← Sure 14

14:22

وَقَالَ ٱلشَّيْطَـٰنُ لَمَّا قُضِىَ ٱلْأَمْرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ ٱلْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوْتُكُمْ فَٱسْتَجَبْتُمْ لِى ۖ فَلَا تَلُومُونِى وَلُومُوٓا۟ أَنفُسَكُم ۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَآ أَنتُم بِمُصْرِخِىَّ ۖ إِنِّى كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ ۗ إِنَّ ٱلظَّـٰلِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kelime kelime

وَقَالَ
şöyle dedi
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱلشَّيْطَٰنُ
şeytan
İsim
Kök: شطن
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
شَّيْطَٰنُİsimözel isim، eril، merfû (nominatif)
لَمَّا
ne zaman ki
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
لَمَّاİsimzaman zarfı
قُضِىَ
bitirildi
Fiil
Kök: قضي
Dilbilgisi (i'rab)
قُضِىَFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
ٱلْأَمْرُ
İsim
Kök: أمر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَمْرُİsimeril، merfû (nominatif)
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
وَعَدَكُمْ
size va'detti
Fiil
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَعَدَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَعْدَ
va'di
İsim
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَعْدَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلْحَقِّ
gerçek
İsim
Kök: حقق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَقِّİsimeril، mecrûr (genitif)
وَوَعَدتُّكُمْ
ve ben de size va'dettim
Fiil
Kök: وعد
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
وَعَدFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُّİsimzamir، son ek، 1. tekil
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَأَخْلَفْتُكُمْ
ama ben sözümden caydım
Fiil
Kök: خلف
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَخْلَفْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَمَا
ve yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كَانَ
benim
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لِىَ
ben
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىَİsimzamir، 1. tekil
عَلَيْكُم
size karşı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مِّن
hiç
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
سُلْطَٰنٍ
bir güc(üm)
İsim
Kök: سلط
Dilbilgisi (i'rab)
سُلْطَٰنٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
إِلَّآ
başka
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّآEdathasr (sınırlama)
أَن
sizi davet etmekten
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
دَعَوْتُكُمْ
yalvardıkları
Fiil
Kök: دعو
Dilbilgisi (i'rab)
دَعَوْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَٱسْتَجَبْتُمْ
siz de da'vetime koştunuz
Fiil
Kök: جوب
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
ٱسْتَجَبْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
لِى
benim
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ىİsimzamir، 1. tekil
فَلَا
o halde
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَاEdatnehiy (yasaklama)
تَلُومُونِى
beni kınamayın
Fiil
Kök: لوم
Dilbilgisi (i'rab)
تَلُومُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
نِىİsimzamir، son ek، 1. tekil
وَلُومُوٓا۟
fakat kınayın
Fiil
Kök: لوم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لُومُFiilemir، 2. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
أَنفُسَكُم
kendi kendinizi
İsim
Kök: نفس
Dilbilgisi (i'rab)
أَنفُسَİsimdişil çoğul، mansûb (akuzatif)
كُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مَّآ
ne
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَّآEdatolumsuzluk
أَنَا۠
ben
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنَا۠İsimzamir، 1. tekil
بِمُصْرِخِكُمْ
sizi kurtarabilirim
İsim
Kök: صرخ
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مُصْرِخِİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، mecrûr (genitif)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَمَآ
ne de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَآEdatolumsuzluk
أَنتُم
siz
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
أَنتُمİsimzamir، 2. çoğul eril
بِمُصْرِخِىَّ
beni kurtarabilirsiniz
İsim
Kök: صرخ
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مُصْرِخِىَّİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mecrûr (genitif)
İsimzamir، son ek، 1. tekil
إِنِّى
şüphesiz ben
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنِّEdatmansûb (akuzatif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil
كَفَرْتُ
reddetmiştim
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرْFiilmâzî (geçmiş)، 1. tekil
تُİsimzamir، son ek، 1. tekil
بِمَآ
beni ortak koşmanızı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَآİsimism-i mevsûl
أَشْرَكْتُمُونِ
onların ortak koştukları
Fiil
Kök: شرك
Dilbilgisi (i'rab)
أَشْرَكْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمُوİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
نِİsimzamir، son ek، 1. tekil
مِن
önceden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلُ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلُİsimmecrûr (genitif)
إِنَّ
doğrusu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱلظَّٰلِمِينَ
zalimler
İsim
Kök: ظلم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
ظَّٰلِمِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)
لَهُمْ
(onlar) için vardır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
عَذَابٌ
bir azab
İsim
Kök: عذب
Dilbilgisi (i'rab)
عَذَابٌİsimeril، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
أَلِيمٌ
acıklı
İsim
Kök: ألم
Dilbilgisi (i'rab)
أَلِيمٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat

