← Sure 18

18:96

ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلْحَدِيدِ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ ٱلصَّدَفَيْنِ قَالَ ٱنفُخُوا۟ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

Kelime kelime

ءَاتُونِى
bana getirin
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَاتُFiilemir، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
نِىİsimzamir، son ek، 1. tekil
زُبَرَ
kütleleri
İsim
Kök: زبر
Dilbilgisi (i'rab)
زُبَرَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
ٱلْحَدِيدِ
demir
İsim
Kök: حدد
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَدِيدِİsimeril، mecrûr (genitif)
حَتَّىٰٓ
o kadar ki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰٓEdatibtidâ
إِذَا
aynı seviyeye getirince
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
سَاوَىٰ
düzlemişti
Fiil
Kök: سوي
Dilbilgisi (i'rab)
سَاوَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بَيْنَ
arasını
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بَيْنَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
ٱلصَّدَفَيْنِ
iki dağın
İsim
Kök: صدف
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّدَفَيْنِİsimeril ikil، merfû (nominatif)
قَالَ
dedi
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱنفُخُوا۟
üfleyin!
Fiil
Kök: نفخ
Dilbilgisi (i'rab)
ٱنفُخُFiilemir، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
حَتَّىٰٓ
nihayet
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰٓEdatibtidâ
إِذَا
onu sokunca
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
جَعَلَهُۥ
onu eder
Fiil
Kök: جعل
Dilbilgisi (i'rab)
جَعَلَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
نَارًا
bir ateş haline
İsim
Kök: نور
Dilbilgisi (i'rab)
نَارًاİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
قَالَ
dedi
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ءَاتُونِىٓ
getirin bana
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
ءَاتُFiilemir، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
نِىٓİsimzamir، son ek، 1. tekil
أُفْرِغْ
dökeyim
Fiil
Kök: فرغ
Dilbilgisi (i'rab)
أُفْرِغْFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. tekil
عَلَيْهِ
üzerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
قِطْرًا
erimiş katran
İsim
Kök: قطر
Dilbilgisi (i'rab)
قِطْرًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

"Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Bana demir kütleleri getirin!” Sonunda dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince “Üfleyin (körükleyin)!” demişti. Onu kor hâline sokunca da “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim.” demişti.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

"Bring me blocks of iron." At length, when he had filled up the space between the two steep mountain-sides, He said, "Blow (with your bellows)" Then, when he had made it (red) as fire, he said: "Bring me, that I may pour over it, molten lead."

A. Yusuf Alipublic-domain

bring me lumps of iron!’ and then, when he had filled the gap between the two mountainsides [he said], ‘Work your bellows!’ and then, when he had made it glow like fire, he said, ‘Bring me molten metal to pour over it!’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Give me pieces of iron - till, when he had levelled up (the gap) between the cliffs, he said: Blow! - till, when he had made it a fire, he said: Bring me molten copper to pour thereon.

M. Pickthallpublic-domain

Bring me bars of iron" - until, when he had leveled [them] between the two mountain walls, he said, "Blow [with bellows]," until when he had made it [like] fire, he said, "Bring me, that I may pour over it molten copper."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

أعطوني قطع الحديد، حتى إذا جاؤوا به ووضعوه وحاذوا به جانبي الجبلين، قال للعمال: أجِّجوا النار، حتى إذا صار الحديد كله نارًا، قال: أعطوني نحاسًا أُفرغه عليه.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?