← Sure 46

46:26

وَلَقَدْ مَكَّنَّـٰهُمْ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّـٰكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَأَبْصَـٰرًا وَأَفْـِٔدَةً فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَآ أَبْصَـٰرُهُمْ وَلَآ أَفْـِٔدَتُهُم مِّن شَىْءٍ إِذْ كَانُوا۟ يَجْحَدُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Kelime kelime

وَلَقَدْ
ve andolsun
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
قَدْEdattahkik (kad)
مَكَّنَّٰهُمْ
onlara imkan vermiştik
Fiil
Kök: مكن
Dilbilgisi (i'rab)
مَكَّFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَّٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فِيمَآ
şeyi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
مَآİsimism-i mevsûl
إِن
size vermediğimiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنEdatolumsuzluk
مَّكَّنَّٰكُمْ
bir imkan verdik
Fiil
Kök: مكن
Dilbilgisi (i'rab)
مَّكَّFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَّٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِيهِ
onu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَجَعَلْنَا
ve yaratmıştık
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
جَعَلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
لَهُمْ
onlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
سَمْعًا
kulaklar
İsim
Kök: سمع
Dilbilgisi (i'rab)
سَمْعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَأَبْصَٰرًا
ve gözler
İsim
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَبْصَٰرًاİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَأَفْـِٔدَةً
ve gönüller
İsim
Kök: فأد
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَفْـِٔدَةًİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَمَآ
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَآEdatolumsuzluk
أَغْنَىٰ
sağlamadı
Fiil
Kök: غني
Dilbilgisi (i'rab)
أَغْنَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
عَنْهُمْ
kendilerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنْEdatharf-i cer (edat)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
سَمْعُهُمْ
kulakları
İsim
Kök: سمع
Dilbilgisi (i'rab)
سَمْعُİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَلَآ
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَآEdatolumsuzluk
أَبْصَٰرُهُمْ
gözleri
İsim
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
أَبْصَٰرُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَلَآ
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَآEdatolumsuzluk
أَفْـِٔدَتُهُم
gönülleri
İsim
Kök: فأد
Dilbilgisi (i'rab)
أَفْـِٔدَتُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِّن
bir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
شَىْءٍ
şey (yarar)
İsim
Kök: شيأ
Dilbilgisi (i'rab)
شَىْءٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
إِذْ
zira
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذْİsimzaman zarfı
كَانُوا۟
bile bile inkar ediyorlardı
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَجْحَدُونَ
bile bile inkar
Fiil
Kök: جحد
Dilbilgisi (i'rab)
يَجْحَدُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِـَٔايَٰتِ
ayetlerini
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ـَٔايَٰتِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
وَحَاقَ
ve kuşatıverdi
Fiil
Kök: حيق
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
حَاقَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بِهِم
kendilerini
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِمİsimzamir، 3. çoğul eril
مَّا
şey
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّاİsimism-i mevsûl
كَانُوا۟
oldukları
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِهِۦ
onunla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)
Fiil
Kök: هزأ
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْتَهْزِءُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Yemin olsun ki, onlara size vermediğimiz güç ve servet vermiştik. Kendilerine işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştik. Fakat işitme (duyusu), gözleri ve kalpleri kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı. Çünkü Allah’ın ayetlerini (bilerek) inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış (olacak)tır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

And We had firmly established them in a (prosperity and) power which We have not given to you (ye Quraish!) and We had endowed them with (faculties of) hearing, seeing, heart and intellect: but of no profit to them were their (faculties of) hearing, sight, and heart and intellect, when they went on rejecting the Signs of Allah; and they were (completely) encircled by that which they used to mock at!

A. Yusuf Alipublic-domain

We had established them in a way we have not established you [people of Mecca]; We gave them hearing, sight, and hearts, yet their hearing, sight, and hearts were of no use to them, since they denied God’s revelations. They were overwhelmed by the punishment they had mocked.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And verily We had empowered them with that wherewith We have not empowered you, and had assigned them ears and eyes and hearts; but their ears and eyes and hearts availed them naught since they denied the revelations of Allah; and what they used to mock befell them.

M. Pickthallpublic-domain

And We had certainly established them in such as We have not established you, and We made for them hearing and vision and hearts [i.e., intellect]. But their hearing and vision and hearts availed them not from anything [of the punishment] when they were [continually] rejecting the signs of Allāh; and they were enveloped by what they used to ridicule.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولقد يسَّرنا لعاد أسباب التمكين في الدنيا على نحوٍ لم نمكنكم فيه معشر كفار قريش، وجعلنا لهم سمعًا يسمعون به، وأبصارًا يبصرون بها، وأفئدة يعقلون بها، فاستعملوها فيما يسخط الله عليهم، فلم تغن عنهم شيئًا إذ كانوا يكذِّبون بحجج الله، ونزل بهم من العذاب ما سخروا به واستعجلوه. وهذا وعيد من الله جل شأنه، وتحذير للكافرين.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?

Konular