← Sure 60

60:10

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا جَآءَكُمُ ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ مُهَـٰجِرَٰتٍ فَٱمْتَحِنُوهُنَّ ۖ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَـٰنِهِنَّ ۖ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَـٰتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى ٱلْكُفَّارِ ۖ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ ۖ وَءَاتُوهُم مَّآ أَنفَقُوا۟ ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ ۚ وَلَا تُمْسِكُوا۟ بِعِصَمِ ٱلْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا۟ مَآ أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا۟ مَآ أَنفَقُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ حُكْمُ ٱللَّهِ ۖ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Kelime kelime

يَٰٓأَيُّهَا
ey
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
يَٰٓEdatnidâ، ön ek
أَيُّİsimmansûb (akuzatif)
هَاEdatATT، son ek
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذَا
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
جَآءَكُمُ
size geldiği
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمُİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
ٱلْمُؤْمِنَٰتُ
mü'min kadınlar
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُؤْمِنَٰتُİsimism-i fâil (etken ortaç)، dişil çoğul، merfû (nominatif)
مُهَٰجِرَٰتٍ
göç ederek
İsim
Kök: هجر
Dilbilgisi (i'rab)
مُهَٰجِرَٰتٍİsimdişil çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَٱمْتَحِنُوهُنَّ
onları imtihan edin
Fiil
Kök: محن
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
ٱمْتَحِنُFiilemir، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
أَعْلَمُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
بِإِيمَٰنِهِنَّ
onların imanlarını
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
إِيمَٰنِİsimmasdar (isim-fiil)، eril، mecrûr (genitif)
هِنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
فَإِنْ
eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِنْEdatşart
عَلِمْتُمُوهُنَّ
anlarsanız
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عَلِمْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمُوİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
مُؤْمِنَٰتٍ
inanmış olduklarını
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
مُؤْمِنَٰتٍİsimism-i fâil (etken ortaç)، dişil çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَلَا
onları geri döndürmeyin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
لَاEdatnehiy (yasaklama)
تَرْجِعُوهُنَّ
döndürüleceksiniz
Fiil
Kök: رجع
Dilbilgisi (i'rab)
تَرْجِعُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
إِلَى
kafirlere
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَىEdatharf-i cer (edat)
ٱلْكُفَّارِ
kafirlere
İsim
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كُفَّارِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
لَا
değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
هُنَّ
bunlar (kadınlar)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هُنَّİsimzamir، 3. çoğul dişil
حِلٌّ
helal
İsim
Kök: حلل
Dilbilgisi (i'rab)
حِلٌّİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
لَّهُمْ
onlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
وَلَا
ve değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
هُمْ
onlar
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
يَحِلُّونَ
helal
Fiil
Kök: حلل
Dilbilgisi (i'rab)
يَحِلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَهُنَّ
bunlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُنَّİsimzamir، 3. çoğul dişil
وَءَاتُوهُم
ve onlara verin
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ءَاتُFiilemir، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّآ
şey(leri)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّآİsimism-i mevsûl
أَنفَقُوا۟
onların harcadıkları
Fiil
Kök: نفق
Dilbilgisi (i'rab)
أَنفَقُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَلَا
ve yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
جُنَاحَ
bir günah
İsim
Kök: جنح
Dilbilgisi (i'rab)
جُنَاحَİsimeril، mansûb (akuzatif)
عَلَيْكُمْ
sizin için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
أَن
bunlarla evlenmenizde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
تَنكِحُوهُنَّ
alın
Fiil
Kök: نكح
Dilbilgisi (i'rab)
تَنكِحُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
إِذَآ
takdirde
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَآİsimzaman zarfı
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
kendilerine verdiğiniz
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَاتَيْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمُوİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
أُجُورَهُنَّ
ücretlerini
İsim
Kök: أجر
Dilbilgisi (i'rab)
أُجُورَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
هُنَّİsimzamir، son ek، 3. çoğul dişil
وَلَا
ve
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatnehiy (yasaklama)
تُمْسِكُوا۟
tutmayın
Fiil
Kök: مسك
Dilbilgisi (i'rab)
تُمْسِكُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
بِعِصَمِ
ismetlerini
İsim
Kök: عصم
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
عِصَمِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
ٱلْكَوَافِرِ
kafir kadınların
İsim
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كَوَافِرِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
وَسْـَٔلُوا۟
isteyin
Fiil
Kök: سأل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
سْـَٔلُFiilemir، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَآ
şeyi (mehri)
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَآİsimism-i mevsûl
أَنفَقْتُمْ
harcadığınız
Fiil
Kök: نفق
Dilbilgisi (i'rab)
أَنفَقْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلْيَسْـَٔلُوا۟
ve onlar da istesinler
Fiil
Kök: سأل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لْEdatemir، ön ek
يَسْـَٔلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَآ
şeyi
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَآİsimism-i mevsûl
أَنفَقُوا۟
harcadıkları
Fiil
Kök: نفق
Dilbilgisi (i'rab)
أَنفَقُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ذَٰلِكُمْ
bu size
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كُمْEdatmuhâtab، son ek، eril çoğul
حُكْمُ
hükmüdür
İsim
Kök: حكم
Dilbilgisi (i'rab)
حُكْمُİsimeril، merfû (nominatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
يَحْكُمُ
(böyle) hükmediyor
Fiil
Kök: حكم
Dilbilgisi (i'rab)
يَحْكُمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بَيْنَكُمْ
aranızda
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَٱللَّهُ
ve Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
عَلِيمٌ
bilendir
İsim
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
عَلِيمٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir
İsim
Kök: حكم
Dilbilgisi (i'rab)
حَكِيمٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat

