← Sure 2

2:26

۞ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلًا مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًا ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَـٰسِقِينَ

Kelime kelime

إِنَّ
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
لَا
değildir
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَاEdatolumsuzluk
يَسْتَحْىِۦٓ
çekinecek
Fiil
Kök: حيي
Dilbilgisi (i'rab)
يَسْتَحْىِۦٓFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
أَن
misal vermekten
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنEdatmasdar bağlacı
يَضْرِبَ
ve anlat
Fiil
Kök: ضرب
Dilbilgisi (i'rab)
يَضْرِبَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
مَثَلًا
bir örneği
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
مَثَلًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
مَّا
gibi
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مَّاEdatek bağlaç
بَعُوضَةً
bir sivrisineği
İsim
Kök: بعض
Dilbilgisi (i'rab)
بَعُوضَةًİsimdişil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
فَمَا
hatta olanı
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatatıf bağlacı، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
فَوْقَهَا
onun da üstünde
İsim
Kök: فوق
Dilbilgisi (i'rab)
فَوْقَİsimmekân zarfı، eril، mansûb (akuzatif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
فَأَمَّا
gerçekten
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أَمَّاEdatEXL
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
inanan
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَيَعْلَمُونَ
bilirler
Fiil
Kök: علم
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
يَعْلَمُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
أَنَّهُ
kesinlikle o
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنَّEdatmansûb (akuzatif)
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
ٱلْحَقُّ
haktır (gerçektir)
İsim
Kök: حقق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَقُّİsimeril، merfû (nominatif)
مِن
Rablerinden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
رَّبِّهِمْ
Rableri
İsim
Kök: ربب
Dilbilgisi (i'rab)
رَّبِّİsimeril، mecrûr (genitif)
هِمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَأَمَّا
ve ise
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
أَمَّاEdatEXL
ٱلَّذِينَ
edenler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
كَفَرُوا۟
inkar
Fiil
Kök: كفر
Dilbilgisi (i'rab)
كَفَرُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
فَيَقُولُونَ
derler ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
يَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مَاذَآ
neyi
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
مَاذَآİsimsoru
أَرَادَ
istedi (kasdetti)
Fiil
Kök: رود
Dilbilgisi (i'rab)
أَرَادَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
بِهَٰذَا
bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
مَثَلًا
misalle
İsim
Kök: مثل
Dilbilgisi (i'rab)
مَثَلًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
يُضِلُّ
saptırır
Fiil
Kök: ضلل
Dilbilgisi (i'rab)
يُضِلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بِهِۦ
onunla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
كَثِيرًا
bir çoğunu
İsim
Kök: كثر
Dilbilgisi (i'rab)
كَثِيرًاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَيَهْدِى
ve yine yola getirir
Fiil
Kök: هدي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
يَهْدِىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بِهِۦ
onunla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
كَثِيرًا
bir çoğunu
İsim
Kök: كثر
Dilbilgisi (i'rab)
كَثِيرًاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَمَا
saptırmaz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَاEdatolumsuzluk
يُضِلُّ
saptırır
Fiil
Kök: ضلل
Dilbilgisi (i'rab)
يُضِلُّFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
بِهِۦٓ
onunla
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦٓİsimzamir، 3. tekil eril
إِلَّا
başkasını
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَّاEdathasr (sınırlama)
ٱلْفَٰسِقِينَ
fasıklardan
İsim
Kök: فسق
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
فَٰسِقِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Şüphesiz ki Allah (gerçeği açıklamak için) sivrisineği ve onun da ötesinde herhangi bir varlığı örnek vermekten çekinmez. İman edenler bunun (örneklerin) Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlar ise “Allah böyle örnek vermekle ne kastetmiştir ki!” derler. (Allah) onunla birçoğunu saptırır; birçoğunu da doğru yola ulaştırır. (Allah) bununla (verdiği örneklerle zaten) yoldan çıkmış olanlardan başkasını saptırmaz.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

Allah disdains not to use the similitude of things, lowest as well as highest. Those who believe know that it is truth from their Lord; but those who reject Faith say: "What means Allah by this similitude?" By it He causes many to stray, and many He leads into the right path; but He causes not to stray, except those who forsake (the path),-

A. Yusuf Alipublic-domain

God does not shy from drawing comparisons even with something as small as a gnat, or larger: the believers know it is the truth from their Lord, but the disbelievers say, ‘What does God mean by such a comparison?’ Through it He makes many go astray and leads many to the right path. But it is only the rebels He makes go astray:

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

Lo! Allah disdaineth not to coin the similitude even of a gnat. Those who believe know that it is the truth from their Lord; but those who disbelieve say: What doth Allah wish (to teach) by such a similitude? He misleadeth many thereby, and He guideth many thereby; and He misleadeth thereby only miscreants;

M. Pickthallpublic-domain

Indeed, Allāh is not timid to present an example - that of a mosquito or what is smaller than it. And those who have believed know that it is the truth from their Lord. But as for those who disbelieve, they say, "What did Allāh intend by this as an example?" He misleads many thereby and guides many thereby. And He misleads not except the defiantly disobedient,

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

إن الله تعالى لا يستحيي من الحق أن يذكر شيئًا ما، قلَّ أو كثر، ولو كان تمثيلا بأصغر شيء، كالبعوضة والذباب ونحو ذلك، مما ضربه الله مثلا لِعَجْز كل ما يُعْبَد من دون الله. فأما المؤمنون فيعلمون حكمة الله في التمثيل بالصغير والكبير من خلقه، وأما الكفار فَيَسْخرون ويقولون: ما مراد الله مِن ضَرْب المثل بهذه الحشرات الحقيرة؟ ويجيبهم الله بأن المراد هو الاختبار، وتمييز المؤمن من الكافر؛ لذلك يصرف الله بهذا المثل ناسًا كثيرين عن الحق لسخريتهم منه، ويوفق به غيرهم إلى مزيد من الإيمان والهداية. والله تعالى لا يظلم أحدًا؛ لأنه لا يَصْرِف عن الحق إلا الخارجين عن طاعته.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Bu ayet nerede geçiyor?