you but He forgave you: For Allah is full of grace to those who believe.

A. Yusuf Alipublic-domain

God fulfilled His promise to you: you were routing them, with His permission, but then you faltered, disputed the order, and disobeyed, once He had brought you within sight of your goal- some of you desire the gains of this world and others desire the world to come- and then He prevented you from [defeating] them as a punishment. He has now forgiven you: God is most gracious to the believers.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Allah verily made good His promise unto you when ye routed them by His leave, until (the moment) when your courage failed you, and ye disagreed about the order and ye disobeyed, after He had shown you that for which ye long. Some of you desired the world, and some of you desired the Hereafter. Therefore He made you flee from them, that He might try you. Yet now He hath forgiven you. Allah is a Lord of Kindness to believers.

M. Pickthallpublic-domain

And Allāh had certainly fulfilled His promise to you when you were killing them [i.e., the enemy] by His permission until [the time] when you lost courage and fell to disputing about the order [given by the Prophet (ﷺ)] and disobeyed after He had shown you that which you love. Among you are some who desire this world, and among you are some who desire the Hereafter. Then He turned you back from them [defeated] that He might test you. And He has already forgiven you, and Allāh is the possessor of bounty for the believers.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولقد حقق الله لكم ما وعدكم به من نصر، حين كنتم تقتلون الكفار في غزوة "أُحد" بإذنه تعالى، حتى إذا جَبُنتم وضعفتم عن القتال واختلفتم: هل تبقون في مواقعكم أو تتركونها لجمع الغنانم مع مَن يجمعها؟ وعصيتم أمر رسولكم حين أمركم ألا تفارفوا أماكنكم بأي حال، حلَّت بكم الهزيمة من بعد ما أراكم ما تحبون من النصر، وتبيَّن أن منكم مَن يريد الغنائم، وأن منكم مَن يطلب الآخرة وثوابها، ثم صرف الله وجوهكم عن عدوكم؛ ليختبركم، وقد علم الله ندمكم وتوبتكم فعفا عنكم، والله ذو فضل عظيم على المؤمنين.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?