← Sure 20

20:96

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى

Kelime kelime

قَالَ
dedi ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بَصُرْتُ
ben gördüm
Fiil
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
بَصُرْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
بِمَا
şeyleri
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
لَمْ
onların görmedikleri
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَمْEdatolumsuzluk
يَبْصُرُوا۟
ben gördüm
Fiil
Kök: بصر
Dilbilgisi (i'rab)
يَبْصُرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِهِۦ
onda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
فَقَبَضْتُ
sonra aldım
Fiil
Kök: قبض
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
قَبَضْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
قَبْضَةً
bir avuç
İsim
Kök: قبض
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْضَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّنْ
eserinden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنْEdatharf-i cer (edat)
أَثَرِ
onların izleri
İsim
Kök: أثر
Dilbilgisi (i'rab)
أَثَرِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱلرَّسُولِ
Elçinin
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
رَّسُولِİsimeril، mecrûr (genitif)
فَنَبَذْتُهَا
ve onu attım
Fiil
Kök: نبذ
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
نَبَذْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle (yapmayı)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
سَوَّلَتْ
hoş gösterdi
Fiil
Kök: سول
Dilbilgisi (i'rab)
سَوَّلَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
لِى
bana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىİsimzamir، 1. tekil
نَفْسِى
nefsim
İsim
Kök: نفس
Dilbilgisi (i'rab)
نَفْسِİsimdişil tekil، merfû (nominatif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil

Meal

TR

Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

O da “Ben onların göremediği (bir gerçeği) gördüm. Elçinin mesajından bir kısmını aldım ve onu attım. İşte böyle, bunu nefsim bana hoş gösterdi.” demişti.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me."

A. Yusuf Alipublic-domain

He replied, ‘I saw something they did not; I took in some of the teachings of the Messenger but tossed them aside: my soul prompted me to do what I did.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

He said: I perceived what they perceive not, so I seized a handful from the footsteps of the messenger, and then threw it in. Thus my soul commended to me.

M. Pickthallpublic-domain

He said, "I saw what they did not see, so I took a handful [of dust] from the track of the messenger and threw it, and thus did my soul entice me."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

قال السامري: رأيت ما لم يروه - وهو جبريل عليه السلام - على فرس، وقت خروجهم من البحر وغرق فرعون وجنوده، فأخذتُ بكفي ترابا من أثر حافر فرس جبريل، فألقيته على الحليِّ الذي صنعت منه العجل، فكان عجلا جسدًا له خوار؛ بلاء وفتنة، وكذلك زيَّنت لي نفسي الأمَّارة بالسوء هذا الصنيع.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?