← Root dictionary
فدي

ransom

13 occurrences

Representative gloss derived from QAC word translations

13
Occur.
5
Lemmas
11
Forms
10
Surahs

Classical lexicon

فدى

الفدى والفداء: حفظ الإنسان عن النائبة بما يبذله عنه، قال تعالى: فإما منا بعد وإما فداء [محمد/ 4]، يقال: فديته بمال، وفديته بنفسي، وفاديته بكذا، قال تعالى: إن يأتوكم أسارى تفادوهم [البقرة/ 85]، وتفادى فلان من فلان، أي: تحامى من شيء بذله. وقال: وفديناه بذبح عظيم [الصافات/ 107]، وافتدى: إذا بذل ذلك عن نفسه، قال تعالى: فيما افتدت به [البقرة/ 229]، وإن يأتوكم أسارى تفادوهم [البقرة/ 85]، والمفاداة: هو أن يرد أسر العدى ويسترجع منهم من في أيديهم، قال: ومثله معه لافتدوا به [الرعد/ 18]، لافتدت به [يونس/ 54]، وليفتدوا به [المائدة/ 36]، ولو افتدى به [آل عمران/ 91]، لو يفتدي من عذاب يومئذ ببنيه [المعارج/ 11]، وما يقي به الإنسان نفسه من مال يبذله في عبادة قصر فيها يقال له: فدية، ككفارة اليمين، وكفارة الصوم. نحو قوله: ففدية من صيام أو صدقة [البقرة/ 196]، فدية طعام مسكين [البقرة/ 184].

Exdore translation — not part of the source

el-Fedâ ve el-fidâ': İnsanın, kendisi adına ödediği bir bedelle bir musibetten (nâibe) korunmasıdır. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ya karşılıksız bir lütuf olarak (salıverirsiniz) ya da fidye alarak" [47:4]. Denir ki: "Onu malla fidyeledim", "onu canımla fidyeledim", "onu şununla fidyeleştirdim (fâdeytühû)". Yüce Allah şöyle buyurdu: "Size esir olarak geldiklerinde onlar için fidye verirsiniz" [2:85]. "Falanca falancadan tefâdâ etti", yani ödediği bir şey karşılığında ondan sakındı/kendini korudu. Ve şöyle buyurdu: "Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik" [37:107]. "İftedâ": kişinin bunu kendi nefsi için ödemesidir. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Onun fidye olarak verdiği şeyde" [2:229] ve "Size esir olarak geldiklerinde onlar için fidye verirsiniz" [2:85]. el-Müfâdât: Düşmanın esirini geri vermek ve onların elinde bulunanı geri almaktır. Şöyle buyurdu: "Ve onunla birlikte bir o kadarı daha (olsa), onu fidye olarak verirlerdi" [13:18]; "onu fidye olarak verirdi" [10:54]; "onu fidye olarak versinler" [5:36]; "onu fidye olarak verse bile" [3:91]; "O gün azaptan (kurtulmak için) oğullarını fidye vermek ister" [70:11]. İnsanın, eksik bıraktığı bir ibadet sebebiyle ödediği maldan kendini koruduğu şeye ise "fidye" denir; yemin kefâreti ve oruç kefâreti gibi. Nitekim şu sözünde olduğu gibi: "Oruçtan ya da sadakadan bir fidye" [2:196]; "bir yoksulu doyuracak kadar fidye" [2:184].

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)

Al-Rāghib al-Iṣfahānī (d. 502/1108), Mufradāt Alfāẓ al-Qurʾān. The work is public domain; the text is taken from the OpenITI corpus, based on the edition of Ṣafwān ʿAdnān al-Dāwūdī. This is lexical/root study, not tafsīr.

Word family · 5

Dictionary forms (lemmas) derived from this root, by frequency

افْتَدَىVerbto ransom themselves7
فِدْيَةNounthen a ransom3
فَدَيْVerbAnd We ransomed him1
فِداءNounransom1
تُفادُVerbyou ransom them1

Derived forms · 11

لَٱفْتَدَوْا۟
they would ransom
2
فِدْيَةٌ
a ransom
2
ٱفْتَدَتْ
she ransoms
1
وَفَدَيْنَٰهُ
And We ransomed him
1
لَٱفْتَدَتْ
it (would) seek to ransom
1
لِيَفْتَدُوا۟
to ransom themselves
1
فَفِدْيَةٌ
then a ransom
1
تُفَٰدُوهُمْ
you ransom them
1
فِدَآءً
ransom
1
ٱفْتَدَىٰ
he offered as ransom
1
يَفْتَدِى
he (could be) ransomed
1

Occurrences