← Sure 2

2:25

وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ كُلَّمَا رُزِقُوا۟ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقًا ۙ قَالُوا۟ هَـٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ ۖ وَأُتُوا۟ بِهِۦ مُتَشَـٰبِهًا ۖ وَلَهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ ۖ وَهُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ

Kelime kelime

وَبَشِّرِ
ve müjdele
Fiil
Kök: بشر
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
بَشِّرِFiilemir، 2. tekil eril
ٱلَّذِينَ
kimseleri
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوا۟
inanan
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
وَعَمِلُوا۟
ve işleyen
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
عَمِلُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
ٱلصَّٰلِحَٰتِ
salih işler
İsim
Kök: صلح
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
صَّٰلِحَٰتِİsimism-i fâil (etken ortaç)، dişil çoğul، mansûb (akuzatif)
أَنَّ
muhakkak
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَنَّEdatmansûb (akuzatif)
لَهُمْ
onlar için vardır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
جَنَّٰتٍ
cennetler
İsim
Kök: جنن
Dilbilgisi (i'rab)
جَنَّٰتٍİsimdişil çoğul، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
تَجْرِى
akan
Fiil
Kök: جري
Dilbilgisi (i'rab)
تَجْرِىFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
مِن
altlarından
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
تَحْتِهَا
altında
İsim
Kök: تحت
Dilbilgisi (i'rab)
تَحْتِİsimmecrûr (genitif)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
ٱلْأَنْهَٰرُ
ırmaklar
İsim
Kök: نهر
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
أَنْهَٰرُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
كُلَّمَا
her
İsim
Kök: كلل
Dilbilgisi (i'rab)
كُلَّمَاİsimzaman zarfı
رُزِقُوا۟
rızıklandırıldıklarında
Fiil
Kök: رزق
Dilbilgisi (i'rab)
رُزِقُFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
مِنْهَا
onlardaki
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنْEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
مِن
meyveden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
ثَمَرَةٍ
meyvalar
İsim
Kök: ثمر
Dilbilgisi (i'rab)
ثَمَرَةٍİsimdişil، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
رِّزْقًا
rızk olarak
İsim
Kök: رزق
Dilbilgisi (i'rab)
رِّزْقًاİsimeril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
قَالُوا۟
derler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
هَٰذَا
Bu
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
هَٰEdatATT، ön ek
ذَاİsimism-i işaret، eril tekil
ٱلَّذِى
şeydir
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِىİsimism-i mevsûl، eril tekil
رُزِقْنَا
rızıklandığımız
Fiil
Kök: رزق
Dilbilgisi (i'rab)
رُزِقْFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 1. çoğul
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
مِن
daha önceden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلُ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلُİsimmecrûr (genitif)
وَأُتُوا۟
verilmiştir
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
أُتُFiilmâzî (geçmiş)، meçhul (edilgen)، 3. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
بِهِۦ
onlara
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هِۦİsimzamir، 3. tekil eril
مُتَشَٰبِهًا
ona benzer
İsim
Kök: شبه
Dilbilgisi (i'rab)
مُتَشَٰبِهًاİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
وَلَهُمْ
Onlar için vardır
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
فِيهَآ
orada
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
هَآİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
أَزْوَٰجٌ
eşler
İsim
Kök: زوج
Dilbilgisi (i'rab)
أَزْوَٰجٌİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مُّطَهَّرَةٌ
tertemiz
İsim
Kök: طهر
Dilbilgisi (i'rab)
مُّطَهَّرَةٌİsimism-i mef'ûl (edilgen ortaç)، dişil tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
وَهُمْ
ve onlar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdathâl (durum) vâvı، ön ek
هُمْİsimzamir، 3. çoğul eril
فِيهَا
orada
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِيEdatharf-i cer (edat)
هَاİsimzamir، son ek، 3. tekil dişil
خَٰلِدُونَ
ebedi kalacaklardır
İsim
Kök: خلد
Dilbilgisi (i'rab)
خَٰلِدُونَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، merfû (nominatif)

Meal

TR

İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

İman edip iyi işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! Oradan (cennetlerdeki) herhangi bir üründen kendilerine her ne zaman rızık verilirse, “Bu, bize daha önce verilmişti.” demiş (olacaklar)dır. Bu (rızık)lar onlara (dünyadakine) benzer olarak verilecektir. Onlar için orada (cennetlerde) tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedî kalıcıdır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

But give glad tidings to those who believe and work righteousness, that their portion is Gardens, beneath which rivers flow. Every time they are fed with fruits therefrom, they say: "Why, this is what we were fed with before," for they are given things in similitude; and they have therein companions pure (and holy); and they abide therein (for ever).

A. Yusuf Alipublic-domain

[Prophet], give those who believe and do good the news that they will have Gardens graced with flowing streams. Whenever they are given sustenance from the fruits of these Gardens, they will say, ‘We have been given this before,’ because they were provided with something like it. They will have pure spouses and there they will stay.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

And give glad tidings (O Muhammad) unto those who believe and do good works; that theirs are Gardens underneath which rivers flow; as often as they are regaled with food of the fruit thereof, they say: this is what was given us aforetime; and it is given to them in resemblance. There for them are pure companions; there for ever they abide.

M. Pickthallpublic-domain

And give good tidings to those who believe and do righteous deeds that they will have gardens [in Paradise] beneath which rivers flow. Whenever they are provided with a provision of fruit therefrom, they will say, "This is what we were provided with before." And it is given to them in likeness. And they will have therein purified spouses, and they will abide therein eternally.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

وأخبر -أيها الرسول- أهل الإيمان والعمل الصالح خبرًا يملؤهم سرورًا، بأن لهم في الآخرة حدائق عجيبة، تجري الأنهار تحت قصورها العالية وأشجارها الظليلة. كلَّما رزقهم الله فيها نوعًا من الفاكهة اللذيذة قالوا: قد رَزَقَنا الله هذا النوع من قبل، فإذا ذاقوه وجدوه شيئًا جديدًا في طعمه ولذته، وإن تشابه مع سابقه في اللون والمنظر والاسم. ولهم في الجنَّات زوجات مطهَّرات من كل ألوان الدنس الحسيِّ كالبول والحيض، والمعنوي كالكذب وسوء الخُلُق. وهم في الجنة ونعيمها دائمون، لا يموتون فيها ولا يخرجون منها.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

İlgili ayetler

Bu ayet nerede geçiyor?