Meal

TR

Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlarda sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O, hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin (sorgulayın)! (Elbette) Allah onların imanlarını çok iyi bilendir. Siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz, onları kâfirlere geri göndermeyin! (Çünkü) bunlar onlara helal değildir; onlar da bunlara helal değildir. Onların (kocalarının) verdiklerini (mehirleri kocalarına geri) verin! Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size herhangi bir vebal yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın! Verdiklerinizi (mehirlerinizi) isteyin; onlar da verdiklerini (mehirlerini) istesinler! İşte Allah’ın hükmü budur. O aranızda (böyle) hükmetmektedir. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

O ye who believe! When there come to you believing women refugees, examine (and test) them: Allah knows best as to their Faith: if ye ascertain that they are Believers, then send them not back to the Unbelievers. They are not lawful (wives) for the Unbelievers, nor are the (Unbelievers) lawful (husbands) for them. But pay the Unbelievers what they have spent (on their dower), and there will be no blame on you if ye marry them on payment of their dower to them. But hold not to the guardianship of unbelieving women: ask for what ye have spent on their dowers, and let the (Unbelievers) ask for what they have spent (on the dowers of women who come over to you). Such is the command of Allah: He judges (with justice) between you. And Allah is Full of Knowledge and Wisdom.

A. Yusuf Alipublic-domain

You who believe, test the believing women when they come to you as emigrants- God knows best about their faith- and if you are sure of their belief, do not send them back to the disbelievers: they are not lawful wives for them, nor are the disbelievers their lawful husbands. Give the disbelievers whatever bride-gifts they have paid- if you choose to marry them, there is no blame on you once you have paid their bride-gifts- and do not yourselves hold on to marriage ties with disbelieving women. Ask for repayment of the bride-gifts you have paid, and let the disbelievers do the same. This is God’s judgement: He judges between you, God is all knowing and wise.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

O ye who believe! When believing women come unto you as fugitives, examine them. Allah is Best Aware of their faith. Then, if ye know them for true believers, send them not back unto the disbelievers. They are not lawful for them (the disbelievers), nor are they (the disbelievers) lawful for them. And give them (the disbelievers) that which they have spent (upon them). And it is no sin for you to marry such women when ye have given them their dues. And hold not to the ties of disbelieving women; and ask for (the return of) that which ye have spent; and let them (the disbelievers) ask for that which they have spent. That is the judgment of Allah. He judgeth between you. Allah is Knower, Wise.

M. Pickthallpublic-domain

O you who have believed, when the believing women come to you as emigrants, examine [i.e., test] them. Allāh is most knowing as to their faith. And if you know them to be believers, then do not return them to the disbelievers; they are not lawful [wives] for them, nor are they lawful [husbands] for them. But give them [i.e., the disbelievers] what they have spent. And there is no blame upon you if you marry them when you have given them their due compensation [i.e., mahr]. And hold not to marriage bonds with disbelieving women, but ask for what you have spent and let them [i.e., the disbelievers] ask for what they have spent. That is the judgement of Allāh; He judges between you. And Allāh is Knowing and Wise.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إذا جاءكم النساء المؤمنات مهاجرات من دار الكفر إلى دار الإسلام، فاختبروهن؛ لتعلموا صدق إيمانهن، الله أعلم بحقيقة إيمانهن، فإن علمتموهن مؤمنات بحسب ما يظهر لكم من العلامات والبينات، فلا تردُّوهن إلى أزواجهن الكافرين، فالنساء المؤمنات لا يحلُّ لهن أن يتزوجن الكفار، ولا يحلُّ للكفار أن يتزوجوا المؤمنات، وأعطوا أزواج اللاتي أسلمن مثل ما أنفقوا عليهن من المهور، ولا إثم عليكم أن تتزوجوهن إذا دفعتم لهنَّ مهورهن. ولا تمسكوا بنكاح أزواجكم الكافرات، واطلبوا من المشركين ما أنفقتم من مهور نسائكم اللاتي ارتددن عن الإسلام ولحقن بهم، وليطلبوا هم ما أنفقوا من مهور نسائهم المسلمات اللاتي أسلمن ولحقن بكم، ذلكم الحكم المذكور في الآية هو حكم الله يحكم به بينكم فلا تخالفوه. والله عليم لا يخفى عليه شيء، حكيم في أقواله وأفعاله.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?