← Sure 40

40:78

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ ۗ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِىَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ فَإِذَا جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ قُضِىَ بِٱلْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلْمُبْطِلُونَ

Kelime kelime

وَلَقَدْ
ve andolsun
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَEdattekit، ön ek
قَدْEdattahkik (kad)
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
Fiil
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
أَرْسَلْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
رُسُلًا
elçiler
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
رُسُلًاİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مِّن
senden önce de
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلِكَ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلِİsimmecrûr (genitif)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مِنْهُم
onlardan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّن
kimini
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّنİsimism-i mevsûl
قَصَصْنَا
anlattık
Fiil
Kök: قصص
Dilbilgisi (i'rab)
قَصَصْFiilmâzî (geçmiş)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
عَلَيْكَ
sana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَمِنْهُم
ve onlardan
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هُمİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَّن
kimini
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَّنİsimism-i mevsûl
لَّمْ
anlatmadık
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَّمْEdatolumsuzluk
نَقْصُصْ
anlatıyoruz
Fiil
Kök: قصص
Dilbilgisi (i'rab)
نَقْصُصْFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
عَلَيْكَ
sana
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
وَمَا
ve değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
كَانَ
mümkün
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
لِرَسُولٍ
hiçbir elçinin
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
رَسُولٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
أَن
getirmesi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
يَأْتِىَ
gelmesini
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
يَأْتِىَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بِـَٔايَةٍ
bir mu'cize
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ـَٔايَةٍİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
إِلَّا
dışında
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
بِإِذْنِ
izni
İsim
Kök: أذن
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
إِذْنِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
فَإِذَا
zaman
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
إِذَاİsimzaman zarfı
جَآءَ
geldiği
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
أَمْرُ
emri
İsim
Kök: أمر
Dilbilgisi (i'rab)
أَمْرُİsimeril، merfû (nominatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
قُضِىَ
yerine getirilir
Fiil
Kök: قضي
Dilbilgisi (i'rab)
قُضِىَFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. tekil eril
بِٱلْحَقِّ
hak ile
İsim
Kök: حقق
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَقِّİsimeril، mecrûr (genitif)
وَخَسِرَ
ve hüsrana uğrarlar
Fiil
Kök: خسر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
خَسِرَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
هُنَالِكَ
orada
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
هُنَاİsimzaman zarfı
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
ٱلْمُبْطِلُونَ
boşa çıkarmağa uğraşanlar
İsim
Kök: بطل
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
مُبْطِلُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)

Meal

TR

And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmaksızın bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. Batıl bir dava peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Yemin olsun ki senden önce de elçiler göndermiştik. Onlardan kıssasını sana anlattıklarımız da var; kıssasını sana anlatmadıklarımız da var. Hiçbir elçi, Allah’ın izni olmaksızın herhangi bir ayet (mucize) getiremez. Allah’ın (azap) emri gelince de hüküm verilmiş (olur); batılı seçenler orada kaybetmiş (olacak)lardır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

We did aforetime send messengers before thee: of them there are some whose story We have related to thee, and some whose story We have not related to thee. It was not (possible) for any messenger to bring a sign except by the leave of Allah: but when the Command of Allah issued, the matter was decided in truth and justice, and there perished, there and then those who stood on Falsehoods.

A. Yusuf Alipublic-domain

We have sent other messengers before you- some We have mentioned to you and some We have not- and no messenger could bring about a sign except with God’s permission. When [the Day] God ordained comes, just judgement will be passed between them: there and then, those who followed falsehood will be lost.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Verily We sent messengers before thee, among them those of whom We have told thee, and some of whom We have not told thee; and it was not given to any messenger that he should bring a portent save by Allah's leave, but when Allah's commandment cometh (the cause) is judged aright, and the followers of vanity will then be lost.

M. Pickthallpublic-domain

And We have already sent messengers before you. Among them are those [whose stories] We have related to you, and among them are those [whose stories] We have not related to you. And it was not for any messenger to bring a sign [or verse] except by permission of Allāh. So when the command of Allāh comes, it will be concluded [i.e., judged] in truth, and the falsifiers will thereupon lose [all].

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

ولقد أرسلنا مِن قبلك -أيها الرسول- رسلا كثيرين إلى قومهم يدعونهم، ويصبرون على أذاهم: منهم مَن قصصنا عليك خبرهم، ومنهم مَن لم نقصص عليك، وكلهم مأمورون بتبليغ وحي الله إليهم. وما كان لأحد منهم أن يأتي بآية من الآيات الحسية أو العقلية إلا بإذن الله ومشيئته، فإذا جاء أمر الله بعذاب المكذبين قُضِي بالعدل بين الرسل ومكذبيهم، وخسر هنالك المبطلون؛ لافترائهم على الله الكذب، وعبادتهم غيره.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?