← Sure 17

17:97

وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ ۖ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا ۖ مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَـٰهُمْ سَعِيرًا

Kelime kelime

وَمَن
ve kime
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَنİsimism-i mevsûl
يَهْدِ
hidayet ederse
Fiil
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
يَهْدِFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
فَهُوَ
işte odur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
هُوَİsimzamir، 3. tekil eril
ٱلْمُهْتَدِ
doğru yolu bulan
İsim
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُهْتَدِİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، merfû (nominatif)
وَمَن
kimi de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَنİsimism-i mevsûl
يُضْلِلْ
sapıklıkta bırakırsa
Fiil
Kök: ضلل
Dilbilgisi (i'rab)
يُضْلِلْFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
فَلَن
artık
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَنEdatolumsuzluk
تَجِدَ
bulamazsın
Fiil
Kök: وجد
Dilbilgisi (i'rab)
تَجِدَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. tekil eril
لَهُمْ
onlar için
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
أَوْلِيَآءَ
veliler
İsim
Kök: ولي
Dilbilgisi (i'rab)
أَوْلِيَآءَİsimeril çoğul، mansûb (akuzatif)
مِن
O'ndan başka
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
دُونِهِۦ
başka
İsim
Kök: دون
Dilbilgisi (i'rab)
دُونِİsimmecrûr (genitif)
هِۦİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
وَنَحْشُرُهُمْ
ve onları süreriz
Fiil
Kök: حشر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
نَحْشُرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَوْمَ
günü
İsim
Kök: يوم
Dilbilgisi (i'rab)
يَوْمَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلْقِيَٰمَةِ
kıyamet
İsim
Kök: قوم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
قِيَٰمَةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
عَلَىٰ
üyerine
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَىٰEdatharf-i cer (edat)
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
İsim
Kök: وجه
Dilbilgisi (i'rab)
وُجُوهِİsimeril çoğul، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
عُمْيًا
kör
İsim
Kök: عمي
Dilbilgisi (i'rab)
عُمْيًاİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)، sıfat
وَبُكْمًا
ve dilsiz
İsim
Kök: بكم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بُكْمًاİsimharf-i cer (edat)، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَصُمًّا
ve sağır
İsim
Kök: صمم
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
صُمًّاİsimharf-i cer (edat)، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مَّأْوَىٰهُمْ
varacakları yer
İsim
Kök: أوي
Dilbilgisi (i'rab)
مَّأْوَىٰİsimeril، merfû (nominatif)
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
جَهَنَّمُ
cehennemdir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
جَهَنَّمُİsimözel isim، merfû (nominatif)
كُلَّمَا
her seferinde
İsim
Kök: كلل
Dilbilgisi (i'rab)
كُلَّİsimzaman zarfı، mansûb (akuzatif)
مَاEdatmasdar bağlacı
خَبَتْ
(ateş) dindiği
Fiil
Kök: خبو
Dilbilgisi (i'rab)
خَبَتْFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil dişil
زِدْنَٰهُمْ
onlara artırırız
Fiil
Kök: زيد
Dilbilgisi (i'rab)
زِدْFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 1. çoğul
نَٰİsimzamir، son ek، 1. çoğul
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
سَعِيرًا
çılgın alevi
İsim
Kök: سعر
Dilbilgisi (i'rab)
سَعِيرًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Allah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Allah’ın hidayet ettiği kişi doğru yola ulaş(tırıl)mıştır. Saptırdığı (sapkınlığını onayladığı) kişi içinse O’ndan başka (O’na rağmen) dostlar (yardımcılar) bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü bir araya toplayacağız. Onların barınağı, ateşi her yavaşladıkça alevini artıracağımız cehennemdir.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

It is he whom Allah guides, that is on true Guidance; but he whom He leaves astray - for such wilt thou find no protector besides Him. On the Day of Judgment We shall gather, them together, prone on their faces, blind, dumb, and deaf: their abode will be Hell: every time it shows abatement, We shall increase from them the fierceness of the Fire.

A. Yusuf Alipublic-domain

[Prophet], anyone God guides is truly guided, and you will find no protector other than Him for anyone He leaves astray. On the Day of Resurrection We shall gather them, lying on their faces, blind, dumb, and deaf. Hell will be their Home. Whenever the Fire goes down, We shall make it blaze more fiercely for them.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And he whom Allah guideth, he is led aright; while, as for him whom He sendeth astray, for them thou wilt find no protecting friends beside Him, and We shall assemble them on the Day of Resurrection on their faces, blind, dumb and deaf; their habitation will be hell; whenever it abateth, We increase the flame for them.

M. Pickthallpublic-domain

And whoever Allāh guides - he is the [rightly] guided; and whoever He sends astray - you will never find for them protectors besides Him, and We will gather them on the Day of Resurrection [fallen] on their faces - blind, dumb and deaf. Their refuge is Hell; every time it subsides, We increase [for] them blazing fire.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ومن يهده الله فهو المهتدي إلى الحق، ومن يضلله فيخذلْه ويَكِلْه إلى نفسه فلا هادي له من دون الله، وهؤلاء الضُّلال يبعثهم الله يوم القيامة، ويحشرهم على وجوههم، وهم لا يرون ولا ينطقون ولا يسمعون، مصيرهم إلى نار جهنم الملتهبة، كلما سكن لهيبها، وخمدت نارها، زدناهم نارًا ملتهبة متأججة.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?