← Sure 40

40:47

وَإِذْ يَتَحَآجُّونَ فِى ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِّنَ ٱلنَّارِ

Kelime kelime

وَإِذْ
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
إِذْİsimzaman zarfı
يَتَحَآجُّونَ
birbirleriyle tartışırlarken
Fiil
Kök: حجج
Dilbilgisi (i'rab)
يَتَحَآجُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِى
içinde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
ٱلنَّارِ
ateşin
İsim
Kök: نور
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّارِİsimdişil، mecrûr (genitif)
فَيَقُولُ
dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
يَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟
zayıf olanlar
İsim
Kök: ضعف
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ضُّعَفَٰٓؤُا۟İsimeril çoğul، merfû (nominatif)
لِلَّذِينَ
büyüklük taslayanlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
büyüklük taslayan(lar)
Fiil
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱسْتَكْبَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِنَّا
elbette biz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كُنَّا
idik
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَّاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
لَكُمْ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمْİsimzamir، 2. çoğul eril
تَبَعًا
uymuş
İsim
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
تَبَعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَهَلْ
siz-misiniz?
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
هَلْEdatsoru
أَنتُم
siz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتُمİsimzamir، 2. çoğul eril
مُّغْنُونَ
savabilir
İsim
Kök: غني
Dilbilgisi (i'rab)
مُّغْنُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)
عَنَّا
bizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنَّEdatharf-i cer (edat)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
نَصِيبًا
ufak bir parçasını
İsim
Kök: نصب
Dilbilgisi (i'rab)
نَصِيبًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنَ
ateşin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنَEdatharf-i cer (edat)
ٱلنَّارِ
ateş
İsim
Kök: نور
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّارِİsimdişil، mecrûr (genitif)

Meal

TR

Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Hele ateş içinde birbirlerini protesto ederlerken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: "Hani bizler size tabi idik. Şimdi siz bizden bir ateş nöbetini savabiliyor musunuz?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Kâfirler) ateşin içinde birbirleriyle çekişirlerken zayıf olanlar, (saptıran) kibirlilere “Şüphesiz ki biz size uymuştuk. Şimdi ateşin birazını bizden savabilir misiniz?” diyeceklerdir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Behold, they will dispute with each other in the Fire! The weak ones (who followed) will say to those who had been arrogant, "We but followed you: Can ye then take (on yourselves) from us some share of the Fire?

A. Yusuf Alipublic-domain

In the Fire they will quarrel with one another: the weak will say to the haughty, ‘We were your followers, so can you now relieve us from some share of the Fire?’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when they wrangle in the Fire, the weak say unto those who were proud: Lo! we were a following unto you; will ye therefor rid us of a portion of the Fire?

M. Pickthallpublic-domain

And [mention] when they will argue within the Fire, and the weak will say to those who had been arrogant, "Indeed, we were [only] your followers, so will you relieve us of a share of the Fire?"

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وإذ يتخاصم أهل النار، ويعاتب بعضهم بعضًا، فيحتجُّ الأتباع المقلدون على رؤسائهم المستكبرين الذين أضلُّوهم، وزيَّنوا لهم طريق الشقاء، قائلين لهم: هل أنتم مغنون عنا نصيبًا من النار بتحملكم قسطًا من عذابنا؟

Tafsir al-Muyassarfree-distribution