← Sure 3

3:183

ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَآ أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ ٱلنَّارُ ۗ قُلْ قَدْ جَآءَكُمْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِى بِٱلْبَيِّنَـٰتِ وَبِٱلَّذِى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Kelime kelime

ٱلَّذِينَ
onlar ki
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
قَالُوٓا۟
dediler
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قَالُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِنَّ
şüphesiz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
عَهِدَ
and verdi
Fiil
Kök: عهد
Dilbilgisi (i'rab)
عَهِدَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
إِلَيْنَآ
bize
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَيْEdatharf-i cer (edat)
نَآİsimzamir، son ek، 1. çoğul
أَلَّا
inanmayalım
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
أَEdatmasdar bağlacı
لَّاEdatolumsuzluk
نُؤْمِنَ
inanan(lar)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
نُؤْمِنَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 1. çoğul
لِرَسُولٍ
hiçbir elçiye;
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
رَسُولٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
حَتَّىٰ
kadar
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
حَتَّىٰEdatharf-i cer (edat)
يَأْتِيَنَا
bize getirinceye
Fiil
Kök: أتي
Dilbilgisi (i'rab)
يَأْتِيَFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil eril
نَاİsimzamir، son ek، 1. çoğul
بِقُرْبَانٍ
bir kurban
İsim
Kök: قرب
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
قُرْبَانٍİsimeril، nekre (belirsiz)، mecrûr (genitif)
تَأْكُلُهُ
yiyeceği
Fiil
Kök: أكل
Dilbilgisi (i'rab)
تَأْكُلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 3. tekil dişil
هُİsimzamir، son ek، 3. tekil eril
ٱلنَّارُ
ateşin
İsim
Kök: نور
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
نَّارُİsimdişil، merfû (nominatif)
قُلْ
de ki
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قُلْFiilemir، 2. tekil eril
قَدْ
elbette
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
قَدْEdattahkik (kad)
جَآءَكُمْ
size gelmişti
Fiil
Kök: جيأ
Dilbilgisi (i'rab)
جَآءَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
رُسُلٌ
elçiler
İsim
Kök: رسل
Dilbilgisi (i'rab)
رُسُلٌİsimeril çoğul، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)
مِّن
benden önce
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلِى
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلِİsimmecrûr (genitif)
ىİsimzamir، son ek، 1. tekil
بِٱلْبَيِّنَٰتِ
açık delillerle
İsim
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
بَيِّنَٰتِİsimdişil çoğul، mecrûr (genitif)
وَبِٱلَّذِى
ve bu dediğinizle
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ٱلَّذِىİsimism-i mevsûl، eril tekil
قُلْتُمْ
dediniz
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
قُلْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَلِمَ
niçin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَİsimsoru
قَتَلْتُمُوهُمْ
onları öldürdünüz
Fiil
Kök: قتل
Dilbilgisi (i'rab)
قَتَلْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمُوİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
هُمْİsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِن
eğer
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنEdatşart
كُنتُمْ
idiyseniz
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
صَٰدِقِينَ
doğru
İsim
Kök: صدق
Dilbilgisi (i'rab)
صَٰدِقِينَİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril çoğul، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"

Diyanet İşleriall-rights-reserved

"Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onlarıniçin öldürdünüz?"

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

(Yahudiler) “Doğrusu Allah bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği (yakıp kor edeceği) bir kurban getirmedikçe hiçbir Elçi'ye inanmamamızı emretti.” demişlerdi. De ki: “Size, benden önce apaçık deliller, (özellikle) dediğiniz (konu) ve elçiler elbette gelmişti. Doğruysanız peki onları niçin öldürdünüz?”

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

They (also) said: "Allah took our promise not to believe in an messenger unless He showed us a sacrifice consumed by Fire (From heaven)." Say: "There came to you messengers before me, with clear Signs and even with what ye ask for: why then did ye slay them, if ye speak the truth?"

A. Yusuf Alipublic-domain

To those who say, ‘God has commanded us not to believe in any messenger unless he brings us an offering that fire [from heaven] consumes,’ say [Prophet], ‘Messengers before me have come to you with clear signs, including the one you mention. If you are sincere, why did you kill them?’

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

(The same are) those who say: Lo! Allah hath charged us that we believe not in any messenger until he bring us an offering which fire (from heaven) shall devour. Say (unto them, O Muhammad): Messengers came unto you before me with miracles, and with that (very miracle) which ye describe. Why then did ye slay them? (Answer that) if ye are truthful!

M. Pickthallpublic-domain

[They are] those who said, "Indeed, Allāh has taken our promise not to believe any messenger until he brings us an offering which fire [from heaven] will consume." Say, "There have already come to you messengers before me with clear proofs and [even] that of which you speak. So why did you kill them, if you should be truthful?"

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

هؤلاء اليهود حين دُعُوا إلى الإسلام قالوا: إن الله أوصانا في التوراة ألا نصدِّق مَن جاءنا يقول: إنه رسول من الله، حتى يأتينا بصدقة يتقرب بها إلى الله، فتنزل نار من السماء فتحرقها. قل لهم -أيها الرسول-: أنتم كاذبون في قولكم؛ لأنه قد جاء آباءكم رسلٌ من قِبلي بالمعجزات والدلائل على صدقهم، وبالذي قلتم من الإتيان بالقربان الذي تأكله النار، فَلِمَ قَتَل آباؤكم هؤلاء الأنبياء إن كنتم صادقين في دعواكم؟

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?