Meal

TR

İş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan şöyle diyecektir: “Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vadetmişti; ben de size (bir şeyler) vadetmiş ve size tersini yapmıştım. (Zaten) benim size karşı hiçbir gücüm yoktu. Sadece sizi (inkâra) çağırmıştım; siz de hemen bana (çağrıma) koşmuştunuz. (Şimdi) beni kınamayın; kendinizi kınayın! Ben sizin feryadınıza yetişemem; siz de benim feryadıma yetişemezsiniz! Şüphesiz ki daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı da reddetmiştim.” Şüphesiz ki zalimler için elem verici bir azap vardır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

And Satan will say when the matter is decided: "It was Allah Who gave you a promise of Truth: I too promised, but I failed in my promise to you. I had no authority over you except to call you but ye listened to me: then reproach not me, but reproach your own souls. I cannot listen to your cries, nor can ye listen to mine. I reject your former act in associating me with Allah. For wrong-doers there must be a grievous penalty."

A. Yusuf Alipublic-domain

When everything has been decided, Satan will say, ‘God gave you a true promise. I too made promises but they were false ones: I had no power over you except to call you, and you responded to my call, so do not blame me; blame yourselves. I cannot help you, nor can you help me. I reject the way you associated me with God before.’ A bitter torment awaits such wrongdoers,

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And Satan saith, when the matter hath been decided: Lo! Allah promised you a promise of truth; and I promised you, then failed you. And I had no power over you save that I called unto you and ye obeyed me. So blame not, but blame yourselves. I cannot help you, nor can ye help me, Lo! I disbelieved in that which ye before ascribed to me. Lo! for wrong-doers is a painful doom.

M. Pickthallpublic-domain

And Satan will say when the matter has been concluded, "Indeed, Allāh had promised you the promise of truth. And I promised you, but I betrayed you. But I had no authority over you except that I invited you, and you responded to me. So do not blame me; but blame yourselves. I cannot be called to your aid, nor can you be called to my aid. Indeed, I deny your association of me [with Allāh] before. Indeed, for the wrongdoers is a painful punishment."

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وقال الشيطان -بعد أن قضى الله الأمر وحاسب خَلْقه، ودخل أهلُ الجنة الجنةَ وأهلُ النارِ النارَ-: إن الله وعدكم وعدًا حقًا بالبعث والجزاء، ووعدتكم وعدًا باطلا أنه لا بَعْثَ ولا جزاء، فأخلفتكم وعدي، وما كان لي عليكم من قوة أقهركم بها على اتباعي، ولا كانت معي حجة، ولكن دعوتكم إلى الكفر والضلال فاتبعتموني، فلا تلوموني ولوموا أنفسكم، فالذنب ذنبكم، ما أنا بمغيثكم ولا أنتم بمغيثيَّ من عذاب الله، إني تبرَّأت مِن جَعْلِكم لي شريكًا مع الله في طاعته في الدنيا. إن الظالمين -في إعراضهم عن الحق واتباعهم الباطل- لهم عذاب مؤلم موجع.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?