← Sure 4

4:94

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُوا۟ وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَـٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ ۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

Kelime kelime

يَٰٓأَيُّهَا
Ey
İsim
Kök: أيي
Dilbilgisi (i'rab)
يَٰٓEdatnidâ، ön ek
أَيُّİsimmansûb (akuzatif)
هَاEdatATT، son ek
ٱلَّذِينَ
kimseler
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلَّذِينَİsimism-i mevsûl، eril çoğul
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
Fiil
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
ءَامَنُFiilmâzî (geçmiş)، 3. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 3. çoğul eril
إِذَا
zaman
İsim
Dilbilgisi (i'rab)
إِذَاİsimzaman zarfı
ضَرَبْتُمْ
savaşa çıktığınız
Fiil
Kök: ضرب
Dilbilgisi (i'rab)
ضَرَبْFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فِى
yolunda
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
فِىEdatharf-i cer (edat)
سَبِيلِ
Allah
İsim
Kök: سبل
Dilbilgisi (i'rab)
سَبِيلِİsimeril، mecrûr (genitif)
ٱللَّهِ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
فَتَبَيَّنُوا۟
iyi anlayın dinleyin'
Fiil
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatcevap (netice)، ön ek
تَبَيَّنُFiilemir، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
وَلَا
demeyin
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
وَEdatatıf bağlacı، ön ek
لَاEdatnehiy (yasaklama)
تَقُولُوا۟
demeyesiniz
Fiil
Kök: قول
Dilbilgisi (i'rab)
تَقُولُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
وا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
لِمَنْ
kimseye
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
لِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَنْİsimism-i mevsûl
أَلْقَىٰٓ
veren
Fiil
Kök: لقي
Dilbilgisi (i'rab)
أَلْقَىٰٓFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
إِلَيْكُمُ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمُİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
ٱلسَّلَٰمَ
selam
İsim
Kök: سلم
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
سَّلَٰمَİsimeril، mansûb (akuzatif)
لَسْتَ
sen değilsin
Fiil
Kök: ليس
Dilbilgisi (i'rab)
لَسْFiilmâzî (geçmiş)، 2. tekil eril
تَİsimzamir، son ek، 2. tekil eril
مُؤْمِنًا
mü'min
İsim
Kök: أمن
Dilbilgisi (i'rab)
مُؤْمِنًاİsimism-i fâil (etken ortaç)، eril، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)
تَبْتَغُونَ
gözeterek
Fiil
Kök: بغي
Dilbilgisi (i'rab)
تَبْتَغُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
عَرَضَ
geçici menfaatini
İsim
Kök: عرض
Dilbilgisi (i'rab)
عَرَضَİsimeril، mansûb (akuzatif)
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
İsim
Kök: حيي
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلْEdatmarife (belirli)، ön ek
حَيَوٰةِİsimdişil، mecrûr (genitif)
ٱلدُّنْيَا
dünya
İsim
Kök: دنو
Dilbilgisi (i'rab)
ٱلEdatmarife (belirli)، ön ek
دُّنْيَاİsimdişil tekil، mecrûr (genitif)، sıfat
فَعِندَ
çünkü yanında
İsim
Kök: عند
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
عِندَİsimmekân zarfı، mansûb (akuzatif)
ٱللَّهِ
Allah'ın
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهِİsimözel isim، mecrûr (genitif)
مَغَانِمُ
ganimetler vardır
İsim
Kök: غنم
Dilbilgisi (i'rab)
مَغَانِمُİsimeril çoğul، merfû (nominatif)
كَثِيرَةٌ
çok
İsim
Kök: كثر
Dilbilgisi (i'rab)
كَثِيرَةٌİsimdişil tekil، nekre (belirsiz)، merfû (nominatif)، sıfat
كَذَٰلِكَ
böyle idiniz
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
كَEdatharf-i cer (edat)، ön ek
ذَٰİsimism-i işaret، eril tekil
لِEdatuzaklık، son ek
كَEdatmuhâtab، son ek، eril
كُنتُم
siz de
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كُنFiilmâzî (geçmiş)، 2. çoğul eril
تُمİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
مِّن
önceden
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
مِّنEdatharf-i cer (edat)
قَبْلُ
daha önce
İsim
Kök: قبل
Dilbilgisi (i'rab)
قَبْلُİsimmecrûr (genitif)
فَمَنَّ
lutfetti
Fiil
Kök: منن
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
مَنَّFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
ٱللَّهُ
Allah
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهُİsimözel isim، merfû (nominatif)
عَلَيْكُمْ
size
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
عَلَيْEdatharf-i cer (edat)
كُمْİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
فَتَبَيَّنُوٓا۟
o halde iyice anlayın
Fiil
Kök: بين
Dilbilgisi (i'rab)
فَEdatisti'naf (yeniden başlama)، ön ek
تَبَيَّنُFiilemir، 2. çoğul eril
وٓا۟İsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
إِنَّ
çünkü
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
إِنَّEdatmansûb (akuzatif)
ٱللَّهَ
Allah'a
İsim
Kök: أله
Dilbilgisi (i'rab)
ٱللَّهَİsimözel isim، mansûb (akuzatif)
كَانَ
şeyleri
Fiil
Kök: كون
Dilbilgisi (i'rab)
كَانَFiilmâzî (geçmiş)، 3. tekil eril
بِمَا
şeyleri
Edat
Dilbilgisi (i'rab)
بِEdatharf-i cer (edat)، ön ek
مَاİsimism-i mevsûl
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
Fiil
Kök: عمل
Dilbilgisi (i'rab)
تَعْمَلُFiilmuzâri (şimdi/geniş)، 2. çoğul eril
ونَİsimzamir، son ek، 2. çoğul eril
خَبِيرًا
haber almaktadır
İsim
Kök: خبر
Dilbilgisi (i'rab)
خَبِيرًاİsimeril tekil، nekre (belirsiz)، mansûb (akuzatif)

