← Sure 12

12:88

فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ قَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَـٰعَةٍ مُّزْجَىٰةٍ فَأَوْفِ لَنَا ٱلْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَجْزِى ٱلْمُتَصَدِّقِينَ

Kelime kelime

فَلَمَّا
böylece
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَمَّاİsimzaman zarfı
دَخَلُوا۟
girdiklerinde
Fiil
Kök: دخل
Dilbilgisi (i'rab)
دَخَلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
عَلَيْهِ
onun huzuruna
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
هِİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
قَالُوا۟
dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَٰٓأَيُّهَا
Ey
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
يَٰٓEdatnidâ، ön ek
أَيُّİsimmansûb (akuzatif)
هَاEdatATT، son ek
ٱلْعَزِيزُ
vezir
İsim
Kök: عزز
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
عَزِيزُİsimeril tekil، merfû (nominatif)
مَسَّنَا
bize dokundu
Fiil
Kök: مسس
Dilbilgisi (i'rab)
مَسَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
وَأَهْلَنَا
ve çocuklarımıza
İsim
Kök: أهل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَهْلَİsimeril، mansûb (akuzatif)
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱلضُّرُّ
darlık
İsim
Kök: ضرر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ضُّرُّİsimeril، merfû (nominatif)
وَجِئْنَا
ve geldik
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
جِئْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
بِبِضَٰعَةٍ
bir sermaye ile
İsim
Kök: بضع
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
بِضَٰعَةٍİsimdişil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
مُّزْجَىٰةٍ
değersiz
İsim
Kök: زجو
Dilbilgisi (i'rab)
مُّزْجَىٰةٍİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، dişil çoğul، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
فَأَوْفِ
tam ver
Fiil
Kök: وفي
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَوْفِFiilemir، 2. tekil eril
لَنَا
bize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
نَاİsimzamir، 1. çoğul
ٱلْكَيْلَ
ölçyü
İsim
Kök: كيل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
كَيْلَİsimeril، mansûb (akuzatif)
وَتَصَدَّقْ
ve tasadduk eyle
Fiil
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
تَصَدَّقْFiilemir، 2. tekil eril
عَلَيْنَآ
bize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
نَآİsimzamir، son ek، 1. çoğul
إِنَّ
çünkü
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
يَجْزِى
mükafatlandırır
Fiil
Kök: جزي
Dilbilgisi (i'rab)
يَجْزِىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
tasadduk edenleri
İsim
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُتَصَدِّقِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Kardeşleri vezirin yanına vardıklarında: "Ey Vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır" dediler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: "Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Kardeşleri Yusuf’un) yanına girdiklerinde şöyle demişlerdi: “Ey vezir! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz (az) bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver! (Ayrıca) bize bağışta da bulun! Şüphesiz ki Allah bağışta bulunanları ödüllendirir.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Then, when they came (back) into (Joseph's) presence they said: "O exalted one! distress has seized us and our family: we have (now) brought but scanty capital: so pay us full measure, (we pray thee), and treat it as charity to us: for Allah doth reward the charitable."

A. Yusuf Alipublic-domain

Then, when they presented themselves before Joseph, they said, ‘Mighty governor, misfortune has afflicted us and our family. We have brought only a little merchandise, but give us full measure. Be charitable to us: God rewards the charitable.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And when they came (again) before him (Joseph) they said: O ruler! Misfortune hath touched us and our folk, and we bring but poor merchandise, so fill for us the measure and be charitable unto us. Lo! Allah will requite the charitable,

M. Pickthallpublic-domain

So when they entered upon him [i.e., Joseph], they said, "O ʿAzeez, adversity has touched us and our family, and we have come with goods poor in quality, but give us full measure and be charitable to us. Indeed, Allāh rewards the charitable."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

فذهبوا إلى "مصر"، فلما دخلوا على يوسف قالوا: يا أيها العزيز أصابنا وأهلنا القحط والجدب، وجئناك بثمن رديء قليل، فأعطنا به ما كنت تعطينا من قبل بالثمن الجيد، وتصدَّقْ علينا بقبض هذه الدراهم المزجاة وتجوَّز فيها، إن الله تعالى يثيب المتفضِّلين على أهل الحاجة بأموالهم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?