← Sure 3

3:153

۞ إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدٍ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِىٓ أُخْرَىٰكُمْ فَأَثَـٰبَكُمْ غَمًّۢا بِغَمٍّ لِّكَيْلَا تَحْزَنُوا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَآ أَصَـٰبَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ

Kelime kelime

إِذْ
hani
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذْİsimzaman zarfı
تُصْعِدُونَ
boyuna uzaklaşıyordunuz
Fiil
Kök: صعد
Dilbilgisi (i'rab)
تُصْعِدُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلَا
dönüp bakmıyordunuz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdathâl (durum) vâvı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
تَلْوُۥنَ
eğip bükerler
Fiil
Kök: لوي
Dilbilgisi (i'rab)
تَلْFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وُۥنَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَلَىٰٓ
hiç kimseye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰٓEdatharf-i cer (edat)
أَحَدٍ
birinin
İsim
Kök: أحد
Dilbilgisi (i'rab)
أَحَدٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
وَٱلرَّسُولُ
ve Elçi
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdathâl (durum) vâvı، ön ek
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رَّسُولُİsimeril، merfû (nominatif)
يَدْعُوكُمْ
sizi çağırırken
Fiil
Kök: دعو
Dilbilgisi (i'rab)
يَدْعُوFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِىٓ
arkanızdan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىٓEdatharf-i cer (edat)
أُخْرَىٰكُمْ
başka
İsim
Kök: أخر
Dilbilgisi (i'rab)
أُخْرَىٰİsimdişil tekil، mecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَأَثَٰبَكُمْ
bundan dolayı size verdi
Fiil
Kök: ثوب
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَثَٰبَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
غَمًّۢا
gam
İsim
Kök: غمم
Dilbilgisi (i'rab)
غَمًّۢاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
بِغَمٍّ
gam üstüne
İsim
Kök: غمم
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
غَمٍّİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
لِّكَيْلَا
diye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِّEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كَيْلَاEdatmasdar bağlacı
تَحْزَنُوا۟
üzülmeyesiniz
Fiil
Kök: حزن
Dilbilgisi (i'rab)
تَحْزَنُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَلَىٰ
şeye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
مَا
şeyleri
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاİsimism-i mevsûl
فَاتَكُمْ
elinizden giden
Fiil
Kök: فوت
Dilbilgisi (i'rab)
فَاتَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلَا
vw
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
مَآ
şeye
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَآİsimism-i mevsûl
أَصَٰبَكُمْ
başınıza gelen
Fiil
Kök: صوب
Dilbilgisi (i'rab)
أَصَٰبَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
خَبِيرٌۢ
haberdardır
İsim
Kök: خبر
Dilbilgisi (i'rab)
خَبِيرٌۢİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
بِمَا
şeylerden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız(dan)
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
تَعْمَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril

Meal

TR

Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Peygamber sizi arkanızdan çağırıp dururken, siz boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Hani elçi sizi diğerlerinizin arasında (arkanızdan) çağırdığı hâlde siz uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Kaybettiğiniz (zafere ve ganimet)e de başınıza gelenlere de üzülmeyesiniz diye (Allah, Elçisinin) kederi üzerine size keder vermişti. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Behold! ye were climbing up the high ground, without even casting a side glance at any one, and the Messenger in your rear was calling you back. There did Allah give you one distress after another by way of requital, to teach you not to grieve for (the booty) that had escaped you and for (the ill) that had befallen you. For Allah is well aware of all that ye do.

A. Yusuf Alipublic-domain

You fled without looking back while the Messenger was calling out to you from behind, and God rewarded you with sorrow for sorrow. [He has now forgiven you] so that you may not grieve for what you missed or for what happened to you. God is well aware of everything you do.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

When ye climbed (the hill) and paid no heed to anyone, while the messenger, in your rear, was calling you (to fight). Therefor He rewarded you grief for (his) grief, that (He might teach) you not to sorrow either for that which ye missed or for that which befell you. Allah is Informed of what ye do.

M. Pickthallpublic-domain

[Remember] when you [fled and] climbed [the mountain] without looking aside at anyone while the Messenger was calling you from behind. So Allāh repaid you with distress upon distress so you would not grieve for that which had escaped you [of victory and spoils of war] or [for] that which had befallen you [of injury and death]. And Allāh is [fully] Aware of what you do.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

اذكروا -يا أصحاب محمد- ما كان مِن أمركم حين أخذتم تصعدون الجبل هاربين من أعدائكم، ولا تلتفتون إلى أحد لِمَا اعتراكم من الدهشة والخوف والرعب، ورسول الله صلى الله عليه وسلم ثابت في الميدان يناديكم من خلفكم قائلا إليَّ عبادَ الله، وأنتم لا تسمعون ولا تنظرون، فكان جزاؤكم أن أنزل الله بكم ألمًا وضيقًا وغمًّا؛ لكي لا تحزنوا على ما فاتكم من نصر وغنيمة، ولا ما حلَّ بكم من خوف وهزيمة. والله خبير بجميع أعمالكم، لا يخفى عليه منها شيء.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?