Meal

TR

Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

Diyanet İşleriall-rights-reserved

Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Elmalılı Hamdi Yazırpublic-domain

Ey iman edenler! Allah yolunda (savaş) yolculuğuna çıktığınız zaman (durumu) iyice araştırın! Size selam verene (barış teklif edene), dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin!” demeyin! (Çünkü) Allah’ın katında sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de böyleyken Allah size lütfetmişti; (durumu) iyice araştırın! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Mehmet Okuyanall-rights-reserved

EN

O ye who believe! When ye go abroad in the cause of Allah, investigate carefully, and say not to any one who offers you a salutation: "Thou art none of a believer!" Coveting the perishable goods of this life: with Allah are profits and spoils abundant. Even thus were ye yourselves before, till Allah conferred on you His favours: Therefore carefully investigate. For Allah is well aware of all that ye do.

A. Yusuf Alipublic-domain

So, you who believe, be careful when you go to fight in God’s way, and do not say to someone who offers you a greeting of peace, ‘You are not a believer,’ out of desire for the chance gains of this life- God has plenty of gains for you. You yourself were in the same position [once], but God was gracious to you, so be careful: God is fully aware of what you do.

M.A.S. Abdel Haleemall-rights-reserved

O ye who believe! When ye go forth (to fight) in the way of Allah, be careful to discriminate, and say not unto one who offereth you peace: "Thou art not a believer," seeking the chance profits of this life (so that ye may despoil him). With Allah are plenteous spoils. Even thus (as he now is) were ye before; but Allah hath since then been gracious unto you. Therefore take care to discriminate. Allah is ever Informed of what ye do.

M. Pickthallpublic-domain

O you who have believed, when you go forth [to fight] in the cause of Allāh, investigate; and do not say to one who gives you [a greeting of] peace, "You are not a believer," aspiring for the goods of worldly life; for with Allāh are many acquisitions. You [yourselves] were like that before; then Allāh conferred His favor [i.e., guidance] upon you, so investigate. Indeed Allāh is ever, of what you do, Aware.

Saheeh Internationalall-rights-reserved

AR

يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه إذا خرجتم في الأرض مجاهدين في سبيل الله فكونوا على بينة مما تأتون وتتركون، ولا تنفوا الإيمان عمن بدا منه شيء من علامات الإسلام ولم يقاتلكم؛ لاحتمال أن يكون مؤمنًا يخفي إيمانه، طالبين بذلك متاع الحياة الدنيا، والله تعالى عنده من الفضل والعطاء ما يغنيكم به، كذلك كنتم في بدء الإسلام تخفون إيمانكم عن قومكم من المشركين فمَنَّ الله عليكم، وأعزَّكم بالإيمان والقوة، فكونوا على بيِّنة ومعرفة في أموركم. إن الله تعالى عليم بكل أعمالكم، مطَّلع على دقائق أموركم، وسيجازيكم عليها.

Tafsir al-Muyassarfree-distribution

Bu ayet nerede geçiyor?