← Sure 14

14:21

وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ جَمِيعًا فَقَالَ ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ ۚ قَالُوا۟ لَوْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَجَزِعْنَآ أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٍ

Kelime kelime

وَبَرَزُوا۟
ve göründüler
Fiil
Kök: برز
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بَرَزُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لِلَّهِ
Allah'ın huzurunda
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
جَمِيعًا
hepsi
İsim
Kök: جمع
Dilbilgisi (i'rab)
جَمِيعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَقَالَ
dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟
zayıflar
İsim
Kök: ضعف
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ضُّعَفَٰٓؤُا۟İsimeril çoğul، merfû (nominatif)
لِلَّذِينَ
kimselere
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
لَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
büyüklük taslayan(lara)
Fiil
Kök: كبر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱسْتَكْبَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِنَّا
şüphesiz biz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كُنَّا
idik
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَّاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
لَكُمْ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
كُمْİsimzamir، 2. çoğul eril
تَبَعًا
tabi
İsim
Kök: تبع
Dilbilgisi (i'rab)
تَبَعًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَهَلْ
misiniz?
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
هَلْEdatsoru
أَنتُم
siz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتُمİsimzamir، 2. çoğul eril
مُّغْنُونَ
savabilir
İsim
Kök: غني
Dilbilgisi (i'rab)
مُّغْنُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)
عَنَّا
bizden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَنَّEdatharf-i cer (edat)
اİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مِنْ
azabından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
عَذَابِ
azabımı
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
مِن
(en ufak)
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
شَىْءٍ
bir şey
İsim
Kök: شيأ
Dilbilgisi (i'rab)
شَىْءٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
قَالُوا۟
dediler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
لَوْ
eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَوْEdatşart
هَدَىٰنَا
bize yol gösterseydi
Fiil
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
هَدَىٰFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
لَهَدَيْنَٰكُمْ
biz de size yol gösterirdik
Fiil
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdattekit، ön ek
هَدَيْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
سَوَآءٌ
artık birdir
İsim
Kök: سوي
Dilbilgisi (i'rab)
سَوَآءٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
عَلَيْنَآ
bize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
نَآİsimzamir، son ek، 1. çoğul
أَجَزِعْنَآ
sızlansak da
Fiil
Kök: جزع
Dilbilgisi (i'rab)
أَEdattesviye (sevâ')، ön ek
جَزِعْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَآİsimzamir، son ek، 1. çoğul
أَمْ
ya da
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَمْEdatatıf bağlacı
صَبَرْنَا
sabretsek de
Fiil
Kök: صبر
Dilbilgisi (i'rab)
صَبَرْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مَا
yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَاEdatolumsuzluk
لَنَا
bize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
نَاİsimzamir، 1. çoğul
مِن
hiç
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
مَّحِيصٍ
kaçıp sığınacak bir yer
İsim
Kök: حيص
Dilbilgisi (i'rab)
مَّحِيصٍİsimmasdar (isim-fiil)، eril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)

Meal

TR

İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

(Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Kıyamet gününde) hepsi Allah’ın huzuruna çıkmış (olacak) ve zayıf olanlar kibirlenenlere diyecekler ki: “Şüphesiz ki biz size uymuştuk. Şimdi siz Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” Onlar da şöyle diyeceklerdir: “Allah bizi doğru yola ulaştırsaydı biz de sizi doğru yola ulaştırırdık. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Artık bizim için hiçbir sığınak yoktur.”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

They will all be marshalled before Allah together: then will the weak say to those who were arrogant, "For us, we but followed you; can ye then avail us to all against the wrath of Allah?" They will reply, "If we had received the Guidance of Allah, we should have given it to you: to us it makes no difference (now) whether we rage, or bear (these torments) with patience: for ourselves there is no way of escape."

A. Yusuf Alipublic-domain

When they all appear before Him, the weak will say to the powerseekers, ‘We were your followers. Can you protect us from any of God’s punishment?’ They will reply, ‘If God had guided us, we would have guided you. It makes no difference now whether we rage or endure with patience: there is no escape.’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

They all come forth unto their Lord. Then those who were despised say unto those who were scornful: We were unto you a following, can ye then avert from us aught of Allah's doom? They say: Had Allah guided us, we should have guided you. Whether we rage or patiently endure is (now) all one for us; we have no place of refuge.

M. Pickthallpublic-domain

And they will come out [for judgement] before Allāh all together, and the weak will say to those who were arrogant, "Indeed, we were your followers, so can you avail us anything against the punishment of Allāh?" They will say, "If Allāh had guided us, we would have guided you. It is all the same for us whether we show intolerance or are patient: there is for us no place of escape."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وخرجت الخلائق من قبورهم، وظهروا كلهم يوم القيامة لله الواحد القهار؛ ليحكم بينهم، فيقول الأتباع لقادتهم: إنَّا كنَّا لكم في الدنيا أتباعًا، نأتمر بأمركم، فهل أنتم -اليوم- دافعون عنا من عذاب الله شيئًا كما كنتم تَعِدوننا؟ فيقول الرؤساء: لو هدانا الله إلى الإيمان لأرشدناكم إليه، ولكنه لم يوفقنا، فضللنا وأضللناكم، يستوي علينا وعليكم الـجَزَع والصبر عليه، فليس لنا مهرب من العذاب ولا منجى.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?