← Sure 20

20:87

قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَـٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ

Kelime kelime

قَالُوا۟
dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَآ
çıkmadık
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَآEdatolumsuzluk
أَخْلَفْنَا
ama ben sözümden caydım
Fiil
Kök: خلف
Dilbilgisi (i'rab)
أَخْلَفْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مَوْعِدَكَ
senin sözünden
İsim
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
مَوْعِدَİsimeril، mansûb (akuzatif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
بِمَلْكِنَا
kendi malımızla
İsim
Kök: ملك
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَلْكِİsimeril، mecrûr (genitif)
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
وَلَٰكِنَّا
fakat
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَٰكِنَّEdatmansûb (akuzatif)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
حُمِّلْنَآ
bize yükletilmişti
Fiil
Kök: حمل
Dilbilgisi (i'rab)
حُمِّلْFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 1. çoğul
نَآİsimzamir، son ek، 1. çoğul
أَوْزَارًا
yükler (günahlar)
İsim
Kök: وزر
Dilbilgisi (i'rab)
أَوْزَارًاİsimdişil çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّن
süs(eşyas)ından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
زِينَةِ
süslerini
İsim
Kök: زين
Dilbilgisi (i'rab)
زِينَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
ٱلْقَوْمِ
o milletin
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قَوْمِİsimeril، mecrûr (genitif)
فَقَذَفْنَٰهَا
onları attık
Fiil
Kök: قذف
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
قَذَفْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
فَكَذَٰلِكَ
aynı şekilde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
أَلْقَى
attı
Fiil
Kök: لقي
Dilbilgisi (i'rab)
أَلْقَىFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلسَّامِرِىُّ
Samiri de
İsim
Kök: سمر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّامِرِىُّİsimözel isim، eril، merfû (nominatif)

Meal

TR

Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Kavmi) şöyle demişti: “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Fakat o kavmin (Mısırlıların) ziynetinden birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (çıkarıp ortaya) atmıştık. Aynı şekilde Sâmirî de (kendi taşıdığı buzağı heykelini oraya) bırakmıştı.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

They said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested.

A. Yusuf Alipublic-domain

They said, ‘We did not break our word to you deliberately. We were burdened with the weight of people’s jewellery, so we threw it [into the fire], and the Samiri did the same,’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

They said: We broke not tryst with thee of our own will, but we were laden with burdens of ornaments of the folk, then cast them (in the fire), for thus As-Samiri proposed.

M. Pickthallpublic-domain

They said, "We did not break our promise to you by our will, but we were made to carry burdens from the ornaments of the people [of Pharaoh], so we threw them [into the fire], and thus did the Sāmirī throw."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

قالوا: يا موسى ما أخلفنا موعدك باختيارنا، ولكنَّا حُمِّلنا أثقالا مِن حليِّ قوم فرعون، فألقيناها في حفرة فيها نار بأمر السامري، فكذلك ألقى السامري ما كان معه من تربة حافر فرس جبريل عليه السلام.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution