الصمم: فقدان حاسة السمع، وبه يوصف من لا يصغي إلى الحق ولا يقبله. قال تعالى: صم بكم عمي [البقرة/ 18]، وقال: صما وعميانا [الفرقان/ 73]، والأصم والبصير والسميع هل يستويان [هود/ 24]، وقال: وحسبوا ألا تكون فتنة فعموا وصموا ثم تاب الله عليهم ثم عموا وصموا [المائدة/ 71]، وشبه ما لا صوت له به، ولذلك قيل: صمت حصاة بدم ، أي: كثر الدم حتى لو ألقي فيه حصاة لم تسمع لها حركة، وضربة صماء. ومنه: الصمة للشجاع الذي يصم بالضربة، وصممت القارورة: شددت فاها تشبيها بالأصم الذي شد أذنه، وصمم في الأمر: مضى فيه غير مصغ إلى من يردعه، كأنه أصم، والصمان: أرض غليظة، واشتمال الصماء: ما لا يبدو منه شيء.
Exdore çevirisi — kaynağın parçası değildir
es-Samem: İşitme duyusunun kaybıdır. Hakka kulak vermeyen ve onu kabul etmeyen kimse de bununla nitelenir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler" [2:18]; ve şöyle buyurmuştur: "Sağır ve kör olarak" [25:73]; "Sağır, gören ve işiten bir olur mu?" [11:24]; ve şöyle buyurmuştur: "Bir fitne olmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler; sonra Allah tevbelerini kabul etti, sonra yine kör ve sağır kesildiler" [5:71]. Sesi olmayan şey de ona (sağıra) benzetilmiştir. Bu sebeple "sammet hasâtün bi-demin" (bir çakıl taşı kanda sağırlaştı) denmiştir, yani kan o kadar çoğaldı ki, içine bir çakıl taşı atılsa onun hareketi işitilmezdi. "Darbetün sammâ" (sağır/şiddetli bir darbe) da böyledir. Bundan da es-Samme gelir: Darbesiyle (vurduğunu) sağırlaştıran yiğit. "Sammemtü'l-kârûrete": Şişenin ağzını sıkıca kapattım; kulağı tıkanmış sağıra benzetilerek. "Sammeme fi'l-emri": Kendisini engellemek isteyene kulak vermeksizin o işte yürüyüp gitti; sanki sağırmış gibi. es-Sammân: Sert (katı) arazidir. İştimâlü's-sammâ: Kendisinden hiçbir şeyin görünmediği (örtünme biçimi)dir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân · OpenITI (CC BY-NC-SA 4.0)