← Sure 2

2:71

قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا ۚ قَالُوا۟ ٱلْـَٔـٰنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ ۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا۟ يَفْعَلُونَ

Kelime kelime

قَالَ
dedi ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
هُۥİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
يَقُولُ
şöyle diyor
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
يَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
إِنَّهَا
gerçekten o
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
بَقَرَةٌ
bir inektir
İsim
Kök: بقر
Dilbilgisi (i'rab)
بَقَرَةٌİsimdişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
لَّا
olmayan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّاEdatolumsuzluk
ذَلُولٌ
boyundurluk altında
İsim
Kök: ذلل
Dilbilgisi (i'rab)
ذَلُولٌİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
تُثِيرُ
sürmek için
Fiil
Kök: ثور
Dilbilgisi (i'rab)
تُثِيرُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
ٱلْأَرْضَ
yeri
İsim
Kök: أرض
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَرْضَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
وَلَا
ve sulamaz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatolumsuzluk
تَسْقِى
(bunların hepsi) sulanır
Fiil
Kök: سقي
Dilbilgisi (i'rab)
تَسْقِىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
ٱلْحَرْثَ
ekin
İsim
Kök: حرث
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَرْثَİsimeril، mansûb (akuzatif)
مُسَلَّمَةٌ
kusursuz
İsim
Kök: سلم
Dilbilgisi (i'rab)
مُسَلَّمَةٌİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، dişil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
لَّا
yoktur
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّاEdatolumsuzluk
شِيَةَ
hiçbir alacası
İsim
Kök: وشي
Dilbilgisi (i'rab)
شِيَةَİsimdişil، mansûb (akuzatif)
فِيهَا
onda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
قَالُوا۟
dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ٱلْـَٰٔنَ
işte şimdi
İsim
Kök: أون
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
ـَٰٔنَİsimzaman zarfı، mansûb (akuzatif)
جِئْتَ
getirdin
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جِئْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
بِٱلْحَقِّ
doğruyu
İsim
Kök: حقق
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَقِّİsimeril، mecrûr (genitif)
فَذَبَحُوهَا
ve boğazladılar onu
Fiil
Kök: ذبح
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
ذَبَحُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
وَمَا
az daha
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كَادُوا۟
az daha onlar
Fiil
Kök: كود
Dilbilgisi (i'rab)
كَادُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
يَفْعَلُونَ
yapmayacaklardı
Fiil
Kök: فعل
Dilbilgisi (i'rab)
يَفْعَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril

Meal

TR

"Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Musa da) “(Allah) diyor ki o, toprak sürmek üzere henüz boyunduruk altına alınmayan, ekin sulamayan, serbest dolaşan, renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir.” demişti. (Bunun üzerine onlar) “İşte şimdi gerçeği getirdin (tam olarak açıkladın)!” cevabını vermişler ve hemen (onu bulup) kesmişlerdi (ama) neredeyse yapamayacaklardı.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

He said: "He says: A heifer not trained to till the soil or water the fields; sound and without blemish." They said: "Now hast thou brought the truth." Then they offered her in sacrifice, but not with good-will.

A. Yusuf Alipublic-domain

He replied, ‘It is a perfect and unblemished cow, not trained to till the earth or water the fields.’ They said, ‘Now you have brought the truth,’ and so they slaughtered it, though they almost failed to do so.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

(Moses) answered: Lo! He saith: Verily she is a cow unyoked; she plougheth not the soil nor watereth the tilth; whole and without mark. They said: Now thou bringest the truth. So they sacrificed her, though almost they did not.

M. Pickthallpublic-domain

He said, "He says, 'It is a cow neither trained to plow the earth nor to irrigate the field, one free from fault with no spot upon her.'" They said, "Now you have come with the truth." So they slaughtered her, but they could hardly do it.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

قال لهم موسى: إن الله يقول: إنها بقرة غير مذللة للعمل في حراثة الأرض للزراعة، وغير معدة للسقي من الساقية، وخالية من العيوب جميعها، وليس فيها علامة من لون غير لون جلدها. قالوا: الآن جئت بحقيقة وصف البقرة، فاضطروا إلى ذبحها بعد طول المراوغة، وقد قاربوا ألا يفعلوا ذلك لعنادهم. وهكذا شددوا فشدَّد الله عليهم.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?